Sakın inanmayın, bayrak reformu yapılmadı...

Geçen hafta tekne sahipleri havalara sıçramıştı. Türkiye, uzun yıllardır sürdürdüğü hatalı bir politikadan vaz geçiyor ve teknesi olanlar artık kolaylıkla Türk Bayrağı dalgalandırma imkanına sahip olabiliyorlardı. Açıklamayı Bakan yapmıştı. Ancak, aradan birkaç gün geçince, bu yasanın TBMM’ne girdiği şekliyle oradan çıktığı şekli arasında büyük fark olduğu anlaşıldı. Ortada açıkça bir aldatma vardı. Devlet yine kendi kendini aldatıyordu.

Haberin Devamı

Bir Türk vatandaşı 5 metreden uzun, motorlu bir tekne satın alır ve buna Türk bayrağı çekmek isterse yandı demektir. Örneğin, 200 bin Tl’lik bir tekne için yüzde 18 kdv (36.000 Tl), yüzde 8 Ötv ( 16.000 Tl) ödemek zorundadır. Ayrıca her yılMTV – Motorlu Taşıt Vergisi- (Orta boy bir tekne için yaklaşık 30- 40 bin Tl) ödemek zorunda bırakılıyor.

          

Buna karşılık, aynı vatandaş, aynı tekneyi yabancı bir bayrağa tescil ettirmek istediği taktirde, ne KDV ne de ÖTV ödüyor. Yani yüzde 26’lık bir kar elde ediyor. Başka bir ülke bayrağını taşımanın yıllık masrafı da sadece ve sadece ,450 ile 1.100 Tl arasında değişen bir miktarla sınırlı kalıyor.

          

Aradaki büyük farkı görüyorsunuz değil mi ?

Haberin Devamı

          

Üstelik, yabancı bayrakla Türk karasularında istediği gibi dolaşabiliniyor. Hiçbir kısıtlaması yok. Ne vergi, ne başka bir harcaması oluyor.

          

Bu şekilde yabancı bayrağa bağlı tekne sayısı da yaklaşık 30 bin civarında.

          

Ulaştırma Bakanlığı yıllardan beri savaş veriyordu.

          

Haklılar. Zira KDV ve ÖTV’den kurtulabilmek için herkes teknesini yanabı bayrak altına tescil ettiriyor ve büyük bir yükten kurtuluyordu. Ulaştırma Bakanlığı, bu mantığın kendi bindiği dalı kesmekten ve yabancı ülkelere para kazandırmaktan başka hiçbir işe yaramadığını savunuyordu.

          

Ancak maliye bakanlığını bir türlü aşamadılar.

          

Maliye bürokrasisinin mantığı “Tekne alacak kadar zengin olan, vergisini de vermeli” şeklindeydi.

 

Bu kafa sayesinde milyonlarca dolar dışarı kaçtı.

 

Yetmedi, imalatçılığın beli kırıldı.

 

Haberin Devamı

Sonunda Ulaştırma Bakanlığı trajediyi görmüş olmalı ki, geçenlerde Meclis’e bir taslak götürdü. Halen yabanbı bayrak altındaki tekneler dahil, hepsinden KDV ve ÖTV kalkacak ve motorlu taşıt vergisi de indirilecekti.

 

İlk defa, üç yanı denizlerle çevrili olan Türkiye uyanıyordu. Herkes havalara uçtu.

 

Ancak, taslak Meclis’e girip bir çıktı ki, başta MHP ve CHP milletvekillerinin büyük katkılarıyla (!) kuşa dönüştürüldüğü anlaşılıverdi.

 

KDV ve ÖTV kaldırılmadı, sadece MTV’ler indirildi. O da, yasalaşmadı, yetki kabineye verildi. Yani yarın oranların yükseltilmeyeceğine kimse emin olamayacak.

 

Bu yaklaşımla kimse yerinden kıpırdamayacaktır. İnsanlar beğenmeseler dahi yabancı uyruklu tekneyle dolaşacaklar.

 

Haberin Devamı

O kafa yine kendini göstermiş oldu.

 

Bravo doğrusu beyler.

 

Bu tutumu sürdürün ve Türk bayrağını denizlerden silin....

32.Gün tarihinde ilk kez yarıda kaldı

 

32.Gün stüdyosunda daha önce defalarca en yan yana gelmez denilen kişileri, grupları aynı masaya oturttuk. Çok kavgalı programlarımız oldu. Ancak programın hep yapıcı olmasına çalıştık; demokratik yapısını korusun istedik. Herkese karşı dürüst olduk, tarafsız davrandık. 23 yılda yüzlerce 32.Gün çalışanının tek düsturu bu oldu. Perşembe akşamı Vakit yazarı Serdar Arseven ve Cumhuriyet yazarı Mehmet Faraç programda öyle bir kavgaya tutuştu kiprogramı sunan 32.Gün Genel Yayın Yönetmeni Rıdvan Akar işte bu düsturla yayını yarıda kesmek zorunda kaldı. Bu inanılmaz kavgayı www.32gunhaber.com adresinden bir kez daha    

Haberin Devamı

İzleyebilir, bize yorumlarınızı gönderebilirsiniz.

SAĞLIK BAKANLIĞININ DİKKATİNE...

 

Şu sırada Domuz gribi herkesi korkutuyor. Bazen abartılı dahi olsa, önlemler alınıyor ve dikkatler çekiliyor. Okuyucularımdan Gözde Özarsılmaz uyarıda bulunmuş. Özellikle gümrük kapılarında alınan önlemleri görmüş, ancak aynı önlemin Bodrum’a halen ulaşmadığını görmüş, beni uyarıyor.

 

Çok doğru bir uyarı. Bodrum’daki gümrük kapısından -özellikle yaz aylarında- gündelikçi binlerce turist girip çıkar. Yunan adalarından gelirler, ya bir gece kalırlar veya hiç kalmadan dönerler. Bu kapıya termal nitelikli kamera yerleştirilmesi kaçınılmazdır. Eğer dikkat edilmesi gereken bir yer varsa, bunların başında Bodrum geliyor.

YEŞİL’E Mİ, YOKSA EYMÜR VEYA AĞAR’A MI İNANAYIM

Haberin Devamı

          

Yeşil’in sansasyon yaratan kitabında ben de varım.

          

Yeşil’in oğlu Murat Yıldırım, “ Babam, M.Ali Birand’ı öldürmeye kalkmadı, bu durumu kendisine de bildirdim, ancak o bir türlü bu iddiasından vazgeçmiyor” diyor.

          

1990’larda, Yeşil’in beni öldürmesi için görevlendirildiğini, bu emrin Jitem tarafından verildiğini bana anlatan kişi MİT’nin en önemli isimlerinden biri sayılan Mehmet Eymür idi. Dönemin üzerinden uzun yıllar geçmiş, o MİT’ten ayrılmış, ben de olayı unutmuştum.

          

Eymür, Yeşil’in Kavacık’taki evime komisyoncu kimliğiyle geldiğini ve konumunu incelediğini, ancak bu emrin bir süre sonra kaldırıldığını, kaldıranın kim olduğunu ise bilmediğini belirtmişti.

          

Hatırlarım, 1994-95 döneminde her Ankaraya gelişimde MİT beni özel bir tim ile korur, İstanbula geri dönüşüme kadar yanımdan ayrılmazdı. Bu korumanın anlamını sorduğumda, o dönemin MİT yöneticileri, Sönmez Köksal ve Şenkal Atasagun, aldıkları bazı haberlere karşı önlem geliştirdiklerini söylemekle yetinmişlerdi.

          

Aynı hikayeyi, yine yıllar sonra Mehmet Ağar’a da sordum. O da, hakkımda verilen vur emrini doğruladı, ancak emrin kim tarafından verilip kaldırılmasını söylememekte ısrar etti.

          

Şimdi kendinizi benim yerime koyun.

          

Kime inanayım ?

 

Murat Yıldırım’a mı, yoksa yukarda adından söz ettiğim kişilere mi ?

BU KADARINA HİÇ İNANAMADIM...

 

Türkiye’de birçok şey insanışaşırtır, ancak bazı gelişmeler vardır ki, şaşkınlığınız “inanamama” noktasına çıkar.

 

Emniyet Genel Müdürlüğü öyle bir suç duyurusunda bulundu ki, ben inanamadım.

 

Suç duyurusu Önder Aytaç ve Emre Uslu hakkındaydı. Her ikisi de Taraf gazetesinde yazılar yazıyorlar.

 

Suçları, Türk polisiniküçük düşürmek, tahrik etmek. Ünlü 301 inci madde varya, işte o çerçevede cezalandırılmaları isteniyor.

 

Eğer, Emre Uslu ve özellikle Önder Aytaç’ı tanımıyorsanız veya Aytaç’ın katıldığıprogramları hiç izlememiş iseniz, rahatlıkla “Taraf’a yazı yazdıkları için şimşekleri üstlerine çekmişlerdir” diyebilirsiniz. Böyle düşünürseniz çok yanılırsınız.

 

Önder Aytaç  defalarca 32.GÜN’e konuşmacı olarak katıldı. Özellikle Ergenekon çerçevesinde polis’i öylesine koruyup kolladı ki, diğer katılımcılar tarafından ne faşistliği bırakıldı, ne polis yardakçılığı. Aytaçhiç oralı olmaz ve polisi savunurdu. Yazdıklarında da farklı bir tutuma rastlamadım.

 

Dahası var...

 

Aytaç, Polis akademisinin kadrolu hocası, yıllardır ders veriyor ve genç polisleri yetiştiriyor.

 

Dahası var...

 

Adalet Akademisinde de kurs veriyor. Genç hakim ve savcıların neredeyse dörtte üçü Aytaç’ın kursiyeridir.

 

Emre Uslu’yu o kadar yakından tanımamama rağmen, onun konumu da pek farklı değil. O da, Polis Akademisi mezunu.

 

Şimdi neden “inanamadım” dediğimi anlayabildiniz mi?

 

Emniyet Genel Müdürlüğünün neye dayanarak böyle bir suç duyurusunda bulunduğunu bilemiyorum. Eminim satır aralarından bir takım anlamlar çıkarmışlardır.

 

Bravo doğrusu. Acaba kendi bindiği dalı böylesine kesen ve bulduğu nadir bir savunucusunu böylesine harcayanbaşka bir kurum var mıdır?

CAMİ YAKININDA İÇKİYİ YASAKLAYALIM!

 

NecatSelimoğlu adlı bir vatandas, yememiş, içmemiş,Türkiye'deki problemleri hallettikten sonra Topkapı Saray'ının içindeki Konyalı lokantasının içki ruhsatına kafayı takmış. BelediyeKoruma ve Denetim Müdürü de yememiş, içmemiş, o da Emniyet Amirliğinden tutun kim var, kim yoksa bu şikayeti bildirmiş.

 

Neden?

 

Eminim amacı AKP’ye sempatik görünmek. Oysa KonyalıTopkapı Sarayına gelen turistler tarafından doldurulan son derece nezih verestoran. Selimoğlu,kafasını içkiye takmış.

 

Gelin hepimiz birer ihbarcı olalım ve işi büyütüp İstanbul'da bulunan camilerin yakınındakiiçki satan lokanta, otel, manav,bakkal, büfelerin ruhsatlarını da iptal ettirelim. Hatta bununla kalmayalım, Anadolu'ya da aynı yasağı getirelim.

Yazarın Tüm Yazıları