Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Öncelikli tehdit: Kuzey Irak mı? PKK mı?

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt’ın Harp Akademileri konuşmasının, iç politikaya dönük göndermeleri bir yana bırakılacak olursa, “en can alıcı” bölümü, Kuzey Irak ile ilgili söyledikleriydi.

Hatırlayalım:

“Irak’ın konfederatif yapıya doğru hızla ilerlediğini görüyor, bundan duyduğumuz rahatsızlığı ifade ediyoruz. Irak’ın kuzeyinde oluşabilecek federatif bir devlet Türkiye için büyük risk oluşturacaktır. Irak’ta parçalanma çok daha büyük ihtimalle ve Irak’ın kuzeyinde oluşabilecek bir bağımsız devlet gerçekten yalnız siyasi boyutuyla değil, güvenlik boyutuyla da Türkiye Cumhuriyeti için birinci derecede risk oluşturur. Hem siyasi, hem askeri, hem de psikolojik boyutu vardır. Türkiye’nin dikkatle bakması gereken yer Kuzey Irak’taki oluşumlardır.”

Bu sözleri, bir hafta önce Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral İlker Başbuğ’un Kara Harp Okulu’nun açılış dersinde yaptığı konuşmada söyledikleriyle birleştirerek okumak gerekiyor. Ne demişti, Orgeneral Başbuğ:

“... Irak’ın kuzeyinde meydana gelen gelişmeler ve olabilecek durumlar Türkiye’nin geleceğini ve güvenliğini tehdit edebilecek boyutlara ulaşma yolunda oldukça mesafe almıştır... Irak’ın kuzeyindeki oluşum ve gelişmelerin bu bölgedeki Kürtlere tarihte hiç olmadığı kadar siyasal, hukuki, askeri ve psikolojik güç kazandırdığı da diğer bir gerçektir. Ayrıca bu durumun vatandaşlarımızın bir kısmı üzerinde yeni bir aidiyet modeli yaratabileceğine de dikkat edilmelidir...”

Yeterince açık olmalı: Irak’ın kuzeyinde bağımsız ya da yarı-bağımsız veya Orgeneral Büyükanıt’ın vurguladığı haliyle “federal” ya da “konfederal” bir yapı, Türkiye Kürtleri için bir “çekim noktası” oluşturabilir. Dolayısıyla, böyle bir “oluşum”a izin verilmemelidir.

 

***                ***              ***

 

Devam; “Bölücü terör örgütünün Irak’ın kuzeyinde barınması ve bu bölgeden beslenmesi, ABD ve Irak’ın bu terör örgütüne karşı hiçbir yaptırımda bulunmaması.. diğer önemli bir sorunu oluşturmaktadır.

Irak’taki soydaşlarımız Türkmenler’in durumu ve bir iç savaşta çatışan taraflardan birisi haline gelmesi ise, Türkiye açısından çok ciddi bir durumun ortaya çıkmasına neden olabilir...”

Burası konuşmanın “ideolojik” açıdan “en vahim” bölümü. Orgeneral Başbuğ, Türkiye Kürtlerini “vatandaş”, Irak Kürtlerini “potansiyel güvenlik tehdidi”, Irak Türkmenlerini ise “soydaş” olarak ifade ediyor. Bu anlayış, Türkiye Cumhuriyeti’nin “etnik esaslara dayandığı” iddialarına malzeme sağlayacak nitelikte.”

Konuşmasının şu bölümü, bir yandan Türkiye’de Kuzey Irak’a yönelik tartışmayı ve farklı yaklaşımlarının önünü kesecek bir içerik taşıyor; diğer yandan ise Washington’a oldukça net bir “caydırıcı mesaj” gönderiyor.

“Türkiye’nin bütün bu sorunları en iyi şekilde yönetebilmesi için, siyasi karar alıcılar, devletin ilgili kurum ve kuruluşları ile kamuoyunun bu sorunların Türkiye’ye etkileri konusunda görüş birliğine sahip olmaları gerekir...

Belki Türkiye’nin, bulunulan şartlarda, tek başına Irak’taki gelişmelere yön verebilecek güce sahip olmadığı söylenebilir; ancak Türkiye’nin gelişmeleri engelleyebilecek, maliyetlerini arttırabilecek bir güce sahip olmadığı da söylenemez... ABD, Türkiye’nin desteğini almayan bir çözümün, Irak için kalıcı bir çözüm olmayacağını.. anlamalı ve görmelidir.”

Türkiye’nin üst komuta heyeti, oldukça sık biçimde, “Kuzey Irak’taki oluşum”dan söz etmeye ve bunun Türkiye için bir “güvenlik tehdidi” oluşturduğun vurgulamaya başladı. Bu yaklaşıma bakılarak, Türkiye için “öncelikli” tehdidin, Kuzey Irak’ta yuvalanan PKK’dan ziyade, orada bir “bağımsız Kürt devleti” hatta Irak’ın “zayıf merkez”e dayalı, “gevşek federal veya konfederal yapısı”ndan kaynaklandığıhükmüne varılabilir.

Yani, Kuzey Irak’taki “Kürt oluşumu” engellenirse, PKK bitirilebilir.

 

***                       ***                ***

 

Bu “tehdit algılaması”nı güçlendiren husus ise, geçen hafta Amerikan Senatosu’nun, Irak’ın Şii, Sünni, Kürt olmak üzere üç federal bölgeye ayrılmasını öngören bir karar alması. Karar, “non-binding resolution” olduğu için, yasa gücünde değil. Yani, Bush Yönetimi üzerinde bir uygulama zorunluluğu getirmiyor. Ancak, 100 senatörün, 26’sı Cumhuriyetçi, 75’inin oyuyla alındığı için, “gelecekteki ABD politikası” için “ipucu” teşkil ediyor.

Senato karar metnini kaleme alanlardan Demokrat Senatör Joseph Biden ile bu “zayıf merkez-gevşek federasyon” tezinin fikir babalarından, Dış İlişkiler Konseyi’nin (CFR) eski başkanı Leslie Gelb, dünkü Washington Post’ta “Federalism, Not Partition” (Taksim Değil, Federalizm) başlıklı son derece önemli bir makale yayınladılar. Bu makaleden dikkate değer pasajlar:

“Doğruya doğru, eğriye eğri, eğer ABD federalizm düşüncesini oturtamaz ise, Irak’ta bir siyasi çözüme ilişkin hiçbir şansımız kalmayacak ve öyle bir durumda, arkada bir kaos bırakmadan Irak’tan çekilmek de mümkün olmayacak.”

“Planımız, bazı yandaşlar ve medya onu öyle nitelemekle birlikte, taksim değil... Federal Irak, birleşik bir Irak’tır ama iktidarın daha ziyade bölgesel hükümetlere devredileceği, sınırları korumak ve petrol gelirini paylaştırmak gibi müşterek meselelerden sorumlu olacak sınırlı güçte bir merkezi hükümetin söz konusu olacağı bir Irak.”

(Orgeneral Büyükanıt’ın korktuğu ve olmasını istemediği bu Irak işte...)

Biden-Gelb yazısında, “Iraklıların federalizm deneyimleri yok ve tepelerinde bir işgalci güç veya diktatör olmadığı taktirde birleşik olmayan ülkeleri bir arada tutacak tek yol federalizmdir” deniliyor. Bush yönetiminin, “işlevselliği olmayan merkezi hükümet” takıntısı eleştiriliyor. Ve, yazı şöyle sonuçlanıyor:

“Federalizm, görünürde çelişkili arzuları olan Iraklıların çoğunluğunu bir arada tutabilecek ve şu dönemde çeşitli grupların kendi kendilerini yönetmesine imkan verecek olan bir formüldür. Aynı zamanda, Irak’ta karşı karşıya bulunduğumuz seçeneğin ne olduğunu ortaya koyuyor: federalizme doğru yönetilir bir geçiş veya iç savaş yoluyla taksim.”

Bizim komutanların yaklaşımı açısından, “her ikisi de kabul” edilmez, bir çeşit “ölümlerden ölüm beğen” seçeneği. Ama, Türkiye açısından değil.

Neden mi değil? Yarına...

 

X