"Ayşe Arman" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ayşe Arman" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ayşe Arman

Oleeey! Bodrum Başkan’ına kavuştu

YAZ boyu o afişler, posterler Bodrum’un her tarafında asılıydı.

“Bodrum, Başkan’ını geri istiyor...”

“Bodrum, Başkan’ını bekliyor...”

Dükkânların kapılarında, arabaların, minibüslerin arkasında...

Mehmet Kocadon çete üyesi olmak ve rüşvet almak iddiasıyla tutuklanmış apar topar Muğla Kapalı Cezaevi’ne götürülmüştü.

Biz de fotoğrafçı arkadaşım Emre Yunusoğlu’yla temmuz ayında Bodrum’un nabzını tutmuştuk.

Hem cezaevine girip Başkan’la konuşmuş, hem de pek çok insandan görüş almıştık.

Bakkal, çakkal, esnaf, tuhafiyeci, restoran sahibi, taksici...

Aklınıza kim gelirse...

Ortak özellikleri Bodrumlu ya da Bodrum’da yaşıyor olmalarıydı...

Aynı zamanda Kenan Doğulu, Selçuk Yöntem, Mehmet Aslantuğ, Oktay Kaynarca gibi Bodrum âşığı simalar da Kocadon’a destek vermişlerdi.

Hiçbirinin yargıya karışmak gibi bir niyeti yoktu.

Ama hepsi de ağız birliği etmiş gibi:/images/100/0x0/55ea51a8f018fbb8f87819a2

“Bir yanlışlık olmalı. Başkan bu tür şeylere tenezzül etmez!” demişlerdi.

Kimse Kocadon’un rüşvet yediğine inanmıyordu.

Yüzlerce insan sokakta özgürlüğünü kutladı

Tam 99 gün sonra...

Bodrum, Başkan’ına kavuştu.

Yüzlerce kişi sokaklardaydı, herkes başkanın özgürlüğünü kutluyordu.

Biliyor musunuz, orada olmak ve o coşkuyu görmek istedim.

Çünkü ben de Mehmet Kocadon’un masum olduğuna inananlardan biriydim.

Kızını, İzmir Amerikan’a kayda götürdü

Hafta sonu telefonda konuştuk.

Sesi mutluluktan çınlıyordu.

“Yaşasın artık özgürsünüz!” dedim.

Küçük kızı İpek, İzmir Amerikan Koleji’ni kazanmıştı.

Onu yerleştirmeye İzmir’e gidiyordu.

Pek gururluydu.

“Kızınızı da tebrik ediyorum!”
dedim,

“Evet”
dedi, “Üstelik ben tutuklandıktan 10 gün sonra girdi, ona rağmen çok iyi puan aldı. Söz vermiştim, İpeğim, koleji kazanırsan, kayda seni ben götüreceğim demiştim. Kızıma verdiğim sözü tutmaya gidiyorum...”

Kocadon’un büyük kızı ise İsviçre’de okuyor.

Bu 99 günlük kayıplardan biri büyük kızının lise mezuniyetiydi, ne yazık ki onu göremedi.

“Peki anneniz Fatma Hanım ne yaptı?” diye soruyorum.

Oooo, annem bir alem biliyorsun! Cezaevinden beni o teslim aldı, kimseye bırakmadı. Öptü, öptü. Eşim, abim, herkes, herkes inanılmaz sevindi. Bodrum’a
geldiğimizde, sokaklar insan seliydi. 99 gün hizmetten uzaktım, ama kaldığımız yerden devam...”

“Başkanlığı aldılar sizden, n’olacak şimdi?”

“Tutuklu olduğum için aldılar, şimdi muhtemelen iade edecekler. Ama hukuki bir yola başvurmayı düşünmüyorum...”

Bu 99 günlük deneyim size en çok ne öğretti?”

“Valla” dedi, “Bu kadar sevildiğimi bilmiyordum. Müthiş bir şey. Hepimizi ayakta tutan sevgiymiş aslında, bir de birilerinin bize inanması... Bunu öğrendim. Her gün onlarca insan beni ziyarete geliyordu. Üç gün, beş gün, hadi on gün gelirler de 99 gün boyunca nasıl gelirler? Bu, zorla olacak bir şey değil, demek ki gerçekten isteyerek geldiler. Bu da çok değerli benim için.”

İlk yaptığı şey denize girmek oldu

“Nerede uyudunuz akşam?”

Sahildeki evde, kendi evimizde, annemle babam oraya geldi. Hep birlikteydik...”

“Neyi en çok özlemişsiniz, ne yediniz...”

“Aklıma yemek filan gelmedi, evde poğaçalar vardı, onlardan atıştırdım. Tuhaf bir şey oluyor tabii, bir süre sudan çıkmış balık gibi oluyorsun. İnsanlar, o kalabalık, o coşku çok, çok hoşuna gidiyor ama aynı zamanda insanın üzerine bir ‘kal’ geliyor. Şaşırıyorsun. Cezaevinde pek fazla insan görmüyorsun. Karşılama müthişti, hiç olmadığım kadar mutlu oldum, bütün Bodrumlulara teşekkür ederim. Yanlış bir şey yapmadığıma inanmaları sayesinde umudumu hiç kaybetmedim...”

“Sabah uyanınca peki...”

“Sorulur mu? Ben Bodrumluyum, bir Bodrumlu gibi davrandım, evimin önünde denize girdim ve oh be dedim, dünya varmış...”

Best of Balyoz (2)

GEÇTİĞİMİZ günlerde avukat Hüseyin Ersöz ve Selim Yavuz’la Balyoz davası üzerine söyleşi yaptım.

“Best of Balyoz.”

Ne yazık ki yaptığım hiçbir söyleşi bir sayfaya sığmıyor, sığamıyor. Çünkü sorularımın da merakımın da ucu bucağı yok. Bir de işime manyaklar gibi yapışıyorum, biraz da durumu abartıyorum, her satırı giremezse kahroluyorum. Çalıştığım her yöneticiye, editöre hep biraz daha geniş yer için yalvarıyorum. Hatta kavga ediyorum, küsüyorum. Resmen belayım. Anladınız. “Best of Balyoz”un devamı vardı, avukatların o CD’ler içinde yer aldığını belirttikleri çelişkiler say say bitmiyordu, yer yoktu, ben 12 tanesini yayınlayabilmiştim, buyurun burada devamı yer alıyor...

1- 2003 tarihli sözde darbe CD’lerinde, el konulacak bir Range Rover’dan bahsediliyor. Aracın plakası 16 BEB 33. Ama Emniyet’e sorduğunuzda “2003’te bu araç İzmir’de kayıtlı ve plakası 35 AR 6132” diyor. Range Rover, 2006’da Bursa’ya taşındığında 16 BEB 33 plakasını alıyor.

2- Yine 2003 tarihli sözde darbe belgelerinde ismi geçen “Medical Park Sultangazi Hastanesi” 2003 tarihinde yok. “Medical Park Grubu” tarafından 2008’de satın alındıktan sonra bu ismi alıyor.

3- Yıldız Teknik Üniversitesi, Boğaziçi Üniversitesi, ODTÜ, İTÜ, Amerikan Arsenal Consulting Adli Bilişim Şirketi, Alman Gramberg&Vogel Adli Bilişim Şirketi gibi muhtelif bilim kurumları darbe belgelerinin 2003 tarihli olamayacağını ve sahtecilik şüphesini teknik raporları ile tespit ettiler.

4- Sanıklardan Nuri Alacalı, Ankara’da Deniz Kuvvetlerindeki bilgisayarında (Bilgisayar ortada yok) belge kaydettiği iddiasıyla tutuklu ancak o tarihte ABD’de geçici görevde ve Türkiye’ye hiç giriş çıkış yapmamış.

5- Bilgisayarlarında belge kaydettikleri iddiasıyla tutuklu denizci subaylar o tarihlerde bilgisayarı veya interneti olmayan gemilerde açık denizdeler.

6- Yine 2003 tarihli sözde darbe belgesinde, Havelsan çalışanları listelenmiş. Ancak Havelsan’ın cevabına göre 357 kişilik bu listenin 115’i 2003’te Havelsan’da çalışmıyor. Ve buraya dikkat: Sonraki yıllarda Havelsan’da işe girmişler. Aynı çelişki Aselsan ve hatta Adalet Bakanlığı gibi kurumlara ilişkin listelerde de var.

7- Yine 2003 tarihli belgelerden birinde Gelir İdaresi Başkanlığı’ndan bahsediliyor. Ancak Gelir İdaresi Başkanlığı, 5345 sayılı kanunla 2005 senesinde Gelirler Genel Müdürlüğü yerine kuruluyor.

8- 2003 tarihli sözde darbe belgelerinde adı geçen “CC MAR NAPLES” isimli Nato Birliği 2003’te yok, 2004’te kuruluyor.

9- 2003 tarihli darbe belgelerinde, yardımcı emekli subayların listesinde isimleri yer alan iki emekli amiral 1998 ve 2000 tarihlerinde vefat etmişler.

10- Bu listedeki çelişkiler gibi yaklaşık 1900 tane daha çelişki tespit ederek mahkemeye sunulmuş. Hâlâ tutuklular.

Nazlı Ilıcak beğenmemiş ama Sedat Ergin beğenmiş

NAZLI Ilıcak’ın yazısından anlıyorum ki Balyoz röportajını beğenmemiş. Olabilir. Ben onun kadar tabii ki olaya hâkim değilim. Ama Silvir’ye gide gele bir takım şeyler gözlemledim. İki avukata da merak ettiğim soruları yönelttim. Aşağıdaki tespitler de benim değil, onların tespitidir. Kimsenin amacı yargıyı etkilemek değil, ama adil bir yargılama istemek hepimizin hakkı...

Bu arada Nazlı Ilıcak beğenmemiş ama hayatımın en büyük gazetecilik iltifatını Sedat Ergin’den aldım! Bakın o beğenmiş! Uçakta karşılaştık, “İki yıl boyunca sürekli benim de yazdığım, altını çizdiğim şeyleri bir sayfada çok güzel özetlemişsin, aferin!” dedi. Ne kadar mutlu oldum anlatamam. Sedat Ergin bu, boru değil, bu meslekte bir ekol, tarafsızlığın ve güvenilirliğin simgesi, üstelik kolay kolay her şeyi beğenmez ve laf olsun diye hayatta bir şey söylemez...

X