Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Serdar Turgut: Ve işte gerçekler






Serdar TURGUT

IMF'nin bir ülkede işleri yürüteceklerin ismine kadar belirleyici olması normal değildir.

Hatta bugüne kadar kurumun pratiğinde böyle bir olay da pek görülmemiştir.

Bugün Türkiye'nin yönetimi, Türkiye'nin elinden alınmak üzeredir.

Buna hemen tepkiler vermek, milliyetçi sloganlar atmak, kapitülasyonlar başladı demek, özgürlük elden gidiyor söylemlerine girmek belki bizi rahatlatır ama ana meseleyi çözmez.

Ne olup bittiğini anlamamız ve ona göre tavır belirlememiz lazımdır; çünkü dünya kapitalizminin kuruluşlarının bir tek Türkiye'ye bu şekilde davranmalarının önemli nedenleri vardır.

* * *

Bugün dünyada sistem kavgası yoktur artık. Her ülkede farklı siyasetler her zaman olacak, belki sosyalistler bazı ülkelerde başa gelecek, belki yeni programlar uygulayacaklardır.

Ancak dünya sistemi kapitalizmdir, üstelik tek bir merkez, Amerika bu sistemin belirleyicisidir.

Kapitalist dünya sistemi açısından en önemli nokta, sistemin düzgün işlemesidir.

Bu, arada krizlerin olmayacağı, sistemin içindeki bazı ülkelerde iniş çıkışların yaşanmayacağı anlamına gelmez.

Düzgün işleme, bazı sistemin bütününde mekanizmaların planlı ve önceden belirlenmiş ilkelere göre aksamadan yürütülmesi demektir.

IMF, Dünya Bankası gibi üst kuruluşlar, çok farklı kültürden, tarihsel geçmişten, siyasetten oluşan ülkelerin, kapitalist dünya sistemi içinde uyumlu bir birliktelik göstermeleri için gerekli koşulları, koordinasyonu sağlama görevini üstlenmişlerdir.

* * *

Sistem içinde yer alan bir ülke, kendi içinden kaynaklanan nedenlerle krize girerse, buna verilecek tepkilerin kapitalist dünya sisteminin işleyişini bozmamasına çalışmak bu iki kurumun görevidir.

O ülkede siyasi konularda ne kadar fırtına koparsa kopsun, ülke ekonomisi dünya sisteminin geleceğini tehdit edici boyutta gelişmeler göstermezse sorun da yoktur aslında.

Türkiye çok uzun yıllar boyunca yaşamış olduğu bütün krizlere rağmen dünya sisteminin işleyişini tehdit edici boyutta bir şey yapmadı.

Ve dolayısıyla da sistemin merkezi ile olan ilişkilerimiz hep ekonomik yaptırımlar düzeyinde kaldı.

Ancak Türkiye'nin son geldiği noktada durum, dünya sisteminin geneli açısından vahimdir.

Bu ülkenin ekonomisi çok büyüktür; ayrıca demokratik bir çerçevede Müslüman bir ülkenin de var olabileceğinin kanıtı olması için seçilmiştir Türkiye, Batı tarafından.

Öyle büyük ekonomik ve siyasi risk taşımaktadır ki Türkiye'nin kaybedilmesi, dünya kapitalist sistemi böylesi bir riski katiyen üstlenemezdi.

Türkiye kendi başına bırakıldığı takdirde sadece kendisini batırmakla kalmayacak, dünyadaki domino taşlarını da feci bir şekilde oynatacaktı.

İşte IMF ve Dünya Bankası, Türkiye'de kuruluşları yöneteceklerin ismini belirlemeye kadar varan siyasi müdahale aşamasına bu nedenle gelmiş durumdalar.

* * *

İşin tuhafı bugün bu müdahaleye en çok tepki gösteren siyasetçiler, bu müdahaleden en çok yarar gören kesimi oluşturuyorlar, bunun farkında değiller.

Türkiye'de yapılması gereken şeyler var. Bu yapılması gereken şeyleri var olan siyasi yapıdaki hiçbir parti yapmaya cesaret edemez; çünkü bu siyasi intihar olur onlar açısından.

Bakmayın siz arada bir onunla kavga ettiklerine; Kemal Derviş bizim siyasilerin yapmak zorunda oldukları şeyleri yapmak için geldi ve kurtardı onları yükümlülükten.

Kavga edeceklerine, her gün şükretmeliler onun gibi bir insanın bulunmuş olmasına.

O gelmeseydi, dünya kapitalizmi kendi sistemini hem ekonomik hem de siyasi açıdan tehlikeye düşürmemek için bütün bunları yine de yaptırtacaktı bize. Belki de o zaman Enis Öksüz aynı şeyleri kendisi yapmak zorunda kalacaktı.

Kemal Derviş'in bakan olarak siyasi yaşamı en fazla iki yıldır. Ondan sonra siyasi hayatı olması mükün değildir; çünkü dünya kapitalizmi Türkiye'den öylesine adımları bekliyor ki bunları uygulamaya soyunan kişinin siyasi yaşamının olabilmesi çok zordur.

İki yıl sonra o gidecek, geride kalanlar ise yeni kurulan sistemde yeni bir siyasi anlayışla var olacaklardır. Bu yeni sistemden belki hoşlanmayacaklar ama ‘‘hálá daha hayattayız, siyasi yaşamımız da sürüyor, buna da şükür’’ diyerek Derviş'in kendileri açısından kıymetini, gecikmeli de olsa anlayacaklardır.

Yani bugün olanlar kısa vadeli şovlardır, uzun dönemde olacak ise çoktan bellidir.

X