"Ayşe Arman" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ayşe Arman" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ayşe Arman

Mehmet Kocadon’un annesi Fatma Kocadon: Ona siyasete girme demiştim ömrümden 10 yıl gitti

Pazar günü başlayan Kocadon işi, aile fertlerinin görüşleriyle burada bitiyor. Gerisi yargının kararı, bekleyip, göreceğiz...

BODRUM Ortakent Cami’nin arkasında, bahçeli bir ev. Emre’yle kapıyı çalıyoruz.
Fatma Hanım çıkıyor, “Gelin, gelin” diye sesleniyor.
48 gündür tutuklu bulunan Bodrum Belediye Başkanı Mehmet Kocadon’un annesiyle babasının evi. /images/100/0x0/55eb519ff018fbb8f8b99553
Onları rahatsız edeceğiz endişesiyle çekinerek giriyoruz.
“Olur mu buyurun” diyor.
Büfeden kolonya şişesini çıkarıyor, ikram ediyor.
Anne Fatma Hanım 80 yaşında, baba Şerif Bey 82.
Baba dinç duruyor ama yerinden kalkmakta zorlanıyor, anne ise fır fır dört dolanıyor evin içinde, bize yiyecek bir şey ikram etmenin de derdinde.
İkili, avlulu taş evin salonunda oturuyorlar ve kendi dünyalarında yaşıyorlar.
Evde onlardan başka kimse yok. Çok nazik insanlar. Ve mütevazı. Zaten Fatma Hanım’a saygı duymayan yok. Bütün Bodrumlu onu seviyor. Duvarlarda, oğullarının, kızlarının, torunlarının fotoğrafları asılı. Fatma Hanım, direkt meseleye giriyor.
“Ben hiçbir zaman siyasete girsin istemedim” diyor, “Çıksın, bu görevi tamamlasın, sonra da bıraksın! Beni dinler mi dinlemez mi bilmiyorum. Ama ömrümden 10 yıl gitti. Ne zaman tahliye olur ki? Neredeyse iki ay olacak, her gün hayırlı haber bekliyoruz...”
Hayatını, çarşamba günlerine fikslemiş, maaile çarşambaları Muğla Cezaevi’nin yolunu tutuyorlar, ayda bir kere de açık görüşte oğluna sarılabiliyor.
Bu annelik nasıl bir şeydir anlamak mümkün değil!
80 yaşında, eşi de rahatsız var ama aklı fikri oğullarında...
Kendini çoktan unutmuş.
Ticaret Odası Başkanı Mahmut Kocadon da sağlık problemleri yaşıyor, kan değerleri düşüyor, bir taraftan onunla uğraşıyor, bir taraftan da cezaevindeki oğlu için endişeleniyor.
“Mehmet hastalanır diye korkuyorum” diyor, “Gayet iyi gördüm merak etmeyin” diyorum. “O iyi görünür ama hassastır, bir hastalığa filan yakalanacak diye korkuyorum...”
Bir sessizlik oluyor.
Baba Şerif Bey, o havayı bozmak için Fransızca konuşuyor, gülümsüyorum “Ben Fransızca bilmiyorum” diyorum, bu sefer İtalyanca konuşuyor, “Ne yazık ki onu da bilmiyorum” diyorum.
Son bir gayret Rumca.
Bende yine tık yok.
“Ama sen de bir şey bilmiyorsun!” gibilerinden bakıyor.
Anne, “Eşim biraz rahatsız da” diyor.
Fatma Kocadon aslında o 80 yaşındaki haliyle, bir direk gibi bütün aile fertlerini taşıyor.
“Merak etmeyin oğlunuzun seveni çok, destekçisi de” diyorum.
“Ama bu işler belli olmuyor ki, bak hâlâ çıkamadı, içeride” diyor.
Bize ikram ettiği bergamut reçelini yiyip evden ayrılıyoruz.
O güzel insanları, avlulu taş evde bırakıp, geri hayata dönüyoruz...

Bodrum Ticaret Odası Başkanı Mahmut Kocadon

Bence Mehmet bırakmaz Muğla’ya başkan olur

Başınıza gelen nedir?
-  Bilsek. Mehmet’in içeri alınacağı duyumu vardı. Bir sene önce biliyorsunuz, dosyaları götürme operasyonu olmuştu. Sokak konuşuyordu. Ama yine de şoke olduk!
Herkes birtakım yorumlar yapıyor. Siz olup biteni nasıl değerlendiriyorsunuz?
-  Mehmet’e çok güvenim var. Her gün aslanlar gibi Bodrum çarşısında başım dik, alnım açık yürüyorum. Bizim hayatımda değişen bir şey yok. Ciddi bir üzüntümüz var o kadar.
Sizce neden...
-  Mahalli politik çekişmelerin sonucu diyorum ben. Ankara’nın bir baskısı olduğu zannetmiyorum. Sadece küçük yerel politikalar. Tamamen Baskın Oran gibi düşünüyorum.
Partiler üstü başkan olması bazılarını rahatsız mı etti?
-  Evet. Çünkü Mehmet’in tek partisi vardı: Bodrum. Bodrum söz konusu olunca, gözü hiçbir şey görmüyor. Bodrum’a ilişkin hırsı, aşkı; aklını aşıyor. Türkiye’nin iki markası var, İstanbul ve Bodrum. Mehmet de sürekli Bodrum’u yukarı çekmeye çalışıyordu. Yaptıklarıyla da bunu başardı.
Başkanın kafası paraya ne kadar basıyor?
-  Basmaz.
Birilerinin uyanıklığı sayesinde, birtakım şeyler onun üzerine kalmış olabilir mi?
-  Mehmet’in kafası paraya basmaz. Son 12 senedir ticaret de yapmıyor, unuttu. Mehmet, aynı zamanda Bodrum Yarımadası’nın Tanıtma Vakıfı Başkanı. Geçen sene 26 fuara katıldı, üç tanesi de yurtdışında, kendi özel standıyla katıldı. O yüzden de son yıllarda onun da çabasıyla, Bodrum, Türkiye turizminin üstünde bir artış sağladı.
Her şey böyle iyi giderken, bu olan biten nedir...
-  2014 yerel seçimleri yaklaşıyor. Bodrum çok güzel, herkes ona sahip olmak için çalışıyor. Yerel, küçük şark kurnazlığı diyorum. Hepsi çok yakında meydana çıkacak.
Anneniz ne diyor?
-  “Ben size demedim mi?” diyor, “Niye bulaştınız siyasete?”
Tamam mı, devam mı?
-  Bence Muğla’ya başkan olacak. Mehmet durmayacak...

Mehmet Kocadon’un eşi öğretmen Hülya Kocadon

Herkes Mehmet’in meteliğe takla atmayacağını bilir

İnsanın kocası, rüşvetle suçlanınca kendini ne kadar kötü hissediyor?
-  Buna kimse inanmıyor ki. Bizim içimiz, gönlümüz rahat. Bunun böyle olmadığını biliyoruz. Sokaktaki vatandaş da Mehmet’in meteliğe takla atmayacağını bilir.
Nereden biliyorlar, varlıklı olduğunuz için mi?
-  Hayır. Mehmet’i tanıdıkları için. Rüşvet yemek varlıkla, yoklukla alakalı değildir. Nice zengin insan vardır ki, hâlâ doymuyorlar. Rüşvet yemek, evden aldığın terbiye ve gördüğün görgüyle alakalıdır. Annenin, babanın sana verdiği helal haram kavramıyla ilgilidir. Bizim verilmeyecek hesabımız yok.
İçeri alınacağını öğrendiğinizde, ağladınız mı?
-  Yok canım niye gözyaşı dökerek bu işi, bu raddeye getirenlere prim vereyim! Yargının kararını bekliyoruz. Her sabah, güne olumlu bir düşüncele kalkıyorum. Her sabah, “Şükürler olsun, duruşmaya bir gün daha yaklaştık” diyorum.
Sizce eşiniz neden içeride?
-  Bodrum’u sevdiği için, yaşadığı topraklara bir değer katmayı kendine gerçekten vazife edindiği için. Siz bugün Bodrum’u beğenmezseniz, bavulunuzu toplayıp, Çeşme’ye gidersiniz. Bizim gidecek başka bir Bodrum’umuz yok. Mehmet de ben de 7 göbek sülale buralıyız. O sahiplenmesin de kim sahiplesin! Ama mükafatı bu olmamalıydı...

Problem içkiden öte...

EFES Pilsen sponsorluğunda yapılan “One Love Festivali”yle ilgili haberleri, yorumları ibretle okuyorum.
Söyleyebileceğim tek şey:
Yuh ve yazıklar olsun!
Şaka gibi olup biten...
Şimdi bir de içki yasağıyla mı uğraşacağız?
Bu da mı geliyor başımıza... Hepsi... Birer birer...
Olmaz denilen her şey...
Ne oluyor da, 11 senedir sorunsuz yapılan bu festivalde, tüm yasal izinler alınmışken, her şey mevzuata uygunken, hangi tehditlerle içki ruhsatı bulunan mekânların ruhsatlarını kullanılmasına izin verilmiyor?
Bu nasıl bir düzen oldu?
Size ne bizim ne içtiğimizden!
Size ne bizim günahımızdan, vebalimizden!
Mesele, içki meselesinden de öte, resmen özgürlüklerin kısıtlanması meselesi...
18 yaşına geçmiş insanların, nasıl eğleneceklerini de artık iktidar söyleyecek herhalde!
En fenası da, “Biz bir şeye karışmıyoruz, halk böyle istiyor”un arkasına sığınıp, insanı, insana düşürme hali.
Zaten Sağlık Bakanı da sıranın içkiye geleceğini söylemişti.
Demek ki, ufak ufak geliyor.
Hani herkes, özgürlüklerini rahatça kullanabilecekti?
Hani bu iktidar, herkesin iktidarıydı? Hani mini etekliler ve türbanlılar yan yana yaşayacaktı?
Hani “Biz sizin mininize, içkinize karışıyor muyuz”du?
Bakalım sırada ne var!

X