Serdar Turgut: Mecburi yazı

Serdar TURGUT
Haberin Devamı

Pazar akşamı TRT-1'de son derece ilginç bir program vardı.

Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in cevaplarıyla sunduğu programın konuğu programa sorularıyla katılan gazeteci Kurtul Altuğ oldu.

Gazeteci Kurtul Altuğ, Cumhurbaşkanı Demirel'in cevaplarına çok ilginç sorularla yanıt verdiği için program da gayet renkli geçti.

***

Bir şeyi itiraf etmeliyim. Aslında bugünkü yazım biraz önce bitmiş durumda.

Pazar akşamından beri bunu yazmak için bekliyorum ve nihayet yazarak içimi rahatlattım.

Ne yazık ki mesele üç cümleyle özetlenebiliyor. Yazıyı daha fazla uzatmaya imkán yok. Dolayısıyla ben de orada burada dikkatimi çeken şeylere sizin de dikkatinizi çekerek, bugün yamalı bohça gibi bir yazıyla satır doldurmaya karar verdim.

***

Trafik tatbikatlarında yaşanan olaylar çığ gibi büyüyor.

Bu son olay da yine şirin mi şirin olan bir şehrimizde cereyan etti.

Tatbikat yapılacak polisler doldurmuş etrafı.

Bizim halk sokakta yaşanan olaylara çok meraklıdır. Örneğin bir yerde sadece inşaat kazısı yapılıyor olsun, bu son derere rutin olayda bile mutlaka insanlar makinenin yaptığı kazıyı büyük bir merak ve heyecanla izler.

Tatbikatlarda heyecan dozu daha da artıyor doğal olarak.

O şehrimizde de heyecanlı vatandaş tatbikata bir an önce yetişmek için acele ederken arabasına hákim olamıyor ve önde yürümekte olan komisere güm diye çarpıyor.

Komiser yerlere yuvarlanıyor, kafasını kaldırıma çarpıyor.

Komisere bir şey olmuyor.

Bu memlekette insanı yolda ezilmeyecek bir tek meslek grubu varsa o da polisler olmalı, bilmem anlatabiliyor muyum?

Yani genel yayın yönetmeni ezseniz fazla üzülen, kızan olmaz. Ama polis ezince kızan çok oluyor.

Neyse, işin felsefesi bir yana, komiser ayağa kalkıyor, kendisine vuran arabanın oraya doğru yürüyor.

Arabanın şoförü tam indiği sırada komiser ona bir yumruk çakıyor ki sormayın gitsin. Adam iki seksen uzanıyor yere.

Komiser o gün hem şanslı, hem de şanssız. Şanslı çünkü kazada ciddi bir yara almadı.

Şanssız çünkü o yumruğunu atarken iki metre ötede ilin emniyet müdürü kendisini izliyor.

Emniyet müdürü komisere bağırmaya başlıyor, neden yumruk atıyorsun yahu diyor.

Komiser ise buna cevap olarak ‘Müdürüm ama bu adam size değil bana çarptı’ diyerek yumruğunun gerekçesini açıklıyor.

Bütün bu olayın en güzel yanı ise her şeyin tüm detayıyla televizyon haberlerinde yer almış olması. Siyasi haberlerden sonra bunlar insanın içini rahatlatıyor, mutlu oluyorsunuz.

***

Cumhurbaşkanı Demirel sık sık yurtdışına gidiyor.

Onu izleyen gazeteciler hep fotoğraflarını çekiyorlar. Ve bunlar doğal olarak yayınlanıyor.

Hemen her defasında bunlara atılan başlık, ‘CUMHURBAŞKANI’NA SICAK KARŞILAMA' oluyor.

Sıcak karşılayanlar değişiyor, başlık aynı kalıyor. Bir hafta önce bu Clinton'dı. Şimdi ise Chirac.

Ancak bir düşünürseniz bu başlık katiyen bir şey ifade etmiyor.

Ne yapacaktı yani Fransa Cumhurbaşkanı, bizim Cumhurbaşkanı'nı karşısında görünce ya Allah deyip bir tane yumruk mu çakması gerekiyordu?

Yoksa onu görünce kaşlarını çatıp, ‘Sen niye buraya geldin de keyfimi bozdun’ diye mi konuşması bekleniyordu.

Yahut Clinton, Demirel'e tam el sıkışacağı sırada, ‘Ya, içerde bir çıtır var, aklın durur. Onunla biraz ilgileneyim seninle sonra gelip görüşürüm, okey mi’ demesi mi olasılık dahilindeydi.

Tabii ki sıcak karşılayacaklar.

İçerde neler konuşuluyor onu Allah bilir de orada herkes mutlu gözükecek. Dün de böyleydi bu, yarın da öyle olacak.

‘Sıcak karşılama’ başlığının bir an önce yasaklanmasını istiyorum.

***

Cumhurbaşkanı'nın Paris gezisine Genel Yayın Yönetmeni de gitti.

Ertuğrul Özkök'ün -ki kendisi son 100 yılın en seksi erkekleri listesine 11'inci sıradan hem de Antonio Banderas'tan bile ön sırada girmeyi başarmış kişidir- yurtdışı gezilere katılması gazetede her zaman üç farklı tepkiye neden olur.

1- ‘Üf Allah’tan gitti. Keşke biraz daha uzun olsaydı şu gezi' diye düşünenler. Bunların ismini vermeyeceğim ancak bu gruptaki insanların ezici bir çoğunluk oluşturduklarını biliyorum.

2- ‘Bakalım oradan neler yazacak’ diye merak edenler. Gazetede her konuya ciddi yaklaşan bir grup var. Bunu bile merak eden de bu azınlık işte.

3- ‘İyi ki gitti bakalım dönüşte hangi şarapları getirecek?’ diye merak edenler. Bu sonuncu grup ise sadece bir kişiden oluşuyor.

Bu sonuncu gruptan olanlar son derece sinsidirler.

Örneğin stratejik planlar yaparlar ve genel yayın yönetmenini hafta sonunda pizza yemeye davet ederler. O ilk önce durup dururken kendisinin böylesine sıcak hislerle davet edilmesinin gerekçesini anlamaz, mutlu olarak daveti kabul eder.

Bilmez ki pizzanın yenileceği gece, gazetenin bordro mahkumu olan kişi ‘Vallahi evde yabancı şarap yok. Pahalı şarap almaya maddi durumum elvermiyor. İstersen sen şarap getir’ diye konuşacak ve Paris'ten gelen şarapları da bir güzel içecektir.



Yazarın Tüm Yazıları