Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Şarkılar geçidinden Türklük

TÜRKİYE Türkçesine uyarlayarak aktaracağım aşağıdaki anonim türkü, kızıl Stalin tarafından kolektif sürgüne gönderilen Kırım Tatarlarına aittir ve ellili yıllarda söylenmiştir:

“Akyılan karayılan, bu dünya bize yalan/ Acep var mı bizim gibi vatanı ayrılan?/ Pencereden baktım, Ural Dağı görünür/ Yüreciğim dayanmaz, gözyaşlarım dökülür0/ Al şalım, yeşil şalım, dağları dolaşalım./ Dünyada kavuşamadık, ahirette kavuşalım”.

* * *

HANİYSE bir soykırıma tekabül eden Tatar sürgünün bu onulmaz acılar türküsünden sonraşimdi de, neşeli mi neşeli ve üstelik hafiften erotik bir Deliorman şarkısına dönelim:

“Çıksam a Urumelin düzüne/ Alsam a Safiye’yi dizime/ Safiye’m kınalar yakmış/ On parmağı eline / Ar gelir Osman Ağa ar gelir/ Safiye’me karyola dar gelir”.

* * *

EH, madem anadilimizde nota yoluna Kırım’dan başladım ve Eflâk, Dobruca, Rusçuk falan, Bulgarya Deliorman’ına Karadeniz’in Balkan sahilini yalayarak geldim, o halde oldu olacak biraz daha aşağıya inelim ve Yunanistan İskeçe’sinden de bir oynak hava aktaralım:

“Penceresi yola karşı/ Gelen geçen atar taşı/ Benim yârim kalem kaşlı/ Var ara eşini, vay vay/ Saysana liraların beşini, vay vay”.   

* * *

FAKAT, işte hepsi buraya kadar!

Belki belki, hepimizin bildiği Azeri ritmleri de repertuvara katabilirim ama, ötesi yok!

Yani, Türkmence, Kırkızca, Özbekçe, Çağatayca, Uygurca, Nogayca, Başkurtça falan, Kafkas’ı aştıktan sonraki Türki lehçelerin türküleri, koşmaları, manileri, vs., bana yabancıdır.

Zaten de, uğraş alanı Osmanlı-Türk coğrafyası olan bir “etno müzikolog” değilim.

Yanıma Adnan Saygun’u da alarak, Bela Bartok gibi o köy senin, bu mezra benim dolaşmışlığım ve taş plak gramofona çoban ağıtlarını kaydetmişliğim yoktur.

Muammer Ketençoğlu ve Brenna MacCrimmon ustalarla yetiniyorum.

* * *

ÖTE yandan, bugünkü Türkiye Cumhuriyeti coğrafyası dışında kalan ve Dede Korkut-Dede Efendi lisanında terennüm edilen musikiyle az biraz ilgilendiğim için, öyle “neo-osmanlıcılık” peşinde koştuğumu falan da düşünmeyin.

Amennâ, aslını inkâr eden tabii ki namerttir! Dolayısıyla da, günahı ve sevabıyla Büyük İmparatorluğumuzun mirasını bir bütün olarak sahiplenmekten övünç duyuyorum.

Ama, buradan yola çıkarak hayal kuracak kadar da aklımı peynir ekmekle yemedim.

TC sınırları bana yeter ve “reelpolitik” çıkarlar dışında, gerisi iştahımı kabartmaz.

* * *

ÖTE yandan, yine aynı müziğe olan ilgimden yola çıkarak, belki emperyal değil ama bu defa ırki bir “Türkçülük”e veya bir “Turancılık”a yakın durduğumu da düşünmeyin.

Allah göstermesin, böylesine taraklarda asla ve asla bezim yoktur.

Ne Pamir eteklerinde kabile ayaklandırmaya yeltenen İttihatçı Enver’le; ne de elinde pergel kafatası ölçen Rıza Nur veya Afet İnan’la hısımlığın ve akrabalığım vardır. Ancak...

* * *

ANCAĞI şu ki, “emperyalist” veya “Türkçü” değilim ama madem ki tarihte Osmanlı mirasçısıyım ve madem ki etno-kültürel aidiyette de o çok geniş Türklük Âlemi’ne mensubum, dolayısıyla, bu sosyal coğrafyaları da sonsuz yakından izlemekle yükümlüyüm.

Çünkü, biz istemesek d-a-h-i, oralarda gerçekleşen her şey bizi çok, çok ilgilendirir.

Yarın, bu defa Ural’dan Deliorman’a ve Kırım’dan İskeçe’ye “şarkılar geçidi” yapmadan, yakın Bulgaristan’daki seçimleri ve uzak Türkistan’daki olayları irdeleyeceğim.

X