Ayşe ARMAN

Ömür boyu (gerçekten) senin miyim?

26 Ocak 2010

Kabul ediyorum çok şık ve havalı ama aynı zamanda gereğinden fazla iddialı!


Allah bir yastıkta kocatsın fakat bu sözü, daha yeni tanıştığı birine veriyor.


“Ölünceye kadar birlikte olacağız”
diyor.


Nasıl bu kadar emin olabiliyor?


İnsan yarın ne olacağını bilemezken, yıllar yıllar sonrasını nasıl ipotek edebiliyor?


Ya karşısına, elini ayağını kesen bir başka adam çıkarsa?


Ya ömrünü vermeyi düşündüğü adam bir başka kadına aşık olursa...


Olmasın da...


Hayat bu, bütün bunların olmayacağını nasıl garanti edebilirsin?


İnsan haliyle düşünüyor, ben bunca aşkla bağlı olduğum adama, çocuğumun babasına “Nefes aldığım sürece seveceğim, seni sevmekten asla
vazgeçmeyeceğim”
diyebilir miyim?


Şu an diyorum.


Yakın gelecekte de söyleyeceğimi düşünüyorum.


Ama “nefes aldığım sürece” o kadar uzun ve hayat o kadar sürprizli bir şey ki...


Allah’ın önünde, kilisede, birbirine ömür boyu birlikte olacağına dair söz veren Katolikler bile, bir süre sonra o evlilikten nasıl tüyeceklerini hesaplamaya
başlıyorlar.


Ya da evliliklerine üçüncü kişiler ilave oluyor.


Evet, “Ölünceye kadar seninim... Ölünceye kadar seveceğim... Ölünceye kadar sana bağlı olacağım...” temennimiz bu ama ihtiyatlı olmakta fayda var.


Benden söylemesi...

 

Şahane gelin Nil

 

BİR de o evlendi, 10 yıllık sevgilisi Serdar Erener’le.


Şu memleketin en orijinal kadını Nil.


Ben onun kadar kimselere benzemeyen bir başkasını tanımadım.


Ne şarkıları, ne yazıları, ne kafasının çalışma biçimi.


Tamam hepimiz benzersiziz ama Nil daha benzersiz.


Alya
’nın onu örnek almasını isterim mesela.


Zaten şimdiden Nil hayranı.


Okula giderken, “Bütün kızlar toplandık”ı dinliyor, elinde CD kapağı, Nil’in fotoğraflarını inceliyor, aynı anda ayağıyla tempo tutuyor...


İnşallah Nil’in de kendisi gibi kafası farklı çalışan, yaratıcı, meraklı, şahane bir çocuğu olur...


Ama zaten o ikiliden başka bir şey çıkamaz!


Serdar’ı da, Nil’i kutluyorum.


Çıraklar ustalarını geçer geçmeli...

 

“İYİ toparlamışsın tebrik ediyorum” diye aradı pazar günkü röportajım için.


“Yaşasın!”
dedim.


“O gürültüde ben ortaya böyle bir şey çıkaracağını düşünmemiştim”
dedi.


Bekliyorum arkasından ne gelecek diye...


“Var mı bir eksik gedik Hıncal Bey, çünkü uzundu biraz kestim, biçtim”
dedim.


Dedi ki: “Ben ustamı, Mehmet Ali Kışlalı’yı geçtiğimi söyledim. Sen orada kesmişsin, halbuki gerisi de vardı: Sadece ben değil, Ertuğrul da (Özkök) geçti, Mehmet de (Yılmaz) geçti. Mehmet Ali Ağabey için de bu en büyük gururdur. Gelişme zaten budur. Ustalar çıraklarını geçer, geçmeli...”

 

Yiğit K. ile ilgili

 

“Yiğit K. da Deniz Seki durumunda, neden Deniz’i yazıyorsunuz da onu yazmıyorsunuz...” diye yazılar çıktı.


Bu da duyduğum en tuhaf şey!


Çünkü bunu yazan bir sigortacı değil, galerici değil, bankacı değil, gazeteci!


Elâleme akıl vereceğine...


Niye yazmıyorsunuz diyeceğine...


Sen yazsana!


Kaldır poponu git cezaevine...


Avukatıyla konuş, araştır, incele, neyse ne, yapılacak bir sürü şey var...


Ben mesela, sadece onunla değil, cezaevindeki birçok insanla konuşmak isterdim...


Bekleyen başvurularım da var zaten. Ama deşifre oldum, beni almıyorlar.


Buyurun siz gidin...


Ama işte o kadar tembeliz ki anasını satayım...


En kolayı oturduğun yerden ahkam kesmek!..

 

Hakaret etme özgürlüğü

 

YOK öyle bir şey!


Kimsenin kimseye hakaret etme özgürlüğü yok!


Radikal Cumartesi
’de yayınlandı, ben Medyatava’da okudum, “Avam-fatal” diye bir yazı...


Ayşe Özyılmazel
için yazılmış.


Evet, kabul ediyorum, insan kelimeye yakalanıveriyor...


Bence zaten bu kelimeyle Ayşe Özyılmazel’i tanımladığını düşünen arkadaş...


Önce kavramı buldu, içine de birini oturttu, o da Ayşe oldu.


Yazıyı da okudum, haklı tespitleri de var ama pardon yani, bu onun haklı olduğunu göstermiyor...


Benim inanmadığım, bir insanın, kendisine araştırmacı sosyolog havası verip, sanki bir yaraya parmak basıyor gibi gösterip, bir diğerini bu denli küçümsemesi...


Hatta, jiletlemesi...


Bir insan, hangi hakla, hangi ölçüye göre, bir başka insan hakkında “avam-fatal” diyebilir?


“Şu röportajda bunu demiş, burada onu demiş”
ten yola çıkarak...


Acaba o yazıyı kaleme alana, “Vaayyy ne güzel geçirmişsin Ayşe Özyılmazel’e!” filan mi diyorlar? Bunun için mi her şey?


Referans grubundan bir “Aferin” almak için mi?


Yazık, çok yazık.

 

HAMİŞ: İtiraf ediyorum, Ayşe’nin “Enerji” şarkısının klibini izleyince şaşırdım. Birden “Vay be!” oldum. Son derece başarılı bir klip, modern, şarkı da iyi, güzel de dans ediyor. En önemlisi Ayşe, bu işi yapan diğerlerinden kötü değil. Dahası gelecek vaat ediyor.

Tebrikler Ayşe!

 

Benim ismimde erkeğin ne işi var?

 

ALYA soruyor: “Benim ismimde erkeğin ne işi var?”


Anlamıyorum, aval aval bakıyorum.


Anne, benim adım ne?”
diyor.


“Alyaaaa”
diyorum en salak halimle.


“Alya Mey Dormen”
diyor. “Dor-men... İsmimde ‘men’ ne arıyor?”


“Haaa o mu”
diyorum, gülmeye başlıyorum, “Babana sor...”


Soruyor.


Baba, benim ismimde erkek ne arıyor? Dor-men...”


Sevgilim de gülüyor, “Sadece onunla kalsa iyi, annenin soyadında da erkek var diyor. Ar-man...”


Ne biz anlatabiliyoruz, ne Alya anlayabiliyor...


Ama soruları hep devam ediyor.

Yazarlar Ana Sayfa
HaberlerFenerbahçeGalatasaraybursaburçniobeabdAlmanya