Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

PKK’yı ancak, ABD ile birlikte susturabiliriz

Bugünlerde en kolayı, kahramanlık ve milliyetçilik bayrağı taşıyan, her konuda ne kadar haklı olduğumuzu anlatan yazılar yazmaktır. Doğrudur, haklıyız ve kararlıyız. Ancak ben zor olanı seçip, size hamaset yerine gerçekleri anlatmak istiyorum.

Bugünlerde yazı yazmak hem çok kolay, hem de çok zor. İşin kolay yanı, hamasete ağırlık vermek, kahramanlık hikayeleri, milliyetçilik destanları düzmek. Toplumda öyle bir hava var ki, hiçbir eleştiriye tahammül edilmiyor, haklı bir infial giderek dev bir gösteriye dönüşüyor.

 

Zor olanı, gerçekçi yazılar yazmak ve kamuoyuna karşı uyarı görevini yerine getirmektir.

 

Ben zor olanını tercih ediyorum.

 

Haklılığım hakkında hiç kuşkum yok.

 

Ankara gerekeni yapıyor. PKK terörünü görmezden gelemeyiz. Mutlaka tepki göstereceğiz.

 

Ancak, ortada bir de gerçekler var.

 

Önemli olan, sadece bir tepki mi göstermektir, yoksa PKK’nın tümden susturulması mı?

 

İşte bu soruya verilecek yanıt çok önemli.

 

Eğer sadece gösteri için bir tezkere çıkarıldı ise, o zaman hamasetle yetinilebilir. Bol milliyetçilik yapılabilir. Böylece karşı tarafın etkilenmesine çalışılabilir.

 

Ancak o kadar... Daha ileri gidilmez. PKK belirli bir süre sipere girer ve gelecek ilkbaharla birlikte tekrar sahneye çıkar.

 

Bu konuda hiçbir kuşkumuz olmamalı.

 

Gelelim sorunun ikinci bölümüne...

 

Temel amacımız PKK’nın susturulması mı?

 

Bu soruya yanıt herhalde EVET’tir. Kimse kalkıp, gösteriş için dev bir askeri harekatı benimsemez. Amaç, PKK’yı tümünden olmasa bile, yaşanabilir veya tahammül edilebilir bir düzeye indirebilmek ise, o zaman gerçekçi davranmak gerekiyor. Gerçekçilikten de, Amerika ile somut işbirliği yapılmasını kastediyorum.

 

Washington’u döverek, ABD yönetimi ve Pentagon ile kavga ederek, PKK ile etkin bir mücadele yapamayız.

 

ABD, Irak’ı istila etmiş olan bir süper güç. Washington’un onayı ve yeşil ışığı olmadan Irak’ta askeri bir harekat yapabilmek çok zordur. Belki bir hava saldırısı, bir defalık bombardıman yapılabilir, ancak uzun vadeli bir askeri girişim sürdürülemez.

 

Washington’un elindeki askeri, mali ve siyasi mekanizmalar Türkiye’ye büyük zarar verdirir. Hele PKK’ya açık destek sağlaması durumunda, ülkemizde kan gövdeyi götürebilir. Oysa tam aksine, Washington’u ikna ederek ve işbirliğini daha genişleterek, yönetimi yanımıza çekerek, PKK’ya karşı çok daha etkin bir mücadele gerçekleştirmek mümkün.

 

Yanlış anlama olmasın. Amerika’nın her dediğini yapmaktan söz etmiyorum. ABD’yi ikna etmekten söz ediyorum. Bugünkü gibi, kararlılığımızı gösterecek adımlar atmaktan söz ediyorum.

 

Bu, çok ince bir ipte yürümeye benzer. Hiç kolay değildir, ancak istenirse yapılabilir.

 

Gerçekçilik de budur...

 

                       

 *                                           *                                           *

 

PKK’NIN KÖKÜ DIŞTA DEĞİL, İÇERDE...

 

Tezkerenin çıkması sürecinde bütün gözler dışa döndü. Öyle konuşmalar, öyle yayınlar yapıldı ve PKK terörüyle ilgili öylesine yorumlar yayınlandı ki, kamuoyunda “PKK’nın sanki Türkiye ile hiçbir ilişkisi yokmuş, kaynağı tamamen dışarıdaymış ve dışardan besleniyormuş” gibi bir izlenim doğmaya başladı.

 

Meclis’te konuşan parlamenterlerimizi dinlerken hayretler içinde kaldım. Türkiye’nin koşullarına, uzun yıllar boyunca izlenen yanlış politikalara kimseler değinmedi.

 

Başta Başbakan olmak üzere, hükümet sözcüsü Cemil Çiçek dahi veryansın ettiler.

 

Amerika, PKK’yı beslemesinden tutun, silahlandırmasına kadar her konuda eleştiri aldı. (Ancak aynı Amerika’nın 1999’da Öcalan’ı yakalayıp Türkiye’ye teslim ettiğine, aradan geçen 5 yıl süresince bizim hiçbir çaba harcamadığımıza değinen olmadı.)

 

Avrupa da bu eleştirilerden nasibini aldı. Somut örneklerle, Avrupa ülkelerinden bazılarının PKK terörüne nasıl katkıda bulundukları anlatıldı. PKK bürolarına, temsilciliklerine ve yayın organlarına izin verenlere, teröristleri “özgürlük savaşçısı” diye adlandıranlara dikkat çekildi.

 

Tabii bu salvolardan en çok hakkını alan da, Kuzey Irak Kürt yönetimi ve liderleriydi.

 

Bütün bu eleştirilerin doğru yanları vardı. Konuşucular, haklı olarak müttefiklerimizi suçladılar.

 

Ancak burada bir an için durup, büyük bir “ANCAK” kelimesi koymak istiyorum. Konuşmalar öylesine tek yanlıydı ki, PKK’nın tümüyle dışarıda kurulup buraya yollandığı mesajını veriyordu.

 

İşte toplum olarak içine düşebileceğimiz en büyük tehlike, en aldatıcı izlenim budur. Eğer toplumumuza bu inancı aşılarsak, kendimize büyük kötülük ederiz.

 

Evet, PKK dışardan beslenmekte, maddi manevi destek bulmakta, bu ülkelerin bazen demokrasi anlayışlarından, bazen de aynı ülkelerin Türkiye’yi zayıflatma veya sıkıştırma isteklerinden yararlanmaktadır.

 

Evet, sözü edilen ülkelerin PKK teröründe sorumlulukları bulunmaktadır.

 

ANCAK hayır, PKK “dış yapım” değildir.

 

PKK bizim topraklarımızdan kaynaklanmakta ve ülkemizden beslenmektedir. PKK olayının bu noktaya gelmesinde bizim çok eskilere dayanan hatalarımız gözden kaçırılamaz.

 

Dış destek olmasa, terörle mücadelemiz mutlaka çok daha kolay olurdu. ANCAK sorun yine çözülemezdi.

 

Eğer Türkiye 1980-90 döneminde uyanabilmiş olsa, Körfez Krizi ve Irak’ın istilasından önce içerde önlemlerini alabilmiş olsaydı, bugün PKK geldiği noktada olmazdı.

 

Bugün olayın boyutları Türkiye’yi aştı. Bölgedeki büyük çıkar kavgalarının bir parçası oldu. Artık çözüm adeta imkansızlaştı. Başta biz, herkesin sorumluluğu bulunan bir kargaşa yaşıyoruz.

 

Bu gerçekleri görelim ve ne müttefiklerimizi ne de kendimizi gereksiz şekilde hırpalamayalım.

 

X