Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Sigaracıları şutlayan Formula CocaCola’yı bekliyor

İstanbul’da da bir <B>F1</B> pisti açılacağını duyduğumda, F1 yarışlarının sadece <B>Monako</B>’da <B>Monte Karlo </B>pistinde yapıldığını sandığımdan, çok şaşırmıştım. Bilgisizliğimi ve ilgisizliğimi artık varın siz hesaplayın.

Ancak İstanbul’da da bir pist açılacak olması, benim de merakımı kamçıladı. Formula 1 meraklıları, dört dönüp duran garip görünüşlü arabaları, çoğunlukla televizyondan seyretmekten acep ne anlar diye düşünüp durmaya başladım.

Merakımı giderecek fırsat geçen hafta doğdu. Panasonic’in İspanya’da düzenlediği uluslararası basın toplantısına davet edilince, program kapsamında Toyota-Panasonic takımıyla, Formula 1 test sürüşü olduğunu öğrenince hemen atladım.

Atlayışımın tam bir sazan atlayışı olduğunu İspanya’nın Jerez şehrindeki piste gidince anladım.

Test sürüşü denince ben otomobile binip, bizzat test edeceğimi sanmıştım. Gerçi herbiri teknoloji harikası F1’leri yalnız başıma kullanmama izin vereceklerini sanacak kadar da saf olduğumu sanmayın. Ama en azından belki test pilotuyla birlikte, bir F1’e bineriz diye umuyordum. Test sürüşü dedikleri meğerse, antrenman amaçlı Jerez pisti turlarıymış.

Başta sıkı bir hayıflanma faslı geçirdim ama iyi ki gitmişim.

Önce pistin tam üzerinde kurulu, F1’lerin vızır vızır ayaklar altından geçtiği VIP locasına alındık. F1’lerin yüzlerce metre ötedeki karşı virajdan görünüp, birkaç saniye içerisinde ayaklarımızın altında geçmesini seyrettikten sonra gruplar halinde garajlara ve padok alanına götürüldük. Normalde çok az kişinin kabul edildiği bu alanlarda yarışlarla ilgili özet bilgilerle de donatıldık.

Formula yarışlarında şov dünyasının en katı kuralları geçerli. Örneğin otomobilleri ve yedek parçaları pistlere taşıyan TIR’ların askeriye disipliniyle cilalanması gerekiyor. TIR’ların üzerindeki en ufak bir leke, bir parmak izi takımların cezalandırılmasına yol açıyor.

Yarışlara katılan Ferrari’ler, klasik Ferrari kırmızısında değil, farklı bir tonunda boyanıyorlar. Bu farklı ton televizyon ekranında klasik Ferrari kırmızısı olarak görülüyormuş.

Formula takımlarının en büyük gelir kaynağı sponsorlar. F1’e en fazla sponsor geliri aktaran sektör ise, medyada reklam yapmaları yasak olan sigara markaları.

Ancak bu yazdan itibaren Avrupa’da sigara reklamı istisnasız her yerde yasaklanıyor. Bu da sigara reklamlarının nihayet F1’lerden de def edilmesi anlamına geliyor. F1’cilerin yeni umudu CocaCola’nın sponsorluğu.

CocaCola prensip kararı gereği, sigara gibi bir sektörün burnunu soktuğu hiçbir mecraya girmiyor. F1’cileri sigaraların kışkışlanmasıyla CocaCola’nın mutlaka bir takıma sponsor olacağını düşünüyorlar.

Toyota-Panasonic F1 takımının kaptanı, İstanbul pistinin açılmasının heyecan verici olduğunu söylüyor. Yeni bir pist her zaman için heyecan vericidir, diyor. Ama İstanbul pistini en heyecan verici pistler arasında saymıyor. F1 meraklıları İstanbul pistinin özelliksiz bir pist olduğunu söylüyorlar.

Teknolojinin Türkçesi buysa

Vestel’in reklam sloganını duymuşsunuzdur; ‘teknolojinin türkçesi’... Küçük harflerle yazamaları Türkçe dilbilgisi bilmemekten değil modaya özenmekten. Katılmasam da anlarım. Ama ‘teknolojinin türkçesi’ diye slogan atıp her reklamda, tüm ürünlere ve ürün özelliklerine İngilizce isim koymanın alemi nedir anlayamıyorum. Vestel bu slogana geçti geçeli, yaptığı her reklamda yazayım deyip, sonra belki düzeltirler umuduyla yazmaktan vazgeçiyordum. Son reklamlarını görünce artık dayanamadım. DMP televizyon ismini koydukları bir televizyon çıkartmışlar. Di Em Pi diye okuyorlar. Digital Media Player anlamına geliyormuş. Ekrana gelen görüntülerde uçuşan diğer kelimeler de şöyle, ‘photo’, ‘music’, ‘video’, ‘file’.

Teknolojinin Türkçesi buysa İngilizcesi nasıl olur merak ediyorum.

Microsoft cepte Nokia’ya teslim

İki gündür Fransa’nın Kan şehrindeyim. Hava güneşli olmasına rağmen kış soğuğu kendini hissettiriyor. Film festivaliyle ünlü şehrin plajları üstsüzler yerine cepçilerin işgali altında. Cepçiler dediysem yanlış anlamayın, cep telefonu sektörü mensuplarından bahsediyorum. Dünya Cep Telefonu Kongresi 3GSM’in bu yıl Kan’daki son yılı. Seneye Barselona’da yapılacak.

3GSM Kongresi’nden önemli haberleri ve kapsamlı bir değerlendirmeyi Hürriyet e.yaşam’ın haftaya cuma günü yayınlanacak sayısında bulacaksınız. Ben şimdilik kongrede yapılan en önemli açıklamaya değinmekle yetineceğim.

Cep telefonu pazarının en büyük oyuncusu Nokia, bilgisayar sektörünün en büyük oyuncusu Microsoft’la yaptığı çok önemli bir anlaşmayı duyurdu. Bu anlaşmaya göre Nokia’nın iş adamlarını hedefleyen gelişkin modelleri yakında Microsoft ofis yazılımlarıyla eşgüdümlü olarak çalışabilecek. Yani kullanıcılar ofisteki e.posta mesajlarını, ajanda bilgilerini ve diğer verilerini cep telefonundan eşzamanlı olarak görebilecek, değiştirebilecekler.

İki firma arasındaki anlaşmanın cep telefonu kullanıcıları için pratik avantajlar sunacağı kesin. Ama anlaşmanın asıl önemli yanı Microsoft’un cep telefonu sektörüne girmek için uzun süredir sürdürdüğü mücadeleden pes diyerek ayrıldığının göstergesi olması.

Ofis yazılımlarıyla senkronizasyon Microsoft’un ceptel sektörüne girebilmek için kullandığı en büyük kozdu. Bu kozu sektörün en büyüğü Nokia’ya devretmekle, sektörde zaten bir süredir konuşulmakta olan ricadını tescillemiş oluyor.
X