Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Oya Berberoğlu: Kasırga o taraflarda eser mi?

Oya BERBEROĞLU

BAŞARILI olunacak mı? Çok umutlu olduğumu söyleyemem aslında. Çünkü üç beş kişinin çabasıyla olacak iş değil. Siyasi ve bürokratik sistemdeki mukavemetin kırılması gerekiyor. Bunun için de kamuoyu baskısının artması...

Bankaların içinin boşaltılması, bazılarının sahiplerince hortumlanmasına karşı operasyon başlatıldı. (Artık her şey aşikar olduğu, finans sistemi sallanmaya başladığı için siyasi otorite mecburiyetten yaptı diyorum. Çünkü yıllarca bu soygunlara, usulsüzlüklere, kötü yönetime göz yuman da siyasi ve bürokratik otoritelerdi...)

Bankacılık kesimindeki bu operasyonun adına ‘Kasırga Operasyonu’ denildi. Bazı bankalara el konuldu, bunların zararları halka yüklenmeye başlandı! Bazı bankaların sahip ve yöneticileri tutuklandı.

Bir yılı aşkın zamandır sizlere gelişmeleri aktarıyoruz. Israrla da bu soygunların üç perdelik bir oyun olduğunu tek perdeyle kalınmaması gerektiğini vurguluyoruz.

Yani bildiğiniz gibi yolsuzluklar politikacı-bürokrat-işadamı üçgeninde oluyor. Sadece bankalarının içini boşaltanları, hortumlayanları, soygun çetesi kuranları tutuklamak yetmez! Sacayağının tamamlanması şart!

Bankaların içi boşaltılırken, bankalar ehil olmayan ellere devredilirken, nüfuz faktörüyle bazıları banka sahibi yapılırken, hangi bürokratlar, bakanların bilgisi imzası dahilinde oldu bunlar? Hangi murakıplar, denetim kuruluşları, Hazine, Merkez Bankası yetkilileri, siyasi otoriteler göz yumdu, hangileri?

Biliniyor aslında...

Dediğim gibi üç perdelik bu oyunda üç perdenin de açılması gerektiğini, kasırganın o taraflara doğru da esmesi lazım geldiğini aylardır yazıyoruz.

Bu bağlamda önemli bir gelişmeyi yine bu sütunda 19.11.2000 tarihinde duyurmuştuk. Ankara DGM Savcısı Nuh Mete Yüksel'in banka soygunlarında dahli olan, görevini kötüye kullanan bürokratları Hazine'ye sorduğunu... Örtbası incelemeye alacağını.

Geçtiğimiz cuma günü de sevgili Oya Armutçu'nun ‘‘Kasırga bürokratlara doğru esecek’’ başlıklı haberini gazetemizde okudunuz. Savcı Yüksel başladığı işin peşini bırakmıyor. İyi güzel de sadece Egebank'la ve bürokratlarla sınırlı kalmaması gerekiyor. Umuyorum ki Fon'daki diğer bankalar da ilgili siyasiler de bu kapsamda Yüksel tarafından incelenecek gerekiyorsa suç duyuruları yapılacaktır.

Takıldığım nokta şu:

Bürokrat bürokratı, siyasetçi siyasetçiyi koruyor bu ülkede. Meclis'te banka soygunları konusunda görüşme gereği bile duyulmadı hatırlarsanız. Muhalefetin verdiği önergeler, iktidar partilerince reddedildi. (Ucu bazı ünlü siyasilere dokunacak, cız olacaktı!) Gerçi araştırma-soruşturma komisyonları kurulsa, veya genel görüşmeler açılsa ne olacaktı ki? Meclis'teki aklama- paklama komisyonları hafızalarımıza kazınmadı mı?

Özür dilerim ama Meclis'ten umudum yok.

Umudumuz hukuk!

Jardel'le Tanju karışımıyım

ÖZELLEŞTİRMEDEN Sorumlu Bakan. Ama özelleştirmeyle ilgili görüşlerini değerlendirmeyeceğim bugün.

Özelleştirme konusunu sık yazıyoruz zaten. Konulan milyar dolarlık hedeflerin niye tutmadığını da. Özelleştirmelerin 15-20 yıldır hálá bitirilememesinin, ağır aksak gidişin, genel ekonomik bozukluk, siyasi istikrarsızlık, siyasilerin çiftlik gibi kullandıkları KİT'lerden el çekmeye yanaşmaması, kararsız hükümetlerden kaynaklandığı gerçeği malumunuz.

Bu yeni yıl arifesinde, sıkı Fenerbahçeli Bakan Yüksel Yalova'yla Fenerbahçe'nin hali sohbetimizi aktarmak istiyorum. Hazır lig tatile girmişken, averajla ikinci sırada olan Fenerbahçe'ye yardımı dokunur diye!

Hukukçu Yüksel Yalova, eskiden Aydınspor Kulübü Başkanıydı. Futbol oynamışlığı, genel kaptanlığı da vardır.

Fenerbahçe'nin iyi bir takım olduğunu ben söyleyemem. En son Galatasaray karşısında izlemiş, çok üzülmüştüm.

Yüksel Bey de takımı iyi görmeyenlerden. Fenerbahçe takımının genel olarak kondisyonunu düşük buluyor. 60 dakikalık kondisyonları var diyor. Oysa 90 dakikalık bir oyunda ortalama 70-80 dakikalık kondisyon gerekirmiş.

Ben yıllardır kaleci Rüştü'nün sürekli uzun top atıp topları rakip oyunculara kaptırmasından şikáyetçiyim. Bakan Yalova, ‘‘Rüştü sürekli rekabet halinde olmazsa ‘ben buradayım, beni bakan getirdi diyen genel müdür gibi olur.' Oysa onu zorlayan bir yedeğinin olması lazım. Ben bile yedeğini bilmiyorum’’ diye devam ediyor.

Fener’in orta sahasını, saha parselasyonunu da zayıf buluyor. Fener 4-3-3 oynar, tribünlere oynar, bu yanlış diyor. 3-5-2 olmalı herhalde...

Yüksel Yalova daha bir sürü teknik teknik şeyler anlattı. Bizim Teknik Direktör Mustafa Denizli ile konuşsalar iyi olur! Ben pek anlamıyorum. Bu arada Fenerbahçe'nin şirketleşmesi için kurulmaya çalışılan icra komitesine de Yalova'yı alsınlar bence. Gerçi Yalova'nın en büyük arzusu Fenerbahçe Kulübü'ne başkan olmak. Bununla da kalmak istemiyor anladığım kadarıyla. Teknik direktör de olmak istiyor. Hem başkan hem teknik direktör! Futbolcuları da ben seçerim diyor aynı zamanda. Çok şey istiyor! İcra komitesine alıp almamak Fenerbahçe Kulübü yöneticilerinin bileceği iş, benden iletmesi.

Bakan Yalova'ya, ‘‘Bu kadar teknik şeyler anlatıyorsunuz siz nasıl bir futbolcuydunuz, savunmada mı santrforda mıydınız, libero mu oynuyordunuz, formanız kaç numaraydı?’’ diye sormadan olur mu?

El cevap:

‘‘10 murara giydim. Sağ ayağım vardır benim, sol ayak yoktur. Uzun uzun çalım bilmem, duracağım yeri bilir gol atarım. Jardel'le Tanju karışımıydım yani...’’

Vay be, çok iyi!

Jardel Galatasaray'ın (9 numara), Tanju Çolak (10 numara) eski Galatasaray'ın golcüleri...

Madem Jardel'le Tanju karışımıymış Yüksel Bey'i, Fenerbahçe'de oynatsalar diyorum. Yaş problemi var ama, nasıl olsa koşmayacak, çalım yapmayacak sadece gol atacak, Fener'i kurtaracak!

Hatıraları soyun

İLK kez böyle bir söz duyuyorum. Yaşlı insanların hatıralarını soymak. Ne anlama geldiğini tahmin ettim de cümle olarak enteresan geldi.

Bakan Öksüz'den duydum sözünü ettiğim cümleyi.

Enis Öksüz diyor ki ‘‘Böyle bir özelliğim vardır. Yaşlı insanların hatıralarını soymak, onları hatırasız öbür dünyaya göndermeyi severim. Aman yanlış anlaşılmasın tabii ecelleriyle.

Ordinaryüs Profesör Fahri Fındıkoğlu (sosyolog) hocam söylemişti. Demişti ki ‘Yaşlı insanların hatıralarını soyun, onlara hatıraları kefen olmasın.' İnsanların birikimlerini paylaşın kendi birikimlerinize katın ki ülke çabuk yükselebilsin, zengin olsun anlamında söylerdi. İyi yetişmiş bilgili insanlar olmak istiyorsanız malumat sahibi olmanız lazım...’’

Doğru gerçekten.

Ben de hatıra, tecrübe, bilgi paylaşmayı sevenlerdenim... Bakan Öksüz’ün soyduğu hatıralardan bazılarını da ben soydum.

Bayram ve yeni yıl tatilinde sizler de herhalde büyüklerinizin hatıralarını soyuyorsunuzdur, onlarla güzellikler paylaşıyorsunuzdur. Yeni yılın sağlık getirmesini, sorunlarımızın azalmasını diliyorum...

Tarım Bakanı'nın peşindeler

AVRUPA'da ‘‘deli dana’’, doğrusu ‘‘deli inek’’ hastalığı tekrar başgösterdi ya. Büyükbaş hayvan eti satışları kesildi, ithalat durduruldu. Mesela Almanya'da at eti yenmeye başlandı.

Uzmanların anlattığına göre bu hastalık sığırların dişisinde görülen bir hastalıkmış. Sadece ineklerde oluyormuş.

Bizim et ve et ürünleri üreticileri Tarım Bakanı Hüsnü Yusuf Gökalp'in peşindeler!

ANAP eski milletvekili, Maret'in ve Aytaç'ın kurucularından, şimdi de Et 2000'in sahibi olan Mete Bülgün, Türkiye'nin Avrupa'daki bu deli inek krizinden faydalanması gerektiğini, ancak Tarım Bakanlığı'nın harekete geçmediğini söylüyor.

Diyor ki ‘‘Bizim hayvanlarımızda böyle bir hastalık yok. Bunun dünyaya iyi anlatılması lazım. Tarım Bakanımızın ülke ülke dolaşması lazım.’’

Devamla şu bilgileri veriyor:

Suudi Arabistan başta olmak üzere Orta Doğu, körfez ülkeleri ülkeleri etlerini Hollanda, Fransa ve Almanya'dan alıyordu. Şimdi doğal olarak ithalatlarını kestiler. Bizim bu ülkelere ihracatımız artabilir. Tarım Bakanı'nın kapı kapı dolaşıp reklamımızı yapması lazım, böyle devlet olur mu? Bu fırsatı niçin kaçırıyorlar anlamak mümkün değil.

Saydığımız o ülkeler Avustralya'ya, Yeni Zelanda'ya yöneldiler. Biz niye satmayalım bu ülkelere et. Avrupa ülkelerine niye satamayalım?

Deli inek hastalığı açısından risksiz ülkeler ABD, Avustralya, Yeni Zelanda ve Türkiye. Türkiye'nin üç ayda 1 milyar dolarlık ihracat yapabilecek kapasitesi var.

Tarım Bakanı Gökalp'e piyasalardaki hassasiyeti hatırlatıyoruz. Tabii kaçak et konusu ayrı. Sağlıksız, kaçak et girişine izin verilmemeli kuşkusuz. Türkiye, deli inek hastalığı konusunda risksiz bir ülkeyse ki Tarım Bakanımız daha iyi bilir, bütün dünya kamuoyuna bunu anlatması gerekiyor elbette. Bir de bu et memleketinde, Avrupa'dan daha pahalı et yememeye ne zaman kavuşacağız acaba? Et üretimimiz, tüketimimiz nasıl artırılacak?

On yıldır giremiyor

ALMANYA'dan işadamı Altan Peker de aradı. Trakya A.Ş. firmasının sahibiymiş. Merkezleri Bürüksel'de, fabrikaları Almanya'daymış.

Egesan markasıyla şarküteri ürünleri üretiyor, AB ülkelerine pazarlıyorlarmış. 10 senedir Türkiye pazarına girme çabasında olduklarını ama başaramadıklarını söylüyor. ‘‘Yasak da demiyorlar müsaade de etmiyorlar. Yüzde yüz gümrük olmasına rağmen ürünlerimizin perakende fiyatı Maret'in, Pınar'ın fiyatlarıyla yarışır, kalitemiz AB standartlarında. Türkiye'de bazı duvarları aşamıyoruz. Bu nasıl serbest piyasa ekonomisi, hani rekabet olacak, Türkiye'de enflasyon düşecekti’’ diye yakınıyor.

Hindi etinden şarküteri ürünleri üretmiş ve tekrar Tarım Bakanlığı'na başvurmuşlar. 2.5 aydır da izin için bekliyorlarmış. Tarım Bakanı Gökalp'ten randevu alamıyorlarmış.

Bilemiyorum tabii, içerideki firmaları korumak için mi izin verilmiyor.

X