Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Özal ne kadar sivildi?

SOL siyaset geleneğinden ve laik-Cumhuriyetçi bir çevreden gelen biri olarak, sağ-muhafazakâr siyasetin fikir ve duygu dünyasını anlamadan Türkiye’yi anlamanın mümkün olmadığını düşünüyordum.

O nedenle, laiklik, İslamcılık ve nihayet merkez sağ siyaset ve muhafazakârlık konuları üzerine çalıştım. Sadece akademik anlama çabasından söz etmiyorum, o nedenle “duygu dünyasını” da işin içine katıyorum. O dünyayı yok saymanın, sadece akademik, bilimsel bir zaaf değil, toplumsal barışma ve buna dayalı bir demokratik zemini yakalama zaafı olduğunu düşünüyordum.

TARİHİ ÇARPITMAK

Hâlâ öyle düşünüyorum, ama demokratik zemin yakalamak konusunda giderek daha fazla ümitsizliğe kapılıyorum. Zira, herkesin bulunduğu yere kapanmasıyla, içinden geldiği geleneği hakkıyla sorgulamak ihtiyacı duymamasıyla gidilecek yer güvenilir bir yer değil. Türkiye Milli Kültür Vakfı’nın (TMKV) 40. yıldönümü toplantısına ilişkin haberleri bu kaygı ile okudum.


Toplantıda, Doç. Berat Özipek’in, “Özal olsa Genelkurmay Başkanı’nı görevden alırdı” ifadesi, belli ki, güncel siyasete yaptığı göndermeden dolayı öne çıkmış. Sorun şu; asker-sivil siyaset ilişkisi tartışmasında, sivil siyasetten yana, net bir tavır gösterme ihtiyacı duymak başka, bu tavra tarihi bir perspektif kazandırma çabası ile tarihi çarpıtmak başka bir şey.


Tam da bu nedenle, herkes bulunduğu yeri hakkıyla sorgulamazsa, demokratikleşmede, sivilleşmede mesafe alamayız diyorum. Biraz daha açayım, askeri vesayet rejiminin yerleşmesinde, Cumhuriyetçi, sol, laikçi siyaset ve söylemler ne kadar geçmişlerini kurcalamak, sorgulamak zorundaysa, sağ-muhafazakâr siyasetler de aynı şeyi yapmalı diyorum. Yoksa durumu kavrayamayız. Daha kötüsü, bu sadece bir kavrama sorunu değil, bu ikiyüzlülük sorunu bir vesayetin yerini başkasının almasına göz yumma eğilimi olarak karşımıza dikilir diyorum.


Turgut Özal’
ın sivil siyasetin öncüsü olması efsanesini sorgulamazsak, bazı şeyleri örtbas etme, görmezden gelme geleneği başka şekillerde devam edecek, düze çıkamayacağız demektir. Özipek’in, siyaset bilimi dalında çalışan bir akademisyen olarak, Özal dönemine daha eleştirel bakmasını beklemek en doğal hakkımız.

HAYIR KAMPANYASI

Özal 12 Eylül rejiminin bürokratı ve darbe vesayetinin ön verdiği bir siyasetçiydi. Hadi, o ortamın bunu zorunlu kıldığını varsaydık, kurcalamadık, 12 Eylül’ün siyasi yasaklarını kaldırmak için referandum yapıldığında, siyasi yasakları kaldırmaya “Hayır” kampanyasını neyle izah edeceğiz?


Bakın, o dönemin referandum kampanyasına, “sivil siyasetin öncüsü” Özal’ın, “Hayır” kampanyasını, darbecilerin diline sarılarak nasıl canla başla yürüttüğünü görürsünüz. “Ülkeyi 12 Eylül’e getirenlerin sivil siyasetçiler olduğunu, o nedenle asla affedilmemeleri gerektiğini” söylememiş miydi?

CEHENNEM TAŞLARI

Geçmişe çifte standartla bakmayı içine sindiren, bugüne de aynı yaklaşımla bakmakta mahzur görmez.


Aslında geçmişe çifte standartla bakma eğilimi, bugün olan biteni istediği kalıba dökme ihtiyacının sonucudur. Bir vesayet sisteminin yerleşmesi cehennemine giden taşların, sağdan soldan nasıl yerleştirildiğini hakkıyla görmekten, göstermekten kaçarsak bir vesayetten diğerine savrulur gideriz, benim endişem, korkum bu. 

X