Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Modern Zamanlar

Hadi ULUENGİN

Ve kadın Vadim'i yarattı

Hoş ve boş Brigitte Bardot neyi hatırlarsa hatırlasın umurumda değil ama, belli ki o soğuk ve mesafeli Catherine Deneuve, hani o eski stüdyo çekiminde sigortalar atıp projektörler aniden söndüğünde, Roger Vadim'in bunu fırsat bilip birden dudaklarına nasıl yapıştığını düşünüyor.

ALLAH taksiratını affetsin, bir zamanların efsanevi yönetmeni Roger Vadim geçen hafta öldü. Bende sinema merakının uyanmasında büyük rol oynamıştır...

Fakat, her şey gibi O'na da bugün mesafeyle baktığımda, öncü işlevi hariç, pek öyle ahım şahım bir yanı olmadığını düşünüyorum.

Zaten, Fransız rejisörü şöhrete kavuşturan ve fi tarihinde müthiş skandala yol açan ‘Ve Allah Kadını Yarattı’ benim üzerimde fazla etki bırakmamıştı.

İlk seyrettiğimde hem çocuk sayılırdım, hem de Brigitte Bardot ergenlik rüyalarıma girmedi. Benim yorganlarımı Jayne Mansfield'li terler basardı...

Ama, Vadim'in Jane Fonda'yı ilk kez ekrana çıkarttığı ve Emile Zola uyarlaması ‘La Curee’yi gördüm ki, uzun süre Amerikalı sarışının cazibesinden kurtulamadım. Filmi Beyoğlu ve Kadıköy sinemalarında tekrar tekrar izledim.

‘Tehlikeli İlişkiler’ ise bana göre en iyi yapıtıydı.

Ve, Roger Vadim'in başka bir özelliği vardı ki, beni asıl ilgilendiren o !

* * *

‘KADINLARIN adamı’ydı. Modern bir Don Juan'dı.

Beşi nikah defterine de imza atmak kaydıyla, hayatından geçen karşı cins mensuplarının haddi hesabını bilmedi. Daima, bir ‘erotoman’ olarak yaşadı.

Bir ‘hiç’ olarak keşfettiği küçümen genç kızların gönlünü çalar çalmaz, onları ellerinden tutup şöhret merdivenin üst basamaklarına tırmandırdı.

Son eşi Marie Christine Barrault zaten çoktandır zirvede dolandığından onu saymıyorum, kendilerine sihirli değnek dokunmadan önce adları ve sanları hiç duyulmamış Brigitte Bardot bir; Annette Stroyberg iki; Catherine Deneuve üç; Jane Fonda dört, hepsi yönetmen sayesinde evrensel ‘star’ konumu edindiler.

Resmi tapusuna kaydetmediği diğerlerinin listesi ise o kadar uzun ki, sanırım ‘Ve Vadim kadını yarattı’ dersek pek günaha girmeyiz...

Fakat bana kalırsa, yaşayabilmek için onların varlığına sonsuz ihtiyaç duyduğundan, en az aynı ölçüde, ‘Ve kadın Vadim’i yarattı' da dememiz gerekir.

* * *

ROGER Vadim'in cenazesine katılmak isterdim. Yok, ne ‘nekrofili’ denilen ölü tapınıcılığıyla alakam var, ne de ‘ilah’lara salya sümük ağlayanlardanım.

Benimkisi sırf merak ve gelişmeleri tahayyül etmekte serbestim !

Bakın, org Bach ilahisi çalıyor ve Vadim'in romancı Françoise Sagan'la birlikte keşfettiği, sonradan da ‘jet sosyete’ mekanı haline gelen Saint Tropez sayfiyesindeki orta boy kliseye tabut huşu içinde yerleştiriliyor...

Ve, beş değil, on değil, elli değil ki, cemaata ayrılmış birinci, ikinci, hatta üçüncü sıraların tümünü, şimdi kendilerine başka bir cazibe katan siyah matem tayyörleriyle Vadim'in kadınları silme doldurmuş...

Eminim ki, geçkince bir yaşa gelmiş olsalar bile hala mihrabı yerinde duran bu düzinelerle hanım, ‘ave Maria’ söyleyerek buhurdanlık sallayan papaz yamağını kurşuni güneş gözlüklerinin ardından izliyor gibi yapıyorlar, fakat aslında çok başka şeyler hatırlıyorlar...

Hoş ve boş Brigitte Bardot neyi hatırlarsa hatırlasın umurumda değil ama, belli ki o soğuk ve mesafeli Catherine Deneuve, hani o eski stüdyo çekiminde sigortalar atıp projektörler aniden söndüğünde, Roger Vadim'in bunu fırsat bilip birden dudaklarına nasıl yapıştığını düşünüyor.

Tokada rağmen de göğüslerini mıncıklamaya devam etmiş olmasına şaşırıyor.

Veya, Jane Fonda taşralı Amerika'sından Paris'e ilk defa indiğinde Fransız dandinin göz boyamak için O'nu önce ‘Tour d’Argent' lokantasında yemeğe; sonra da, ‘bak sana Sen nehrine bakan dairemi göstereyim, New York manzarasına benzer’ bahanesiyle kapana nasıl çektiğini anımsıyor.

Ya da, Vadim'in tüm kadınları içinde benim esas tercihim olan o harikulade Marie Christine Barrault, artık bayağı yaşlanmış yönetmenin, ‘kırkından sonra azanı teneşir, atmışından sonra azanı da musalla taşı paklar. Atmışımı geçtim ve yaşamaya niyetliyim, fakat seninle...’ diye kendisine evlenme teklif ettiği kulis arasına uzanıyor.

Bu arada da, kilisenin orgu Bach ilahisinden Messian kasidesine geçiyor ve yamağından görevi devralan papaz tabutu ‘sanctus’larla kutsamaya başlıyor.

* * *

ÖYLE olduğunu çok iyi biliyorum, tam o sırada Vadim'in ruhu katafalkın üzerinden mihraba doğru yükseldi. Birinci, ikinci ve üçüncü sıraları doldurmuş kadınlarına şöyle bir baktı ve ‘amma da köhnemişler’ diye burun kıvırdı.

Sonra, gözü ta en arkalarda, mukaddes su yalağının oralarda duran afet bir kıza takıldı.

Ne papaz, ne cemaat, ne kameramanlar, ne de cenaze levazımatçıları farkına vardı ama, Vadim aniden kızın yanında peydahlandı.

‘Akdeniz şubatı pek ılık... Ayini boş ver, rıhtımdaki salaş kahvede ikindi aperitifine ne dersin ? Sana yeni filmin yakın planlarını da gösteririm’ dedi.

Ve şükür Allah kadını; ve şükür, kadın da Roger Vadim'i yarattı...

X