Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Muhteşem Süleyman’ın haremi

BİR “muhteşem” ki, tarihin derinliklerinden çıkıp, indi bütün ihtişamıyla gündemin tepesine! Kıt’alar birleştiren o Süleyman, geçmiş 500 yıl aradan, şimdi de memleketi bölmez mi!

Güler yüzlü bir adam, Timur Savcı, ola ki, varıyla yoğuyla Osmanlı Tarihi’nin en şanlı sayfasını aralamış, gerçekleştirip bir televizyon dizisi “Muhteşem Yüzyıl” demiş. Ve daha gösterime girmeden dizi, RTÜK’e yağarcasına gönderilen binlerce şikayetname dizisi.
Gazetelerde yazı üstüne yazılar, televizyonlarda ardı ardına tartışmalar. Neredeyse hükümet katına ulaşacak bir “memleket meselesi”.
TUHAF BİR DURUM!
Muhteşem Süleyman’ın Osmanlı’yı ulaştırdığı aşamaya göre geride mi, ilerde miyiz? Haritaya bir bakıverin, anlarsınız neredeyiz.
Ve de bir “İslam Devleti” idi Osmanlı. Koca bir imparatorluk ki, içinde türlü millet ile türlü mezhep barındırır idi; “çıt” çıksa da “hır” çıkmaz idi.
Demişler ona bir de “Kanuni”, yasaları yazıya bağlayıp kendini de bağladığı için. Bizde de yasalar var; yorumlayanlara bakarsanız kimini bağlar, kimini bağlamaz. Herhalde demokrasiden yana Kanuni bizimle yarışacak değil. Bu yüzden değil mi ki, yorumlar çeşitli ve de değerlendirmeler ya destekli, ya hiddetli.
Kaptan-ı Derya Barbaros Hayreddin Paşa’yı bir donanma ile ta Fransa kıyılarını gönderip Fransa Kralı Fransua’yı kurtaran da Muhteşem Süleyman idi. Şimdiki Fransa’nın başının bizi yanına yanaştırmamasına ne demeli!
Bir Mimar Sinan’ı var idi, yaptıkları 500 yıldır ayakta. 500 yıl sonra bizim memlekette kalacak olan ne acaba?
HÜKÜMDAR YOK
İSE DE HÜKÜM VAR
Yine de elde bir hüküm var, epeyce bir süre unutmayacağımız. Devlet katından RTÜK der ki, “3984 Sayılı Yasa” uyarınca “yayınların toplumun milli ve manevi değerlerine aykırı olmaması” hükmü ile ilişkili olarak “tarihe mal olmuş bir şahsiyetin mahremiyeti konusunda gerekli hassasiyet gösterilmemek suretiyle ihlal edilmiş olduğuna... karar verilmiştir.”
“Tarihe malolmuş bir şahsiyetin mahremiyeti”. “Mahremiyete girildi” deniyorsa dizide “nasıl girildi?”, “nerede girildi?”, bu soruların yanıtı RTÜK kararında yer almamış. Herhalde yanıt, Arapça “mahremiyet - gizlilik” sözcüğünde gizli. Mahremiyet “gizlilik” olunca aynı kökten gelen “mahrem” de “başkalarına söylenmeyen, gizli” demek oluyor. Arapça’nın sözcük üretme oynaklığı ile bir sözcük daha: “Harim”, “Başkalarına söylenmeyen, gizli” anlamında. “Haram”ı bir yana koyalım, o gizemli Arapça sözcük karşımıza çıkıveriyor: “HAREM”.
İşte bu! Bir “muhteşem” ki, tarihin derinliklerinden çıkıp, kıt’alar birleştiren o Süleyman’ın, 500 yıl sonra başımıza işler açması, yüksek duyarlılığımızdan, derin değerlendirme gücümüzden yana memleketi bölmesi bu sözcük yüzünden: “Harem”.. Meğer sen nelere kaadirmişsin!
Neyse ki, haremine girilmiş olmakla Muhteşem Süleyman, herkesin “kendini ifade etmesine vesile” oldu. Ki, hayırlara vesile olsun.
Hiç merak ettiniz mi, nerede doğmuş Sultan Süleyman? Trabzon’da.. Trabzon’dan İstanbul’a bir hükümdar! Viyana kapılarına dayanmış “Muhteşem” Süleyman.
Ve biz hâlâ o kapılarda beklemekteyiz.

 

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI