Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Nimetler

Mümtaz SOYSAL

Yeşiller'in Brüksel'deki Kıbrıs toplantısında işlenen ana düşünce, Avrupa Birliği'nin nimetlerinden Ada Türkleri'ni de yararlandırmak düşüncesiydi. Dün sona eren tartışmalar boyunca hep bunun üzerinde duruldu.

Meğer Avrupa Kıbrıs'taki Türkler'i ne kadar çok seviyormuş da haberimiz yokmuş.

Söylenenleri, Yunanlı profesör Hristos Rosakis'in ağzından şöyle özetlemek daha kolay olabilir: ‘‘Kıbrıs'taki Türk toplumu ekonomik bakımdan zor durumda ve Güney'dekilere göre hayli geri kalmış. Avrupa ise, daha önce Yunanistan, Portekiz, İspanya ve İrlanda örneklerinde görüldüğü gibi, zayıf ekonomileri güçlendirip kendisiyle uyum içine sokmakta başarılı oldu. Ayrıca, ülkelerin geri kalmış bölgelerini geliştirmek amacıyla oluşturulmuş destek programları var. Avrupa Birliği'ne girişten sonra Kıbrıs Türkleri'nin ekonomik durumlarını düzeltmek işten değil. Demek ki, şöyle ya da böyle bir formül bulup tam üyelik görüşmelerine Rumlar'la birlikte onları da katmak için her şey yapılmalıdır.’’

Dikkat ederseniz, Kıbrıs'ın kuzeyindeki bazı partilerin ve çevrelerin aylardır söyledikleri de budur.

Böyle bir durumda, ‘‘Türkiye girmeden Kıbrıslı Türkler'in Rumlar'la birlikte Avrupa'ya girmesi eriyip gitmekten başka sonuç vermez; üstelik KKTC tanınmadan masaya oturmak da yanlış olur’’ diyenler, kendi soydaşlarının iyiliğini istemeyen hain görünümüne düşmüş oluyorlar. Öbürleri de kurtarıcı.

Rollerin ve sıfatların böylesine tersyüz edildiği, onurlu direnişin ihanet, bencilce davranışın inayet olarak gösterildiği bir başka tablo olamaz.

Ekonomik refah ve dünyaya açılma gibi ‘‘nimet’’lerin kendi devletinden ve bağımsızlığından vazgeçmek uğruna elde edilişindeki büyük yanlışlığı bir yana bıraksanız bile, bir başka temel çelişki var ki, o çok önemli. Bu çelişkiyi görmemek, bütün Batı dünyasının haince davranışına göz yummak demektir.

Şunları sormaz mısınız: Madem Kıbrıslı Türkler'i bunca seviyor ve mutlulukları için duyarlı davranıyorsunuz, o halde 1963'le 1974 arasında onlara yapılanları sessiz seyredişiniz ve 1974'ten beri yüz kızartıcı ambargoyu uygulayışınız nedendir? İnsan, böylesine sevdiklerine seyahat ve dışsatım kapılarını kapatır, kendi adreslerini bile kullandırmayıp onları ancak Mersin'deki bir posta kutusundan dünyayla iletişim kurmaya zorlar ve Türkiye takımlarıyla da maç yapmalarını yasaklayıp tam bir yalnızlığa itmek ister mi? Ayrıca, ekonomik gerilik, toplumsal çürüme, karapara aklama ve dışa göç etme dediğiniz kusurların çoğu yıllardır utanmadan uyguladığınız, koca koca uluslararası kuruluşların anlı şanlı, ama özde pespaye ve on para etmez kararlarıyla perçinlediğiniz bir ambargonun sonucu değil midir?

Birliğe girişin nimetlerinden söz edenler bu yüz karası ambargoyu kaldırmadıkça ve üzerine titrendiği söylenen bir toplumun devletini en azından kendi adıyla çağırmadıkça, bu yanıltıcı sözlere kanmamak gerekiyor.

Tabii, Türkiye ve KKTC olarak, Kıbrıs Türklüğünü ayakta tutacak her türlü atılımı, katılımı ve yatırımı yaparak.

Onurlu davranıp haklı davayı kazanmak, basit bir su taşıma projesini bile yıllardır sürüncemede bırakmakla ve sonra ikide bir Kıbrıs'a gidip nutuk çekmekle olmuyor.













X

YAZARIN DİĞER YAZILARI