Rock ve rock’çıya inanç tazeledim

Canım azmak, tepki göstermek veya sadece sert birşeyler dinlemek istediğinde yıllardır yöneldiğim tek bir albüm vardır: AC/DC’nin "Back In Black"i.

Şaşmaz, sekmez bir albümdür.

AC/DC’nin özünde çok basit ve sert olan müziğinin kıymetini bilen bilir zaten; yeni albümleri "Black Ice" da harika.

*

Dünya müzik basınının şu sıralar odaklandığı en önemli hadise.

İsterlerse odaklanmasınlar. Sadece ABD’de çıktığı ilk hafta 748 bin adet satarak 3 platin albüm birden kazandı, haliyle listeye de 1 numaradan girdi.

Sekiz yıllık bekleyişi bitiren albüm, 29 ülkede birden 1 numara oldu.

AC/DC, yeni albümle birlikte 18 aydan az sürmeyecek bir turneye çıkacağını duyurdu.

Bunlar işin faydalı bilgiler kısmı.

*

Fakat hem müzikseverleri hem de genel manada insanlığı ilgilendiren başka bir yön buldum AC/DC’nin yeni albümü peşinde yazılar, röportajlar okurken.

AC/DC’nin "Back In Black"ten bu yana solistiğini yapan Brian Johnson (Bu arada Bon Scott da huzur içinde yatsın), Classic Rock Dergisi’nin Kasım sayısına konuşmuş.

Bu noktayı aklınızda tutun, hemen döneceğiz Brian Abi’ye...

*

Rock yıldızlarının sönmesinden çok "satış yapmasına" üzülen bir tarafım vardır. 13-14 yaşından kalma inatçı bir karakter olarak benimle beraber yaşar.

Ben Rolling Stones’un "Start Me Up"ı Windows için satmasına takılmam fakat o kerata "Yuh olsun be!.. Yuharey! Paraya mı ihtiyacın vardı Mick Jagger Paşa?.." diye basar kalayı.

Bob Dylan’ın Victoria’s Secret reklamına çıkmasını ben "serinkanlı bir davranış" olarak görürüm, velet karşıma dikilip "Ona kızamam ama küserim ben bu yüzden iki dakikalığına; satılmış!" der, vicdanımı tırmalar.

Ara sıra karşıma alıp "Bak evlat! Bu işler Robert Johnson’ın gitarın ruhuna sahip olmak için Şeytan’a ruhunu satmasıyla başlamıştır. O yüzden satış deme; satışın şahını-sultanını görürsün!" diye nasihat ederim fakat işlemez.

Zırt-pırt "best of", "very best of", "hakiki best-of", "essahtan diyom best-of" çıkartan toplulukları sevmez, ruhunu şirketlerin beyaz yakalılarına satanları affetmez...

*

Brian Johnson’ın röportajından bölümler aktarayım şimdi. "S" Soruyu, "C" Brian Johnson’ı simgeliyor. Parantezlerdeki koparak dökülmeler özüme ait... "Biiiip" kısımları da hayal gücünüze kalmış, tamam mı?



S: ...Sesinizi böyle mi koruyorsunuz?.. (Daha önce kahve ve sigaraya devam ettiğini söylüyor Johnson.)

C: Yok yahu... Sadece... Ne bileyim işte, arkadaşlarımızın konserlerine gidiyoruz. Solist ayrı bir odada ağırlanıyor. "Biiiiiip! Ne demek ulen bu? Kim bu solist? Kendilerini ne "biiiip!" sanıyorlar?

Grubun parçasısın o kadar!

Bizde herkes oturur sohbet, muhabbet... Biri gelir "Haydi tayfa, son 15 dakika" der. O zaman kalkıp tuvalete veya duşa gidip şöyle sağlamından bir "Ieeeeyoooo!" diye bağırırım, o kadar. Çocuklar da bayılır bu yaptığıma. Onlara dönerim ve "İşte bu benim. Hálá çalışıyor sesim" derim.

Müthiş bir şarkıcı filan değilim, sadece tutkuyla şarkı söylerim. Tutkum sesimden üstün.

S: Dijital müzik ve "best of" karşıtlığınızın sebebi nedir?

C: Dünyada iTunes’la anlaşma imzalamayan tek grubuz. Bundan ne gurur duyarım ne de utanırım. İnsanların fiziksel olarak ellerinde tutabildikleri bir albüm almalarını istiyoruz, bilmemkaç tane "biiiiip" download yapmalarını istemiyoruz.

Albüm ABD’de 11.90 gibi olabilecek en ucuz etiketle satışa çıktı, Avrupa’da da 7 Euro filan. Yani onlardan ucuzuz, buyur buradan ye iTunes!

Bağımsız olmak harika değil mi ayrıca? "Büyük adamlara" dönüp "Biiiip!" demek; orta parmağı gösterip "Biiiiiiiip! Büyük ve güçlüsünüz fakat bize dokunamazsınız" diye devam etmek.

Bundan önceki turneye çıkmadan, konser organizatörleri bize "Ya bizim organizasyonumuzla turneye çıkarsınız, ya da çıkamazsınız" dediler. (Salon yok, bilet satışı yok diyor acur turşuları!)

Cevaben "Biiiiiiiiiip!" dedik ve hıncahınç dolu konserlerden oluşan dev bir turne yaptık.

Şimdi gelip "Lütfen bizimle turneye çıkar mısınız?" diyorlar. Cevap belli: "Biiiiiiiip!"

S: Peki best of?..

C: Evet henüz yapmadık. Ölünce tamam mı? Benim en iyilerimi benden ancak ölünce alabilirsiniz! Ben öldükten sonra istersen "biiiiip!" sol bacağımı al, "biiiiip!" umrumda olmaz.

Ama bunu yaşarken yapmak satıştır! Sadece parayla ilgilidir. Dinleyiciden para sağmaktır. Bize uymaz; bizim dinleyicimize saygımız var...

*

Uzun röportajı tamamen aktaramam.

Fakat ruhumu sırıtarak dürten elemana uyarak şunu söyleyebilirim: "Rock ve rock’çıya inancım tazelendi..."

AC/DC...

Yürü be abi!



Sürücülerden ricamız kazayı izlememeleri



"Türkler..." diye başlayan genellemelerden veya "Bir tek bizde var bu, dünyanın başka yerinde göremezsin..." tarzı özele indirgemelerden pek hoşlanmam.

Kendimizle dalga geçmeyi sevmediğimden değil, neticede hayatımı böyle kazanıyorum.

Sadece kendini soyutlayıp topluma yukarıdan bakmayı da armutluk olarak gördüğümden sevmem bu yaklaşımı.

Benim de anlayamadığım, anlayamayacağımı bildiğimden kafamdaki ipini çözdüğüm problemler var tabii.

Mesela "inşaatın temel çukurunda toplanan yağmur suyunu seyretmek için kalabalıkların toplanmasını" anlamam, şu dakikadan sonra anlamaya da çalışmam!

Cuma sabahı saat 08.00 sularında televizyon kanallarının tek tek bağlanıp "Yol Durumu" öğrendikleri Murat Kazanasmaz’ın tok sesi şöyle yükseliyordu televizyondan:

"Tekstilkent yakınlarındaki kazaya müdahale edildi... Sürücülerden ricamız kazayı izlememeleri. Yol hem gidiş hem geliş yönünde tıkandı..."

Sadece şunu sormak istiyorum:

NİYE?

Niye seyrediyorsun kaza mahalini direksiyon simidine kurban olduğum canım, gülüm, sümbülüm sürücüm?

Niye?

Amaaaaan, seyredin yahu! Ne yapayım yani? Sıkıldım.
Yazarın Tüm Yazıları