Eğitim Haberleri

EĞİTİM

    Sınavlar tek çare olmamalı

    Yrd. Doç. Dr. Ömer KUTLU - Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi
    10 Nisan 2017 - 09:09Son Güncelleme : 10 Nisan 2017 - 09:10

    Her çocuğumuz yetenekli. Asıl olan onların yeteneklerini, yaratıcılıklarını ve özgün yanlarını keşfedecekleri ve geliştirecekleri eğitim ortamlarının onlara sunulması. İlkokuldan liseye kadar okuldaki 12 yılının neredeyse yarısını sınavlara hazırlanarak ve soru çözerek geçiren bir öğrencinin dünyamıza katacağı çok az şey olabilir. Araştırmalar, çocuklarımıza çok sayıda soru çözdürerek başarılarını arttıramayacağımızı ortaya koyuyor.

    Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) Ortaöğretim Genel Müdürlüğü tarafından Türkiye genelinde 277 bin 188 öğretmenin katılımıyla uygulanan bir anket çalışmasının sonucunda hazırlanan ‘2016 İzleme ve Değerlendirme Raporu’nda açıklanan bulgular eğitim açısından önemli ipuçları veriyor. Araştırmaya göre, öğrencilere devamsızlık yapmamalarıyla ilgili bilgi veriliyor olmasına rağmen neredeyse tüm okul türlerinde okula devamsızlık önemli bir sorun. Öğretmenler büyük ölçüde, öğrencilerin keyfi olarak devamsızlık yaptıklarını belirtiyor. Araştırmada ele alınan mutsuzluk, akademik başarısızlık, akran baskısı ve şiddet gibi etkenlerin de bunda rol oynadığı gözden kaçırılmamalı. Devamsızlıkla ilgili bulgu, MEB tarafından hazırlanan ‘2013 İzleme ve Değerlendirme Raporu’nda da göze çarpıyor.

    Bu durum okulun bir cazibe merkezi olmaktan giderek uzaklaştığını gösteriyor. Okulların öğrencileri bünyesine çekecek bilimsel, sosyal, sanatsal, kültürel çalışmaları ihmal ettiği biliniyor. Öğrenciler hem ortaöğretime geçişte girdikleri Temel Eğitimden Ortaöğretime Geçiş (TEOG) için hem de yükseköğretime geçişte girdikleri sınavlar için 3-4 yıl öncesinden hazırlık yapmaya başlıyorlar. Birçok okul, başarısını sınav başarısıyla eşit olarak görüyor, bu nedenle de sınav başarısını artırıcı uygulamaları destekliyor. Öğrencilerin bulduğu fırsatları sınava hazırlık için değerlendirmeye çalıştıkları göz ardı edilmemeli.

    Sözü edilen 2016 araştırmasının en çarpıcı bir diğer bulgusu ise öğretmenler, öğrencilerin hazır bulunuş düzeyini (ilk ve ortaokul düzeyinden getirmeleri gereken temel bilgi ve beceriler) son derece yetersiz görüyorlar.

    Okullar sınava odaklanıyor

    1998 yılından itibaren Türkiye’de çeşitli sınıf düzeylerinde yapılan ulusal (ÖBBS) ve uluslararası öğrenci başarısını belirleme sınavlarının (PIRLS, TIMSS, PISA) bulguları öğrencilerimizin okuma, fen ve matematik alanında çoğunlukla alt düzey düşünme gerektiren bir başarı diliminde yer aldığını ortaya koyuyor. Özellikle 2001 yılından itibaren temel bilişsel becerilerin kazanılamadığını gösteren bu bulgulara rağmen Türk eğitim sisteminde ciddi önlemlerin alınmadığı da göze çarpıyor.

    MEB’in bir politika oluşturmadığı bu durum karşısında okullar temel düşünme becerilerinden (okuduğunu anlama, problem çözme, eleştirel düşünme, yaratıcı düşünme) çok sınav başarısının geliştirilmesine odaklı bir tutum içinde yer alıyorlar. Bu durumda okul yöneticilerinin, öğretmenlerin ve ailelerin, öğrencilerin aldığı çoktan seçmeli testler ile çözdükleri soru sayılarını temel becerilerden daha değerli gördükleri söylenebilir. Oysa Türkiye’de yapılmış birçok araştırma öğrencinin ders ve sınav başarısıyla soru çözme sayısı arasında ters (negatif) yönde bir ilişki olduğunu gösteriyor. Araştırmalar, çocuklarımıza çok sayıda soru çözdürerek başarılarını arttıramayacağımızı ortaya koyuyor. Başarının nasıl arttırılacağı daha ayrıntılı anlatılacak.

    ‘2016 İzleme ve Değerlendirme Raporu’ yükseköğretime geçiş sınavı açısından üzerinde düşünülmesi gereken önemli bulgulara sahip. Ancak tüm eğitim paydaşları için önemli olan bulgulardan biri de sosyal, kültürel ve sportif etkinliklerin artırılmasının akademik başarıyı olumlu yönde etkilediği. Tüm paydaşlarıyla sınava odaklanmış olan Türkiye’de öğrencilerimizin sözü edilen etkinlikleri düzenli olarak neredeyse hiç yapamadıkları ya da basit ödevler düzeyinde yapabildikleri biliniyor.

    Öğrenci toplulukları (Atatürkçü düşünce, felsefe, fen ve teknoloji, girişimcilik, drama vb.) kapsamındaki çalışmalar; şiir, edebiyat, tiyatro, söyleşi, sergi, resim, seramik, müzik gibi kültürel ve sanatsal etkinlikler; fen ve sosyal bilimleri günleri, bilimsel proje etkinlikleri, panel, sempozyum gibi bilimsel çalışmalar; spor takımları kurma, turnuvalar düzenleme gibi sportif etkinlikler okullarımızda ne yazık ki çok az yapılıyor. Böyle bir durumda okulların çocuklarımıza kazandırması gereken temel beceriler, bilimsel düşünme yolları, aktüel ve entelektüel duruşu geliştiren ve zenginleştiren kültürel ve sanatsal çalışmalar ihmal ediliyor.

    Testlerden elde edilen başarı da düşük

    Özellikle 1980’li yıllardan itibaren dünyanın birçok ülkesi, “Her çocuk için yaşamda gerekli olan temel bilgi ve beceriler okul tarafından kazandırılmalı” anlayışını benimsedi. 1990 yılında Türkiye’nin de içinde yer aldığı bu ülkeler, ‘Herkes İçin Eğitim Dünya Beyannamesi’ni yayınladı. Buna rağmen yaşamın beklentileriyle, okulun kazandırdıkları arasında açık ara bir fark oluşuyor. Dünyada giderek artan savaş, açlık, şiddet, göç, gelirin eşitsiz dağılımı, uyuşturucu kullanımı, insanlar arasındaki iletişimsizlik, küresel ısınma, su kirliliği, ormanlara zarar verilmesi gibi doğal ve toplumsal sorunlar insanlığın geleceğini tehdit ediyor. Türkiye bu sorunların dışında değil.

    Dünyadaki pek çok ülke ise, bu sorunların en önemli çözüm kaynağını eğitimde görüyor. Buna rağmen bakanlığın sık sık eğitim politikalarını değiştirmesi, araştırmaya dayanmayan ideolojik kararlar alması ve bunları uygulamaya koyması, bilimsel araştırmaların bulgularından neredeyse hiç yararlanmaması gibi yaklaşımları Türk eğitim sisteminin sorunlarını daha da büyütüyor.

    Tüm bu gerçeklere rağmen MEB ve okullar, Türkiye’nin eğitim sorunlarından ve bu sorunlara ışık tutan araştırmaların bulgularından daha çok TEOG, Yükseköğretime Geçiş Sınavı (YGS) ve Lisans Yerleştirme Sınavları (LYS) gibi sınav sonuçlarından etkileniyor. Bu sınavlar, öğrencilerin testlerde başarılı olmasını sağlamak için okulları, aileleri teste bağlı çalışmalara yönlendiriyor. Buna rağmen bu testlerde yanıtlanan ortalama soru sayılarına bakıldığında elde edilen başarının düşük olduğu da görülüyor.

    Temel becerileri gerçek yaşamda kullanabilen öğrenci başarılı olur

    Dünyada eğitime önem veren birçok ülke öğrenci başarısını artırmak için bir yandan okul standartlarını geliştiriyor, bir yandan da öğretmen ve öğrenci donanımını zenginleştirecek kararlar almaya çalışıyor. Bu deneyimler her ülke için zengin örnekler oluşturabiliyor. Günümüzde öğrenci başarısı üzerine çalışmalarını yoğunlaştırmış bilim insanları ve belirlenmiş evrensel ölçütler açısından eğitimde daha yüksek kaliteyi yakalamış ülkeler başarılı öğrenci kavramını şöyle tanımlıyor:

    Okulun öğrenme kazanımlarından edindiği temel bilgi ve becerileri gerçek yaşamda (doğa ve toplum yaşamı) kullanabilen bir öğrenci başarılı olur.

    Bir öğrencinin gerçek yaşamda karşılaştığı doğal ve toplumsal olayları anlayabilmesi, olaylar arasında neden-sonuç ilişkileri kurabilmesi, bunların gelecekte alacağı durumlar hakkında tahminlerde bulunabilmesi ve olayların verebileceği zararı azaltmak ya da yok etmek için kontrol altında tutacak önlemler alabilmesi, öğrencilerin üst düzey düşünme gerektiren becerilere sahip olmasıyla olanaklı.

    Bir okulun, öğrencilerde üst düzey düşünmeyi sağlayabilmesi; problem çözme, araştırma yapma, bilimsel düşünme, eleştirel düşünme, toplumsal tarihin önemini anlama, yaratıcı düşünme gibi bilişsel; özgüven, özyeterlik, kararlılık, esneklik, problem çözmeye açıklık gibi bireysel; iletişim kurma, farklılıklara saygı duyma, sorumluluk alma, zamanı etkili kullanma gibi sosyal yeterlikleri geliştirmesine bağlıdır. Okullar ve aileler çocuklarında bu yeterliklerin gelişmesini ve zenginleşmesini sağlayıcı sanatla, kültürle, doğayla, toplumla ve sporla ilgili çalışmalara mutlaka yer vermeli. MEB’in, bu anlayışın okullarda nasıl uygulandığıyla, karşılaşılan sorunların ve güçlüklerin neler olduğuyla ve bu olumsuzlukların nasıl giderilebileceğiyle ilgili alanın yetkin uzmanlarıyla bilimsel araştırmalar yapması gerekiyor.


    Kesinlikle kabul etmeliyiz, her çocuk yetenekli

    Türkiye eğitim kademeleri arasındaki geçişleri, neredeyse 1950’li yıllardan beri sınavlara dayalı olarak yürütüyor. Seçme ve yerleştirme sınavları Türkiye’nin önüne tek seçenek olarak sunuluyor, öğrencileri yükseköğretime daha akılcı ve gerçekçi biçimde yerleştirecek başka modeller yokmuş izlenimi yaratılıyor. Ne tür modeller olabileceği başka bir yazının konusu olabilir.

    Artık şunu kesinlikle kabul etmeliyiz, her çocuğumuz yetenekli. Asıl olan onların yeteneklerini, yaratıcılıklarını ve özgün yanlarını keşfedecekleri ve geliştirecekleri eğitim ortamlarının onlara sunulması. İlkokuldan liseye kadar okulda geçirdiği 12 yılın neredeyse yarısını sınavlara hazırlanarak ve soru çözerek geçiren bir öğrencinin dünyamıza katacağı çok az şey olabilir. Türkiye’de 1950’li yıllardan günümüze çok şey değişti; tıp bilimlerinde, mühendislik bilimlerinde (inşaat, otomotiv, elektrik-elektronik, makine vb.), fen bilimlerinde (fizik,  kimya, biyoloji) ... İnsanın davranışlarına yön veren ilgi, değer, tutum, kişilik gibi psikolojik özelliklerin geliştirilmesinde olumlu yönde çok yol alınabildiği söylenebilir mi?

    Türkiye, çocuklarını ve gençlerini doğru yetiştirecek modelleri bilimin ve bilimsel araştırmaların ışığında bir an önce kurmak zorunda.

    Etiketler: OKUL , ÖĞRENCİ , Sınav , TEOG , LYS , YGS , MEB
    

      EN ÇOK OKUNANLAR

        Sayfa Başı