Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Şiftetelli Turkiko

Yazı programıma bugün TBMM’nin açılışı ve ilk meclisin anlamı üzerine yazmayı not etmişim.

Ama 20 nisan günü CNN-Türk’te Mehmet Ali Birand’ın Manşet programını izleyince, bu programdan edindiğim izlenimler üzerine yazmamın doğru olacağını düşündüm. Program Atina’da Atina Üniversitesi siyasal bilim öğrencileriyle yapılıyordu. Öğrenciler salonda oturuyordu. Uzun kürsüde galiba altı tane yetişkin vardı: Atina Belediye Başkanı Dora Hanım, Yunanistan eski Dışişleri Bakanlarından Pangalos, iki milletvekili ve iki öğretim üyesi profesör...
En kötüsü Mehmet Ali Birand kadar olmak üzere hepsi İngilizce konuşuyordu. Hepsi sakindi, sıkıntısız görünüyorlardı. Genç erkekler temiz yüzlüydü, bakımlıydılar. Genç kızların bazıları saçlarını sarıya boyatmışlardı. Görünüş olarak bizim çocuklardan hiçbir farkları yoktu.
Mehmet Ali Birand’ın programını izlerken, acaba Yunan tarafı da Türkiye’de böyle bir televizyon programı yaptı mı diye düşündüm.
***
Kürsüde oturanlar da öğrenciler de Türkiye Başbakanı Erdoğan’ı ve uyguladığı Kıbrıs ve Yunan politikasını istisnasız çok beğeniyorlardı. “Kirye Erdoğan ve hükümetiyle iyi de onlar giderse ne olacak?” diyorlardı. Kirye Erdoğan’dan memnundular, demek ki başta Ecevit olmak üzere öteki başbakanların politikalarını beğenmiyorlardı. Oysa Türk-Yunan ilişkilerini Ecevit’in başbakanlığı döneminde, İsmail Cem ve Yunan (“Yunanlı” demek yanlıştır. “Türklü” demeye benzer) meslektaşı yönetiminde düzelmeye başlamıştı. Hiç kimse bundan söz etmedi.
***
Mehmet Ali Birand ikide bir karşı düşüncede olanların da söz almasını istiyordu ama konuşmacıların büyük bir çoğunluğu, referandumda “Hayır!” oyu verecek olan Kıbrıs Rumlarını anlayışla karşılıyordu. Çünkü Rum tarafı ile Türk tarafı arasında büyük bir gelir ve refah farkı vardı, Rum tarafı kendi durumunu korumak istemekle haklıydı. Sonra bir güvenlik sorunu da vardı, adada bulunan Türk askerleri ne olacaktı? Ayrıca Rum tarafının federatif çözümü bir tür yenilgi olarak kabul etmesini de anlayışla karşılamak gerekiyordu. Federatif çözüm tümüne sahipken egemenliğin bir bölümünden vazgeçmek anlamına geliyordu...
Rum tarafından “Hayır”, Türk tarafından “Evet” çıkmasının da büyük bir önemi yoktu. İşleri zamana bırakmak daha doğru olurdu.
Konuşmacılara hak verdim. Yunan ya da Rum olsaydım belki ben de böyle konuşurdum. Hiçbiri ne kadar demokrat olduğunu kanıtlamak için ülkelerinin aleyhine konuşmayı aklına bile getirmiyordu.
***
Ama şunu da düşündüm: Hiçbir konuşmacı 1974 Türk müdahalesinin nedenleri üzerine konuşmadı. Makarios’un Kıbrıs Cumhuriyeti’nin temellerini dinamitleyen politikalarını eleştirmedi. EOKA’nın Türklere yaptığı katliamdan, Yunanistan’ı yöneten Albaylar cuntasının EOKA ve Rum darbecilerle yaptığı kanlı işbirliğinden söz etmedi. Sanki bunların hiçbiri olmamış, Türk ordusu Kıbrıs’ın kuzeyini Türkiye’nin emperyalist politikalarını gerçekleştirmek için işgal etmişti.
Bir ara böyle bir programa bizim üniversitelilerin, politikacıların ve aydınların katıldığını düşündüm, kan gövdeyi götürürdü. Bir taraf, çok daha iyi şeyler söylemek olanağı varken hamasi nutuklar atardı. Bir taraf Rum, Yunan ve AB ağzıyla Türkiye’yi acımasızca eleştirirdi. Aklı başında konuşmacıların sözleri de güme giderdi.
Aslına bakarsanız, Atina’dan yapılan canlı yayında konuşanların hepsi Kıbrıs sorununa milliyetçi yaklaşım içindeydi. Ama duygu ve düşüncelerini denetlemeyi öğrenmişlerdi.
***
İki gün sonra dananın kuyruğu kopacak, 1 Mayıs 2004 günü de dana kuyruksuz kalacak ve Yunan ve Rumların deyimiyle “Kirye” Erdoğan ve hükümeti dış politikanın cicim aylarının sona erdiğini görmeye başlayacak.
X

YAZARIN DİĞER YAZILARI