Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Son karar YSK’nın

<b>ANKARA</b><br>ANAYASA değişikliği paketinin Yüksek Mahkeme’den neden ve nasıl vize aldığını yaklaşan başkanlık seçimi sonuçlandığında daha iyi anlayacağız, anlatacağız.

Ama bugünlük sadece hukuki formatla yetinelim:

Türkiye Büyük Millet Meclisi, cumhurbaşkanını seçemediği için erken seçime zorlandı. 22. Yasama Dönemi seçim kararıyla sona erdi. Bu yasama döneminde kanunlaşamayan tüm taslak ve tasarılar kadük hale geldi. Anayasa değişikliği de referandum süreci tamamlanmadığı için aynı akıbete uğradı. Yani bırakın yürürlük hesaplarını, aslında referanduma bile sunulamaz.

Galatasaray Üniversitesi Rektör Yardımcısı ve Anayasa Hukukçusu Prof. Necmi Yüzbaşıoğlu şu yorumu yapıyor: "Bir yasama döneminde yapılacak olanlar yapılır, bu diğer yasama dönemini bağlamaz. 22 Temmuz’da bakarız sonuçlandırılmamış kanunlar var mı diye. Kanun nasıl sonuçlanır? Resmi Gazete’de yayınlandıktan sonra sonuçlandırılır. Ama 22 Temmuz’a yetişmemiş. Kanun sonuçlandırılmadığı için YSK’nın kanunun kadük olduğuna karar vermesi ve ’referandum yapılamaz’ demesi beklenir."

Ama burası Türkiye... Hukuksuzluktan en fazla şikáyet edenler genellikle yargıya en fazla karışanlardır. O yüzden bekleyelim, görelim YSK ne diyecek. Bakalım bu ülkede yargıç kalmış mı?

Keşke Mumcu’ya sorabilsek

HER tartışmayı halka götüreceksek Meclis’i lağvedelim gitsin... Zaten temsili parlamenter sistemi hiç sevemedik, 3.5 darbeyle murdar ettik. Padişahlık, pardon başkanlık sistemine geçelim, bitsin.

Yalnız yeni sistemin adına demokrasi demek de zor olacak, baştan söyleyelim. Çünkü parlamentoda çoğunluğun istediği de konuşuluyor, azınlığın dediği de oluyor.

Her konuyu halka götüreceksek, yüzde 49’u tamamen silip atmış olmayacak mıyız?

Cumhurbaşkanı’nın halk tarafından seçilmesi projesinde AKP’yi anlayabiliyorum. 360’tan fazla milletvekiliyle cumhurbaşkanı seçememeyi içlerine sindiremediler. Sistemle hesaplaşmanın yolunu "millete gidiyoruz" hayhuyu ile ucuza getirdiler.

Ama ya Anavatan Lideri Erkan Mumcu’ya ne demeli? Keşke birleşme olsaydı, Mumcu siyaseten bu ölçüde mağdur edilmeseydi diyoruz. O zaman AKP’ye verdiği destekle yaratılan siyasi kaostaki sorumluluğu hatırlatılır, nedeni sorulurdu?

Almancası suç olabilir

AKP’nin ilginç bir seçim afişi var: "Tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet."

Muhtemeldir ki, parti liderliğinin Güneydoğu ve terör politikasındaki tereddüdü nedeniyle uğradığı eleştirilere yanıt olsun diye düşünülmüş... İyi, güzel de acaba fazla ileri gidilmemiş mi?

Bu afişin özetini 1938 yılında Avusturya’yı işgal eden Naziler tasarlamış. "Tek millet (ein volk), tek devlet (ein reich), tek önder (ein Führer)" diye kısa yoldan mesaj vermişler.

Şaka bir yana AKP’yi uyarmak istedim. Yurtdışında yaşayan Türkleri oy kullanmaya teşvik amacıyla bazı seçim afişleri yabancı dile çevriliyor, iyi de oluyor.

Yalnız bu afişi çevirmesinler, Almancası suç teşkil edebilir.

Karşı görüş ve katkı

"Cumhurbaşkanlığı seçiminde tarafsızlık ilkesini kimse gündeme getirmiyor. Özal ve Demirel ile bir hata oldu diye devam edebilir gibi düşünülüyor. Bence çok yanlış. Hatadan dönmek gerekiyor. Halk hangi bilgi birikimi ile cumhurbaşkanı seçebilir ki? Sadece bildiği bir politikacıyı seçer. Yani biz politikacı cumhurbaşkanlarına mecbur mu olmalıyız? Örnek olarak cumhurbaşkanlığının en popüler adayı Abdullah Gül’ü inceleyelim. ’Erkeksen...’ tipi beyanlarda bulunan Gül’ün bu hırsla ülkenin idaresinde tarafsız olacağına inanıyor musunuz?

(Funda YAMANEL)
X

YAZARIN DİĞER YAZILARI