Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Pazar eğlencesi...

<B>BUGÜN</B> pazar ya... Biraz hafif konudan söz edelim isterseniz... Örneğin, şu son <B>‘silahlı maganda’</B> olaylarından ve bunun gerçek sorumlusunun kim olduğundan...<br><br>Sanmayınız ki her olayı ele alıp, suçlusunu göstermek gibi bir maksadımız var. O polisin işi... Suçluyu cezalandırmak da adaletin görevi.

Biz Türkiye’nin bugün -bir iddiaya göre- 7 milyon ruhsatsız, 2 milyon da ruhsatlı silahla cehenneme dönmesinin gerçek sorumlusundan söz ediyoruz.

Daha doğrusu geçende bunun sorumlusunun Turgut Özal olduğunu söyledik diye, Özal’la çok rasyonel (!) ilişki kurduğu bilinen bazı kalemlerden eleştiri aldık. Hazır pazar keyfi üzerinizdeyken ondan söz edelim diyoruz:

Dünkü Milliyet’te vardı... Eski Cumhurbaşkanı Kenan Evren’e bu konudaki görüşlerini sormuşlar. O da, ‘Turgut Özal başbakan olup hükümeti kurduktan bir süre sonra tabanca meselesi ortaya çıktı. (...) Kendisini ikaz ettim, ‘Yeniden Türkiye’yi silahlandırırız, bunu yapmayalım’ dedim, olmadı. Artık herkesin elinde tabanca var (...)’ yanıtını vermiş.

Yani ‘bugünkü durumun sorumlusu Turgut Özal’dır’ demiş.

Sadece o değil, 2 Eylül 2005 tarihli Radikal’de Haluk Şahin de, son olaylardan sonra herkesin ‘magandayı durdurun’ diye feryat ettiğini söyledikten sonra, ‘Aslında bundan 10-15 yıl kadar önce Turgut Özal’ı durdurmak gerekiyordu. (...) Özal, Türkiye’de ateşli silahların satışını kolaylaştırmaya çalışırken bunun çok yanlış olduğunu ısrarla yazanlardan biri de bendim’ dedi. Yani sorumluluğunun Turgut Özal’a ait olduğunu söyledi.

Ne var ki aynı şeyi 31 Ağustos tarihli yazımızda söyledik diye Özal muhibbi (sevdalısı) meslektaşlarımız çok kızdılar. Bunlardan Cengiz Çandar sütununda;

‘(...) Kimilerine göre (neyse ki kendisine göre değilmiş) ‘irrasyonel’ bir ‘Turgut Özal husumeti’yle tanınan Oktay Ekşi, dünkü başyazısına şu cümlelerle başlamıştı:

‘Artık iyice çığırından çıkan ‘silahlı magandalık’ olayları ister istemez aklımıza Turgut Özal’ın başbakan olduğu 1980’li yılları getirdi. Her fırsatta ‘vizyon sahibi’ olduğundan söz edilen muhterem, nedense halkımızı silahlandırmaya pek meraklıydı’
diye yazdı.

Keza ona göre, ‘2005 yılında art arda meydana gelen ölüm olaylarını, hukukta kabul görmeyen ‘makable şamil’ (geriye yürüyen) biçimde, taa 20 yıl geriye götürüp, dönemin başbakanını, çıkan yasadan sorumlu tutmak, ancak Türk medyasının ‘yaratıcı kafa yapısı’yla ve ancak ölümünün üzerinden 12 yıldan fazla süre geçmesine rağmen dinmeyen ‘Turgut Özal’a husumet’le kendini dışa vuran ‘değişim düşmanlığı’ ve ‘statüko zaptiyeliği ile mümkün olabilir’miş.

(Lafa devam etmeden soralım: Bu arkadaş hukukun işlenmiş suçun değil de işlenecek suçun failini araştıracağını mı sanıyor? Yasaları başbakanlar değil de Tapu Müdürü mü çıkarır diye öğretmişler ona?)

Bu satırları pek beğenen Sabah yazarı ve Özal muhibbi bir başka meslektaşımız Mehmet Barlas (herhalde gazetesinin Özal’la ilgili manşet haberini görmemiş) ertesi gün aynen kendi sütununa aktardı. Oysa aynı meslektaşımız 27 Mayıs 2005 tarihli (bundan sadece üç ay önceki) yazısında aynen şunu söylüyordu:

‘(...) Turgut Özal hangi gerekçeyle Türk halkını silahlandırmanın yolunu açtı, hatırlamıyorum. Ama bu gerekçe ne ise, sonucu felaket oldu. (...)’

Şimdi siz karar verin, kimin hangi konuda önyargılı ve kimin kime karşı husumet dolu olduğuna ve kimin ne kadar irrasyonel ve uçuk değerlendirmeler yaptığına...

Böyle bir eğlenceli konu için bir pazar günü verilmez mi?
X

YAZARIN DİĞER YAZILARI