Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Muharrem Sarıkaya: Camilerdeki terör örgütü

Muharrem SARIKAYA

MGK, 28 Şubat kararlarıyla Kuran kurslarının Diyanet ve Milli Eğitim Bakanlığı denetiminde yürütülmesini hükümete ‘tavsiye’ ettiğinde bazı kesimler ayağa kalkıyor.

Hatta, bu kararlara tepki gösterenler arasında, merkez sağ partilerden bazı milletvekilleri de yer alıyor.

Ancak, iki yıl sonrasında bugün ortaya çıkan gerçekler, 28 Şubat'ta alınan bu kararların ne kadar haklı olduğunu ortaya koyuyor.

Bunu anlamak için Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin Hizbullah terör örgütü hakkında hazırladığı iddianamedeki ‘Örgütleme Modeli’ ara başlıklı bölümde anlatılanları okumak yetiyor.

Hizbullah, ilk örgütlenmesini kitabevleri kurarak başlatıyor.

1980'li yılların sonuna gelindiğinde ise camiler mekánı oluyor.

Örgüt, Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından başlatılan ‘‘gönüllü imamlık’’ uygulamasını fırsat biliyor.

Güneydoğu'daki camilere yöneliyor.

Örgüt elemanlarının ifadelerinden hazırlanan iddianamede, Hizbullah'ın camileri örgüt yuvası haline dönüştürmesinin ilk adımı şöyle aktarılıyor:

‘‘Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde gönüllü imamlık uygulamasından faydalanan örgüt, imamı olmayan tüm camilere kendi adamlarını yerleştirdi...’’

Hizbullah bununla da kalmıyor.

Diğer cami ve mescitlerdeki resmi imamları gerek sindirme yöntemiyle, gerekse iyi ilişkiler kurarak pasifize ediyor.

Kısa sürede Güneydoğu Anadolu bölgesindeki camileri hákimiyeti altına alıyor.

1994 yılına gelindiğinde sadece Diyarbakır'daki 162 cami ve mescitten 90'ında örgütün yapılanması tamamlanıyor.

Akşam ve yatsı namazları sonrası, camiler örgütün siyasi eğitim çalışmasının yapıldığı yuvalar haline dönüşüyor.

Bunların hepsi de ‘‘dini eğitim altındaki masumane çalışmalar’’ olarak gösteriliyor.

Temel dini bilgileri öğrenmesi için Kuran kurslarına gönderilen çocuklara önce İslami bilgiler içeren kitaplar veriliyor.

* * *

Bu dersler sırasında örgüt adından kesinlikle söz edilmiyor.

Öğrenciler, ders gruplarına ve yaşlara göre ayrılıyor. Her grubun başına da ‘‘muhasebe elemanı’’ adı verilen bir lider konuluyor.

Bir süre sonra bu çalışmalar, piknik, spor müsabakaları gibi sosyal aktivitelerle destekleniyor.

Dönem bitiminde muhasebe elemanı, öğrencilerin davaya yatkınlıklarını belirten bir raporu ve çizelgeyi cami sorumlusuna aktarıyor.

Çizelgede eğitimin ikinci aşamasına geçecek öğrenciler sıralanıyor.

İkinci aşamaya geçilecek öğrencilerden özgeçmiş raporları alınıyor. Hatta özgeçmişlerin doğruluğu konusunda istihbarat çalışması yaptırılıyor.

İkinci aşama eğitime geçişte, öğrenci örgüte davet ediliyor ve kabul edip etmeyeceği soruluyor.

Daveti kabul etmeyen aday ise şu sözlerle uyarılıyor:

‘‘Bu daveti unutacaksın. Bir süre örgüt seni takip edecek, aksine hareketin halinde sen de, ailen de cezalandırılır...’’

Kabul edenler ise bir daha dönüşü olmayan yola ilk adımı da atıyor.

Önce siyasi, ardından askeri eğitim...

İslam'ı daha iyi anlayıp vecibelerini doğru yerine getirmek için masumane başlayan dini eğitimin sonunda ortaya çıkan ölüm makineleri...

Bu iddianameyi gördükten sonra, ‘‘28 Şubat Kararları’’nı daha iyi okumak gerekiyor.

X