Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Peynirli BM

<B>BÜYÜK Albert Cohen, </B>Türkçe’ye belki belki <B>‘Efendinin Dilberi’</B> başlığıyla tercüme edebileceğim başyapıt romanında, yalnız çok duyarlı bir aşk hikayesini anlatmakla yetinmez.

Aynı zamanda, otuzlu yıllar Cenevre’sindeki ‘Cemiyet-i Akvam’ın tablosunu çizer.

Dünya göz göre göre tutuşurken, o dünyada kalıcı barış için inşa edilmiş uluslararası forumda hüküm süren küçük entrikaları; diplomatik hırsları; vasat çekişmeleri ortaya koyar.

‘Efendinin Dilberi’ bu anlamda, ‘Efendinin gafleti’ni teşhir eder.

***

YUKARIDAKİ ‘Cemiyet-i Akvam’ 1. Savaş galipleri tarafından ve ABD Başkanı’ nın adını taşıyan, on beş maddelik ünlü ‘Wilson Prensipleri’ çerçevesinde kurulmuştu.

Cenevre’deki örgüt, bugün New York bulunan Birleşmiş Milletler’in ağababası sayılır.

Eh, başta ‘bir daha asla’ diye haykıran Avrupa olmak üzere 1914 - 1918 kıyameti yerküreyi kana boyadı mı, artık her devlet adamı ilkin ‘evrensel barış’ şiarını telaffuz ediyor

Bundan daha asil bir dilek olabilir mi? Bundan daha kûtsi bir hedef düşünülebilir mi?

Ama peynir gemisi lafla yürümediğine göre de, barışı sağlayabilecek bir organ gerekir.

Dolayısıyla, Alp havasının diplomat prostatlarına şifa ve dağ şalesinin mülahazalara ‘derinlik’ (!) getireceği hesaplanarak, merkez olarak Leman Gölü’nün sukûneti seçildi.

Kocca bir gravyer kellesine oyulan yeni peynir gemisi de aynı gölün sularına bırakıldı.

O sıra tarih tam 1920’dir ki, ben bir de şu noktaya dikkatinizi çekeceğim:

***

CEMİYET-i Akvam’ ‘Wilson Prensipleri’ne oturmuştu ve bu da ilk dayatma diye yorumlanabilirdi ama, arbede biter bitmez ABD tası tarağı topladı. Tekrar kabuğuna kapandı.

‘Sizin işlerinize bulaşmam’ diyerek, uluslararası kurumda üyeliği dahi reddetti.

Başka bir deyişle, hálá ve hálá Amerika’yı belirleyen ‘tecritçilik’ ortaya çıktı.

Dolayısıyla da, o yeni peynir gemisinin kazan dairesi, müthiş güçlü olduğunu yine ilk kez savaş sırasında ispatlamış olan dev ‘General Electric’ türbinlerden mahrum donatıldı.

Ayrıca, mağlup sayıldıkları için, ne Weimar Almanya’sının ‘Zeiss’ optikli dürbünü, ne de Bolşevik Rusya’sının ‘Sovkhorov’ mıknatıslı pusulası kaptan köşküne konuldu.

Pekii, söz konusu gemi, Avrupa’da ‘ebedi efendi’ addedilen çıtkırıldım monşerlerin, nazik leydilerin, züppe sinyörlerin rıhtımdan püf püf diye üflemesiyle rota tutturabilecek mi?

Japonya 1931’de Mançurya’ya saldırınca, tam yol zırhlı Çin Denizi’ne yetişecek mi?

İtalya 1935’te Habeşistan’ı yağmalayınca, güverte topları faşist orduları dövecek mi?

***

NE gezer!

Bırakın oraları, kaptanı, makinisti, çımacısı başka telden çalar, ‘Cemiyet-i Akvam’ın yandan çarklı peynir gemisi Cenevre’ye çakıl taşı atımlık mesafedeki Nyon’a bile varamadı.

Leman Gölü’nün o sakin sanılan sularında patlayan müthiş fırtınayla, cumburlop battı.

Birincisine rahmet okutan dehşet bir İkinci Savaş daha yaşandı ki, işte dün 60. kuruluş yıldönümü New York’ta büyük tantanayla kutlanan Birleşmiş Milletler de onun ‘çocuğu’dur.

***

TARİH tabii ki asla tekerrür etmez! Böyle bir şey yok, hiç olmadı ve hiç olmayacak.

Ama, tarihten ders alınmazsa; yani ‘Cemiyet-i Akvam’dan biraz daha fazla işlev görüyor olsa bile, yine de, eğer BM atmış yıl sonra dahi halá cebri yaptırım gücü ve fiili işleyiş mekanizması edinememişse, ona ‘mucizevi misyon’ yüklemek ancak saftiriklik olur.

İster Leman Gölü, ister East River sularında olsun, peynir gemisi, ‘peynir gemisi’dir.

Dolayısıyla, gerçekten pazılı bir ‘bahriye donanması’na dönüşmediği müddetçe, 170 ülke liderine son New York Zirvesinde sunulan ‘ışık donanması’ ancak gönül eğlendirir.

Fakat heyhat ki, ‘efendilerin gafleti’ insanlık için daima ‘kulların afeti’ oluyor.
X