Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

MHP’nin haklı şikayetleri var...

Dışardan bakıldığında, özgürlüklerin önündeki engel olarak MHP çıkıyormuş gibi görülüyor. Oysa pek o kadar da değil. MHP’ nin sorunu, hem koalisyon içinde , hem de kamu oyu ile ilişkilerindeki iletişimsizlik. Uğraşıp ne düşündüklerini öğrenebilirseniz, bazı konularda çok da haksız olmadıklarını görüyorsunuz.

Milliyetçi Hareket Partisi’ nin temel bir sorunu var.

Bu da, politikalarını niyetlerini, görüşlerini kamu oyuna doğru dürüst anlatamamaktan kaynaklanıyor. Devlet Bahçeli, zaten pek konuşmaktan hoşlanmayan bir insan. Konuştuğu zaman da, hepimizin anlayacağı şekilde anlatmıyor. Önceden hazırlanmış bir yazılı metin okuyor. Kullanılan dil ve genel yaklaşım, dışa sert bir yansıma yaratıyor. Milli Güvenlik Bildirileri gibi, satır aralarını çözebilirseniz çözün. Bahçeli’ nin dışındaki ve sözcü niteliğindeki insanları da, herhalde liderlerine ters düşmemek için aynı yaklaşımlarla kamu oyunun önüne çıkıyorlar. Gerçek niyetleri anlaşılamıyor.

Kamu oyu tam anlayamadığı zaman da, ister istemez eleştiriler artıyor. Bu olasılıkta da parti kızıyor, kendilerine karşı bir kampanya açıldığına karar veriyor ve sertleşiyor. Oysa çaba harcayıp, diş söker gibi gerçek nedenler araştırıldığında, bazı konularda haklı oldukları, bazılarının ise onlardan kaynaklanmadığını anlıyorsunuz.

Bu iletişimsizliğin koalisyon ortakları arasında da sürdüğü izlenimi var.

Durum böyle olunca, MHP’ nin gerçek niyetleri ve şikayetleri tam olarak anlaşılamayan bir parti konumuna giriyor. Herşey birbirine giriyor.

Hergün yeni örneklerle karşılaşıyoruz.

312 ve 159 ile ilgili değişikliklerin liderler zirvesinde, üzerinde konuşulmadan ertelenmesi olayına dışardan bakan biri, bunların MHP duvarına çarptıklarını sonucuna varır. Sanki MHP tüm demokratikleşme hareketlerine, AB ile “ilişkilerin gelişmesine karşıymış” gibi bir izlenim doğuyor.

Derviş ile ilişkilerindeki eleştirisel yaklaşımları da, MHP’ nin ekonomik reformlara inanmadığı ve kerhen desteklediği sonucunu çıkarıyor.

Oysa durum hiçte öyle değil.

MHP’ nin diğer partilerden ve bizlerden farklı bir bakış açısı var. Bunu da kabul etmek zorundayız. Ancak MHP, belki sınırlarını daha dar görüyor olabilir, ancak demokratikleşmeye karşı değil. AB’ ye hiç karşı değil. Kemal Derviş’ e de karşı değil. Zaten karşı olsaydı, baştan engellerdi. MHP liderini sinirlendiren unsur, MHP’ nin “ çantada keklik” gibi görünmesi ve adam yerine konulmuyormuş izlenimi verilmesi.

Mesut Yılmaz’ ın 312-159 konularında önce onayını verip sonradan değişiklik istemesi, Kemal Derviş’ in MHP’ yi yeterince bilgilendirmemesi, partiyi fena halde rahatsız ediyor. O zaman da katılaşıyor ve kabuğuna çekilip önerilere sırt
çeviriyor.

159 ve 312 HATALARINDAN DÖNÜLMESİ GEREKİYOR...

Sürekli tekrarlanıyor.

2002 Türkiye açısından son derece kritik bir yıl.

AB ile tam üyelik müzakerelerinin başlama tarihini bu yıl kesinleştirebilirsek, büyük bir mesafe almış olacağız. Aksi halde uzun bir bekleme dönemine gireceğiz.Yani Türkiye’ nin acelesi var. AB’ nin acelesi yok. Hatta AB içinde birçok ülke, Türkiye’ nin kendi kendini sınıfta bırakmasını istiyor. Türkiye’ nin gereken uyum düzenlemelerini yapamayıp, gecikmesini bekleyenler ellerini ovuşturuyorlar.

Durum böyleyken, 312 ve 159’ daki inadın anlaşılır hiçbir yanı yok.

MHP içinde çok kişinin, bu maddelerde değişiklikler gerektiğini açıkça söylediklerini bizzat biliyorum. Bu maddelerde “netleştirme” gerçekleştirilmezse, Türkiye ne içerde ne de dış ilişkilerinde rahat edebilecek. Tekrar eskisi gibi toplumsal huzursuzluklarla karşı karşıya kalacağız.

İstenen de çok basit.

312’deki “ kamu düzenini bozma olasılığı” cümlesinin “kamu düzenini bozma tehlikesi “ olarak değiştirilmesidir. Yani suçun niteliğini daha netleştirmek. Bunda ne sakınca olabilir ki?

159’ da da, eleştiri ile hakaret alanlarını daraltmak, sınırlarını iyi çizmek, soyut kelimeler ve tanımlamalar yerine somut suç nitelemeleri getirmek.

Bu iki madde bu haliyle çıkarsa, ne doğru dürüst yayıncılık, ne siyaset, ne de araştırmacılık yapılabilinecektir. Basın Konseyinin son açıklamasını okuyan, durumun vahametini hemen anlar.

Devlet Bahçeli’ den beklenen, sözü geçen maddelerdeki sakıncaları, koalisyon içi ilişkilerde denge kurabilmek için sürdürmemesidir. T.C. Devletini yönetme durumunda olanlar, öncelikle ülkelerinin uzun vadeli çıkarlarını ön plana alırlar. Nitekim MHP bundan önce de, seçim platformunda açıkladığı politikalarından birçoğunu, ülkenin çıkarları ve koalisyonun devami için değiştirmiş, özveride bulunmuştur.

MHP’ ye bu yakışır. Yoksa, Mesut Yılmaz’ a ders vermek için ısrarcı olmak değil...
X