Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

PUSULANIN İBRESİ BU KEZ…

Geçtiğimiz günlerde (Gezi Parkı davası başlamadan önce) iki saat boyunca kalbimin tılsımları ve tınıları yankılandı ruhumun topraklarında. O ana kadar durgundu duygularım, yorgundu düşüncelerim. Ama öyle bir şey oldu ki…

Bir kişi geldi ve… 

Bir tını, bir melodiyle başladı her şey.

Ve işte o an coştu duygularım…

Bir kıvılcımla ateşlendi, kaynadı tutkularım…

Canlandı ruhum.

Aklımda filizlenen yeni düşünceler başka bir pencereye açtı ufkumu.

Bir ara tutuldu nutkum.

Ruhumda yankılanan melodilerin şölenine şahit oldu kulaklarım.

Ve devamı da geldi.

Kah yerimde duramadım.

Kah oturduğum yerden dans ettim.

Kah elimle ayağımla tempo tutarken buldum kendimi.

Bunları yaptıran kimdi ya da neydi diye sorarsanız…

Flemenco.

Ve bir dünya efsanesi Paco de Lucia.

Gitarının tellerinin üzerinde dolanan parmaklarıyla notalara hayat vererek ruhumuzu müziğe doyuran bir müzik dehası…

O gece başka bir diyara götürdü; gitarı, tınıları, müziği ve ekibiyle, bizleri.

Binlerce kişiyi mest etti.

Derken bir dans şöleni başladı ki…

Ekibinden dans eden bir genç, izleyicilerin aklını başından aldı.

Hem de nasıl…

O nasıl dans edişti öyle.

Baş döndüren, alıp götüren…

Yerime çakılıp kaldım ve bir an bile gözlerimi ayırmadan…

Sonra müzik şöleni devam etti.

Lucia’nın parmakları gitarın tellerinde ustalıkla gezinirken binlerce izleyici de başka bir dünyada geziyordu sanki tınıların sarhoşluğunda.

Ben de tınıların sarhoşluğundayken, inişli çıkışlı melodilerde, hayattaki iniş çıkışları yakaladım bir ara.

Kah coşan, kah inleyen, kah hüzünlendiren kah yalvaran, yorgun ama mutlu sona vardığında zafer, kalbimize ve ruhumuza sızan o ezgilerin, tınıların ve melodilerindi.

O zafere giden yoldaki müzikal yolculuğunu ve ruha nakşolan o tınıları anladığımızdandı, konser sonunda dakikalarca o melodileri selamlarcasına ve Paco de Lucia’yı alkışlayışımız.

Ve sanatın güzelliğinin, binlerce insanı bir araya getirip ruhumuzu yenilemesini hissedişimiz oluyor bir diğer anladığımız.

Buna paralel olarak da, onu canlı dinleyebilme güzelliği ve ayrıcalığının etkisiyle olsa gerek; Paco de Lucia’nın, 1973’te kendini dünyaya tanıtan ‘Entre dos Aguas’tan bu yana tam 40 yıldır müzikte var olmasının, başarısının ve dünya efsanesi olmasının haklı gururunun cevabını da anlamış oluyoruz haliyle bir kez daha.

Nasıl ki pusulanın ibresi hep güç odağına kayarsa kalbimin ve ruhumun pusulası tutkuyla hep sevgiye, aşka, müziğe, yazıya dolayısıyla sanata kayıyor.

Konser bitiminde salondan çıkarken kulaklarım ve ruhum müzik şölenine doyamazken kalbim tüm içtenliğiyle haykırıyordu:

Oleeeeeeeeeeeee!

Oleeeeeeeeeeeee!

Oleeeeeeeeeeeee!

Sanatın varlığına…

Nefes alışımıza…

Anılara dalışımıza…

Duygularla kalışımıza…

Farkına varışımıza…

Sevgiyi anlayışımıza…

AN’ları yaşayışımıza…

Tutkularla canlanışımıza…

Veeeee…

Acı – tatlı, iyi – kötü her şeye rağmen,

Hayatta oluşumuza…

Oleeeeeeeeee!

KONSERDEN FOTOĞRAFLAR


PUSULANIN İBRESİ BU KEZ…

X