Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

'Ordular ilk hedefiniz Kuzey Irak' mı

Atın üzerinde biri parmağını ileri uzatmış, "Ordular ilk hedefiniz Kuzey Irak" komutunu veriyor. Atın arkasında başları miğferli iki askerden biri diğerine soruyor, "Bu da kim? Başkomutan mı?" Diğeri cevap veriyor: "Yoo, Gazeteci!" Salih Memecan'ın dünkü Sabah'taki karikatürü. Bir anlamda, PKK'nın Hakkâri saldırısından bu yana içinde yaşadığımız durumun çarpıcı özeti.

Özellikle medyada.

Amiral gemisinin kaptan köşkünde çalmaya başlayan savaş tamtamları, kamuoyunu sardı. Askerlik şubelerine yaş farkı gözetmeden yapılan başvurular, tabutların içinden fırlayan "şehitler ölmez" vurgusu yapan bedenler, futbol sahalarını kaplayan öfke iklimi.. Bunların tümü, "Kürt rüyasını Kürt kâbusuna çevirmeyi" amaçlayan "Kuzey Irak'a girelim"

dürtüsünün dışavurumları.

Sanki, Türkiye sınırları içinde 24 yıldır sona erdirilememiş olan PKK belası, hele Kuzey Irak'a adım atmaya görelim, 24 saat içinde orada sona erdirilecek.

PKK bir yana, bir "bağımsız Kürt devleti"nin temellerini attığı ve "PKK'ya yataklık yaptığı"na inanılan Mesut Barzani'nin dünyayı başına yıkıp, mümkünse onu bir aklıevvel Amerikalı neo-con Michael Rubin'in önerdiği üzere, oradan alıp İmralı'da Abdullah Öcalan'ın yanına koyduğumuzda, terör bitmiş olacak.

Bütün bunların hiçbiri olmayacak. Çünkü, Türkiye, hızla ve aniden bir "askeri tepki" vererek PKK'ya Kuzey Irak'ta ağır bir hasar verme imkânını kaçırdı. Bu konuda ne bir "siyasi karar" vardı ve ne de muhtemelen kapsamlı askeri planlar.Olsaydı, "tezkere" çıkmış olduğuna ve hükümetle Genelkurmay arasında şu ara gayet güzel bir eşgüdüm bulunduğuna göre 21 ya da 22 Temmuz günü, Kuzey Irak topraklarında misliyle karşılık verilirdi PKK'ya.

Böyle bir fırsat ya kaçırıldı ya da kaybedildi ve bunun, Tayyip Erdoğan'ın 5 Kasım'da Washington'da Başkan Bush'la görüşmesinden sonra da geri alınabileceği kuşkulu. Zaten, bu nedenle olsa gerek, içeriye yüklendi.

Tunceli-Şırnak hattında büyük çaplı askeri operasyonlar yürütülüyor. Tunceli nire, Kuzey Irak nire...

 

***        ***       ***

 

Francis Fukuyama, geçen hafta, Amerika'nın kendisini vuran hegemonyası üzerine yazdığı eleştirel yazıda, buna ilişkin dört neden sıralıyordu.

Üçüncü neden, bizim neden Kuzey Irak'ta kafalarımızda istediğimiz sonucu alamayacağımızın ipuçlarını da içeriyor:

"Amerika'nın üçüncü yanlışı, zayıf devletler ve sınıraşan örgütsel şebekelere karşı koymakta konvansiyonel askeri gücün ne kadar etkili olabileceğini, en azından geniş anlamdaki Ortadoğu'da, abartmasındadır."

Kuzey Irak'taki "federe Kürt devleti"ni pekâlâ "zayıf devletler", o coğrafyada barınan PKK'yı da "sınıraşan örgütsel şebekeler" içinde mütalaa edebiliriz.

Fukuyama, insanlık tarihinde herhangi bir başka ülkeden çok daha büyük bir askeri güce sahip olan ve askeri harcamaları dünyadaki geri kalan ülkelerin toplam harcamalarına eşit bulunan ABD'nin, nasıl oluyor da 24 milyon nüfuslu küçük bir ülkede, yani Irak'ta dört yılı aşkın bir süreden sonra güvenlik getiremediğini sorguluyor. Şu cevabı veriyor:

"Sorunun en azından bir bölümü o ki, kuralları uygulayacak merkezileşmiş hiyerarşilere uygun biçimde olmayan, yani caydırılabilecek, baskı altına alınabilecek ve dolayısıyla konvansiyonel güçle manipüle edilebilecek cinsten olmayan karmaşık toplumsal güçlerle karşı karşıya bulunmaktan kaynaklanıyor."

Amerika için Irak neyse, Türkiye için Kuzey Irak farklı olabilir mi?

 

***        ***          ***

 

Sınır ötesinden tecavüze uğramak, şehit vermek ve en az bunlar kadar önemlisi 8 askerini kaçırılmış görmek, kendisini önemseyen, kendisine saygısı olan, başkaları nezdinde saygın olmak isteyen hiçbir ülke bakımından kabul edilemez.

Buraya kadar bir sorun yok. "Sorun", buradan sonra, nasıl, ne zaman, ne şekilde ve kime karşı "cevap" sorusu ile başlıyor.

İsrail'in bir askeri kaçırıldığında nasıl bir tepki verdiğini geçen yıl 40 gün boyunca Güney Lübnan'ı ve Beyrut'un Şii varoşlarını dümdüz ettiği amansız saldırıda gördük.

İsrail'in verdiği tepkiyi biz veremiyor muyuz?

Bu sorudan önce sorulacak olan "Vermeli miyiz" sorusu.

Nitekim, Fukuyama, Amerika'yı "konvansiyonel gücü"ne bel bağlamakla eleştirmesinin hemen ardından, "İsrail, muazzam konvansiyonel askeri güç farkını kullanarak, geçen yazın Lübnan savaşında Hizbullah'ı yok edeceğini düşünmekle aynı hataya düştü" diye yazıyor.

Üstelik, İsrail, ABD'nin açık, İngiltere'nin üstü kapalı desteğiyle eli kolu bağlanmadan yürütmüştü Lübnan savaşını. Türkiye'nin Kuzey Irak'a karşı aynı imkânlardan yararlanmadığı da açık. Güney Lübnan ile Kuzey Irak topografyasındaki fark da ne yazık ki, İsrail lehine, Türkiye aleyhine.

Kısacası, Mevlana'nın dediği gibi, bu konuda da "Dünle beraber gitti cancazım; ne kadar söz varsa düne ait; şimdi yeni şeyler söylemek lazım."

Bildik şeyleri tekrarlamaktan, 80 yıllık marşları çalıp söyleyerek halkı, sonu çok daha kötü yerlere varacak hayal kırıklıklarına sürükleyecek şekilde kışkırtmaktan vazgeçmek lazım...

X