Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Kürtlere artık sadece vaad yetmiyor...

Başbakan’ın Güneydoğu için hazırladığı paket son derece önemli.

Dışardan bakıldığında, içi de dolu görünüyor.

Ancak, bölge halkı hükümetlerin şimdiye kadar açtıkları, büyük heyecanla başlattıkları ve sonradan yavaş yavaş eriyip yok olan nice paketler gördükleri için, sanıldığı kadar ümitlenmiyorlar.

Bu yeni girişimden çok, Erdoğan’ın sözünü tutup işin sonunu getirip getiremeyeceğine bağlı.

 

Başbakan’ın, hem DTP’nin, hem de AKP’ nin kapanma tehlikesiyle karşı karşıya bulunduğu şu süreçte, hiçbir şey olmuyormuş, herşey normalmiş, kontrol elindeymiş izlenimini vermek için gerçekleştirdiği bu gezi, hemen her yönden son derece önemli.

          

Dikkat edecek olursanız,zamanlaması çok ilginç.

          

Bir yandan davalar, ancak öte yandan TSK’nın PKK’ya karşı muazzam baskısını sürdüğü ve Türkiye-Irak sınırını adeta kapattığı, K. Irak’a yönelik harekatlarla bu baskıyı daha da arttırdığı bir dönemde gerçekleşiyor.

          

Aslında doğrusu yapılıyor.

          

Milyarlarca dolarlık bir paket.

          

Ancak, madalyonun bir de öbür yanı var.

          

Bölge halkının karnı, artık vaatlere doymuş durumda.

          

Şimdiye kadar, enaz son 15 yıl içinde açılan paketleri bir düşünün.

Gelip geçmiş bütün Başbakanlar, neler neler söylemişlerdi.

Mangalda kül bırakmamışlardı.

Güneydoğuyu çiçek tarlasına döndüreceklerini söylemişlerdi.

          

Sonra ne oldu ?

          

Her bir paket, heyecanla uygulamaya sokuldu.

          

Kısa bir süre geçtikten sonra, yavaş yavaş erimeye veya anlı şanlı bürokrasimizin tekerine takılmaya başladı ve unutup gitti.

Yapılanlar ya yarı kaldı veya bazıları hiç başlanmadan durdu.

          

Bütün bunlara karşılık, PKK için mücadele amacıyla, yani güvenlik gerekçesiyle inanılmaz paralar harcandı.

O paranın yarısı, iş yaratan yatırımlara dönüştürülebilmiş olsaydı, bugün karşımızda bambaşka bir Güneydoğu bulurduk.

          

Artık vaatler yetmiyor.

          

Kürt kökenli vatandaşlarımız artık vaatlerle yetinmek niyetinde değiller.

          

Artık uyandılar.

          

Haklarını arıyorlar.

          

Hakları, insan yerine konmak, itilip kakılmamak, dillerine sahip çıkabilmek, kültürlerini kaybetmemek ve Türkiye pastasından paylarını alabilmek.

          

Başbakan’ın bu sonpaket girişiminin bir tek parıltılı yanı var.

O da, Erdoğan’ın söz verdiği taktirde gereğini yaptığı yolundaki genel izlenim. Yani paketi olduğu yerde bırakmamak ve göz boyamamak.

          

Bakalım gerçekten sözünü tutacak mı ?

          

Gerçekten paketin sonu getirilecek mi, yoksa Erdoğan’da diğerleri gibi, döndükten sonra herşeyi unutacak mı ?

          

Bu açılımın gerçek nedenlerinin, bölgeyi kalkındırmak değil, 2009’daki yerel seçimler ve AKP’nin son K.Irak operasyonlarından sonra kaybettiği oyları geri almak olduğu söylenecektir. Mutlaka bu gerekçelerin de, böylesine gösterişli bir paket hazırlanmasında rolü olmuştur.

          

Varsın olsun...

          

Varsın oy için Güneydoğu’ya birşeyler yapılsın.

          

Yeter ki, arkası gelsin.

          

Yeter ki, Kürt kökenli vatandaşlarımızı bir daha aldatmayalım.

          

Ancak, son not olarak şunu da eklemek istiyorum.

Sadece ekonomik paketle de bu işi kapatabileceğimizi sanmayalım.

İnsanları rahatlatmak iyi ve doğru bir yaklaşımdır, ancak yeterli değil.

Zamanında atmadığımız adımların faturaları artık çok büyüdü.

Ekonomik pakette, faturanın sadece bir bölümünün ödenmesine yarar, o kadar.

          

İşin bu yanını da unutmayalım.

                                             *                               *                               *

 

DAVA BELİRSİZLİĞİ, HEPİMİZİ GERİYOR...

 

          

Başbakan Lübnan’dan gelirken, beraberindeki gazetecilere “davanın biran önce bitmesinin gerekli olduğunu, dava uzadıkça ülkenin ekonomik kaybının arttığını” söylemiş.

 

Sadece para kaybı değil, ülkenin huzuru için de bu davaların biran önce bitmesinde büyük yarar var.

          

Sürekli bir gerilim içindeyiz.

          

AKP kapatılacak mı ?

          

Kapatıldıktan sonra ne olacak ?

          

Ekonomik kriz çıkar mı?

          

Siyasi krizin boyutları büyür mü ?

          

Sürekli şekilde bu soruların etrafında dönüp duruyoruz.

Hemen herkes kendi tahminini söylüyor.

Ancak aynı senaryoları tekrarlayanlar, bir süre sonra kendi söylediklerinin şehvetine kapılıp, sanki doğruyu bulmuş gibi konuşur oluyorlar.

          

Bu tansiyonu çekmemize ne gerek var ?

          

Anayasa Mahkemesinin, gayet tabii kendi iç süreci vardır.

          

Kimse de kalkıp, hızlandırılması konusunda baskı yapamaz.

Yani kimse işin aceleye getirilmesini önermiyor.

Sadece bir durum tespiti yapılıyor.

          

Durum tespitinden sonra çıkan sonuçta hiç iç açıcı değil.

          

Eğer kapanacak ve Başbakan dahil, 70 kişi yasaklanacaksa, bilelim.

          

Hergün sürekli şekilde aynı belirsizlik içinde yaşamayalım.

Gerçekten, toplumun gerginliği herkesin ruh haletini etkiliyor.

          

Genel tahminler, davanın eylül civarında biteceği şeklinde.

          

Keşke yaz sonuna kadar tamamlanabilse.

          

Tamamlansa da, biz de ne yapacağımızı, nasıl adım atacağımızı bilsek.

X