"Ayşe Arman" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ayşe Arman" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ayşe Arman

Lohusadır, ne yapsa yeridir

Büyülenmiş gibiyim. Gözlerimi yanıma koydukları minik şeyden alamıyorum. Bu minik şey, benim kızım. Şimdi bu, benim içimden mi çıktı? Yani az evvel içimde miydi?

Valla, insan kafayı yer!

Tanrı var...

Yemin ederim, var...

Her doğum onun mucizesi...

Şimdi ben neden ağlıyorum?

Ne bileyim.

*

Bak gözlerini açtı.

Gülümsüyor...

Bana gülümsüyor.

Ben onun annesiyim.

Aman Allah’ım, ben anne mi oldum?

Hay aksi, yine ağlıyorum.

Kendimi durduramıyorum.

*

Nasıl da güzel...

Yoksa, bana mı öyle geliyor?

Yok yok, gerçekten güzel.

Çok özür dilerim ama...

Ben yine ağlıyorum.

Neden? Kızım güzel diye!

*

Her bir tarafını inceliyorum.

Ay inanmıyorum ellerine bak, ayaklarına bak. Küçücük.

Öpüyorum, öpüyorum, öpüyorum.

Her şeyi minyatür bunun. Nasıl da güzel kokuyor. Özellikle de boynu ve gıdısı...

Kokluyorum, kokluyorum, kokluyorum.

Şimdi siz ağlamayacağım zannediyorsunuz ama, yanılıyorsunuz.

Kızım güzel koktuğu için de ağlıyorum.

*

O da ağlıyor.

Ama acıktığı için...

‘Hop bir dakika, ben hayatımda hiç emzirmedim, çok da hoşlanmıyorum bu fikirden’ diyemiyorum üzerime doğru gelen hemşireye.

Megi o hemşirenin adı, annemin adı, Megi’nin kocasıyla benim sevgilimin ismi aynı, aynı gün doğmuşuz, o da bir kız çocuğu olsun istiyor, koyacağı ismi de yıllar öncesinden belirlemiş bulunuyor: Alya...

Kaçar mı?

Hayır.

Bu benzerlikler de ağlamama sebep oluyor!

Güney Afrikalı Megi, bana çok iyi davranıyor, bir şefkatli bir şefkatli, ‘Hadi Alya acıktı... Emzirme zamanı’ diyor.

Ameliyat önlüğünden sol memem yeryüzüne çıkıyor, başka hiçbir şey yapmam gerekmiyor, kucağımdaki minik şey, anında mememi kapıyor.

Vay be.

Ben şimdi emziriyorum. Sanki yıllardır bu işi yapıyorum. Ne mi hissediyorum? Tarifi zor.

Dinginlik, sakinlik. Sükûnet.

Huzurluyum çok.

Çarşaf gibi bir deniz hayal edin, kızımla onun içindeyiz sanki, birbirimize gülümsüyoruz.

Alya da huzurlu, hemen susuyor, gözlerimin tam içine bakıyor. Memelerim benim en büyük silahım. Alya onları çok seviyor. Bunu anladığım andan itibaren 3 saatte bir onları kendisine sunuyorum, Alya’dan mutlusu yok.

Sadece kızım ağladığında değil, kızım güldüğü zaman da ağlıyorum.

İçimden hep ağlamak geliyor.

Lohusa olmak buna deniyor.

*

Kararlı bir ifadeyle...

‘Bu gece ben kalmak istiyorum...’ dediği anda hızla dönüp yüzüne bakıyorum.

Bunu söyleyen sevgilim.

Odada iki kadın daha var, biri annem, diğeri ablam. Onlar da kalmak istiyorlar.

Hastane odasında elle tutulur bir sessizlik oluyor.

Daha ilk günden tavrını koyması, kararlılığını göstermesi, çaktırmıyorum ama hoşuma gidiyor.

Hoşuma gitmek ne kelime, içimin yağları eriyor!

*

O gece, artık bir aile olduğumuzun farkına vardığım ilk geceydi.

Tabii ki belli etmemeye çalışıyoruz ama ikimiz de tecrübesiziz.

Üstelik ben teyelliyim!

Tamam, kurslara-murslara gittik ama bu başka, bebekle baş başa, karşı karşıya kaldığın an bambaşka... Altı nasıl değiştirilir, onu bile hayal-meyal biliyoruz. Hızlı olacaksın, çabuk olacaksın, yoksa kıyameti koparıyorlar. Bu kuşak yeni doğanlar bacaklarının çıplak kalmasından hiç hoşlanmıyorlar!

Ağlatırsan da hemşireler anında odaya dalıyorlar. Biz de bunu istemiyoruz.

Beceriksiz anne-baba olmak fena.

Sonra bunların gazını filan çıkarmak gerekiyor.

Of ki ne of.

Benim tek bildiğim 3 saatte bir memeleri dayamak...

Yine de iki sevgili göz göze geliyoruz, birbirimize güç veriyoruz, ‘Bir şekilde hallederiz’ diyoruz.

Ediyoruz. O geceyi kazasız belasız atlatıyoruz...

*

Ama gece uzun...

İkide bir uyanıp hayranlıkla çocuğumuzu seyrediyoruz:

‘Bunu gerçekten biz mi yaptık?’

Bir de tabii kalkıp nefes alıyor mu diye kontrol ediyoruz...

*

Kanıma bulaşan zehri ilk o gece fark ettim.

Yani o gece rastlıyor bir atmacaya dönüşmeye başlamam...

O kadar hoşuma gitti ki durum...

Bir tarafta aşık olduğum adam, bir tarafta dünyalar güzeli bebeğim...

Bir elim onda, bir elim öbüründe...

‘Dünyanın gerisinden bana ne!’ diyorsun.

Yeryüzündeki her şey o anla, o fotoğrafla, o duyguyla sınırlı kalsın istiyorsun.

Ve güç sonuna kadar sende olsun...

İşte o geceydi, dadıdan kurtulmaya karar verdiğim gece...

Annem ve ablam da Türkiye’ye dönebilirlerdi artık...

Her şeyin sahibi ben olmalıydım!

Bunu hak etmiştim.

Çocuğuma dokunma izni olan tek insan ben olmalıydım.

Ama sevgilim dokunabilirdi, ne de olsa onun da çocuğuydu.

*

Şaka değil, gerçekten böyle bir türbülansa girdim! Uçak biraz sarsıldı ama atlattı...

Gerçi o geceden beri sözümü tuttum, çocuğumu hiçbir gece kimselere koklatmadım.

Hep ben, hep ben...

Gündüzleri kendi odasında, geceleri bizimkinde...

Dadısıyla anlaştık.

Böyle yuvarlanıp gitmeye başladık.

Uykusuz kalan olmayı da göze aldım tabii.

Ama başka türlü olmuyor.

Evet, uykuların azalıyor ama onun yerine kendine güvenin geliyor.

Gerçekten senin çocuğun olduğunu bütün hücrelerine kadar hissediyorsun.

Özgür ruhlardan da iyi anne olabilirmiş diyorsun.

Dadımıza gelince... Onu çok seviyoruz...

O da zaten benim lohusalık halime veriyor bütün bu deliliklerimi...

Birlikte güzel bir hayat sürdürüyoruz.

Gene yapmamam gereken bir şeyi yaptım:

Her şeyin iyi olduğunu söyledim.

Yanlış!

Bebeklere annelerinin bile nazarı değermiş.

Lütfen değmesin...
X