Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Liberaller ve AKP (II)

AKP iktidarıyla birlikte paradigması iflas eden ulusalcı–Kemalist kesim daha ilk günden itibaren bu partiye karşı statükonun tüm silahlarını denedi. Sırf bununla da yetinmedi.

Bir de hükümete önyargısız bakan özgürlükçülere; yani “liberal” terimini ucuz ve pespaye bir küfre dönüştürüp “liboş” diye hitap ettikleri insanlara karşı şu temayı işlediler.
“Şah muhalifleri de mollaları destekledi ama ihtiyaç bittiği an Humeyni onları kıtır kıtır kesti. Saftirikliğinize doymayın, biz olmasak sizi de aynı akıbet bekliyor.”
Böylelikle hem gözümüzü korkutmaya, hem de kaç zaman önce kapıyı vurup terk ettiğimiz otoriter ve totaliter “baba evi”ne yeniden dönmemizi sağlamaya çalıştılar.
Şimdi de, referandumda “evet ama yetmez” demiş olan biz “liboşlar”ın son dönemde nihayet “uyandığını” ve aniden panikleyerek AKP’ye tavır aldığını öne sürüyorlar.

HAYIR, yukarıdaki tahlil dün ne kadar yanlış idiyse bugün de aynı ölçüde yanlıştır!
Çünkü önce, en tek ortak paydası sivil demokrasi olan özgürlükçülerin tavrı ilkeseldir.
Halep oradaysa arşiv buradadır ve isteyen araştırır. Bu satırlar yazarı da dâhil onların son çeyrek yüzyıldır söylediği şeyler istikrarlı, dürüst ve helezoni bir çizgi izledi.
Kürt meselesinde aidiyetçi çözüm mü; askeri vesayetten kurtulma çabası mı; RP’nin kapatılmasına karşı tutum m; 28 Şubat dayatmasına direnç mi; bunların hepsi AKP’nin daha küçük harfli “a”sı bile ortada yokken saptanmış, sahiplenilmiş ve savunulmuş şeylerdir!

İMDİİ, bu durumda ciddi bir kitle tabanı olmayan o “liberaller” ne yapmalıdır?
Kim olursa olsun yukarıdaki özlemlere kapı aralayan her kurumla pragmatik bir “yol arkadaşlığı” yapmalıdır! AKP, CHP, MHP, BDP fark etmez, ilkesel rota belirleyicidir.
Siyaset “asgari mümkün”den yararlanarak “azami mümkün”e yaklaşmak sanatıdır.
Eğer iffetinize güveniyorsanız bu uğurda şeytanla bile yatağa girmekte beis yoktur.
Bilhassa da bugün AKP sayesinde kazanılmış olan mevziler kalıcıdır. Dönüş yoktur.
Kim iktidara gelirse gelsin, siviller askeri sultayı artık asla kabullenmeyecektir.   Fakat kabul, çocuk değiliz ve bittabi farkındayız ki o AKP’nin hedeflediği bir “azami mümkün”le bizim amaçladığımız “azami mümkün” öyle milimi milimine benzeşmiyor.
Artı, onun “liberaller”le “yol arkadaşlığı”nı kabullenmesi de tıpkı bizimkisi gibi pragmatik bir faydacılıktan kaynaklanıyor. Geçici ve nazik bir ittifak olduğu göz çıkartıyor.  
Eee n’apalım, kimin ne mal olduğunu bile bile lâdes diyoruz diye bütün zaaf ve eksiklere rağmen yukarıdaki de-mok-ra-tik kurumun açtığı sivilleşme kapılarına tekme vurup her türlü “mümkün”ü yeni zengin müsrifliğiyle har vurup, harman mı savuralım?

HAYIR, kimsenin bilhassa da özgürlükçülerin böyle bir lüksü yoktur ve olmayacaktır.
Hele hele, yukarıda kasten vurguladım, Başbakan’ın otoritarist ve pederşahi çıkışlarına rağmen yine de ve hiç şüphesiz demokratik bir parti olan; üstelik şu komik İran korkutmasıyla asla benzerliği bulunmayan AKP’ye karşı “liberaller”in tek bir yaklaşımı mevcuttur.
Ne kadar sivil demokrasi, o kadar destek!
Ne kadar otoritarist söylem ve uygulama, o kadar eleştiri!
Bu strateji ve taktik dün ne ölçüde geçerliyse, bugün de aynı ölçüde geçerlidir.
Destek asla bir “açık çek” olmadığı gibi, eleştiri de asla “köprüleri atmak” değildir!
Artı, o destek gibi o eleştirinin dozunu da ulusalcı – Kemalist kesimin demagoji ve vehimleri değil AKP’nin evrensel demokrasiye olan yakınlığı veya uzaklığı tayin eder.
Şu an uzaklaşmanın öne çıktığı ise doğrudur. Dolayısıyla eleştiriyoruz ve eleştireceğiz.
Fakat “liberaller” AKP’yi “öncül”, statükocular ise “ardıcıl” hedeflerde eleştirdiği için elmalarla armutları karıştırmayalım ve ikisi arasındaki hayati farkın bilincinde olalım.

X