Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Mümtaz Soysal: Mimar hatası

Mümtaz SOYSAL

Türk demokrasi tarihinin unutulmaz sözlerindendir: 1965 sonrasının Meclis'inde konuşan milletvekili Çetin Altan, tepeden mikrofon elektriğini sık sık keserek söz insicamını bozan oturum başkanı Ahmet Bilgin'e, ‘‘Marangoz hatası olarak yukarıdasınız; buna hakkınız yok!’’ demişti.

Başkan ise, Büyük Fransız İhtilali meclisinde edilmiş ünlü bir sözün yerli duruma uyarlanmasından ibaret olan bu zekice cümledeki anlamı sezemeyip ‘‘Sana odun dedi bu adam!’’ diye bağıranların dolduruşuna gelmiş, ‘‘İnersem aşağı, döverim seni!’’ diyerek o renkli sahneyi biraz daha şenlendirmişti.

Son olaylar, Türkiye Büyük Millet Meclisi yeni genel kurul salonunda, marangoz hatalarını aşan çok esaslı mimarlık yanlışlarının bulunduğunu ortaya koydu. Böylece, zaten yolsuzluk iddialarına konu olmuş olan o salon, şimdi bir de iç mimari tartışmalarının odağı olmaya adaydır.

Bir kere, hatip kürsüsünün oturanlarla düzayak aynı zemine konması ve konuşanın tepesine binmek isteyenlere karşı hiç olmazsa birkaç basamaklık bir engel bile düşünülmemiş olması vahim yanlışlık olmuş.

Başkanlık kürsüsünün korunmasız bırakılması da.

Ayrıca, orta yerdeki zarif çiçek öbeği, salonda zaman zaman esen hoyratlığa ters düşmekte.

Öyle anlaşılıyor ki, sayın mimar eşitlik ve demokrasi sevgisini göstermek istemiş ve tek parti döneminde azametli Üçüncü Reich üslubuna uygun olarak Holzmeister'in yaptığı salona Almanya'daki yeni Bundestag binasından esinlenen bir yumuşaklık getirmeye çalışmış.

Oysa, her mimarlık gibi Meclis mimarlığı da ‘‘iklim’’e uygun olmalı.

Bir kere, hatip kürsüsünün fırtınalardan uzak emin bir yere çekilmesi gerek. Önü, kolay aşılamayacak su dolu ay biçiminde bir havuzla çevrilmeli, ortadaki öbeğe kaktüsler yerleştirilip havuz kenarına da bunlardan konmalıdır.

Başkanlık kürsüsü, ancak içeriden girip çıkılabilen ve yerden merdiven bağlantısı bile olmayan yüksek bir yere konmalıdır. Aşağıdan gelebilecek tehditleri caydırmak için, çevresi küçük alevli meşalelerle de süslenebilir. Ayrıca, geçen günkü ‘‘Tabanca var!’’ sözlerinden sonra, başkanın önüne ‘‘söz geçirir, kurşun geçirmez’’ bir cam takılması düşünülmelidir.

Salonun münasip köşesinde uluslararası toplantılardaki eşzamanlı çeviri bölmelerine benzer korunaklı yerler yapılmalı, içlerine sağlam ve güvenilir parlamento muhabirleri yerleştirilerek, gazete ve kanal yöneticilerinin kırpma ve çarpıtmalarına fırsat bırakmaksızın, Meclis'te neler olupbittiğini halk yığınları için doğrudan ve doğru yorumlamaları sağlanmalıdır.

Salonun bir yanına Ziya Paşa'nın Terkib-i Bend'inden, ‘‘Nağmeni takdir edecek kulak olmayan yerde nefes tüketme, makam değiştir!’’ anlamına gelen ‘‘Bir yerde ki yok nağmeni takdir edecek gûş/ Tazyi-i nefes eyleme, tebdil-i makam et’’ beytinin yazılması önerilebilir ise de, ‘‘makam’’ sözcüğü, ‘‘musiki makamı’’ yerine, ‘‘görev koltuğu’’ diye anlaşılabileceğinden, böyle bir yeniliğin rizikosu büyüktür.



X

YAZARIN DİĞER YAZILARI