Kurthan Fişek: Noolacak borsanın háli? Noolacak hükümetin háli?






Kurthan FİŞEK
Haberin Devamı

ANLATILMASI çok sıkıntılı ve güç bir şekilde geçiriyorum hafta sonunu... Herkes bana soruyor: ‘‘Nedir durum vaziyetleri?’’

Üç kuruş birikmiş parası olan, dolar bazında kira ödeyen veya taksitli dolarla ev alan herkes panikte...

Bana soruyorlar.

‘‘Dolar-Mark-Euro ne durumda?’’

Bilmediğimi, iktisattan zırnık anlamadığımı, sadece siyaset ve yönetimden anladığımı, ekonomik durumları bir bilenine (veya bölenine) sormaları gerektiğini söylüyorum.

Sorunun cevabını bilsem, zaten kimseye söylemem, kendime saklarım...

Yaşım müsait, sağlığım müsait, kötü alışkanlıklarım yok...

Ya tarafsız cumhurbaşkanlığına, ya ekonomiden sorumlu dışarıdan tarafsız başbakan yardımcılığına soyunurum...

* * *

Yarın pazartesi...

Başbakan Makedonya'dan, cumhurbaşkanı Mısır'dan dönmüş olacak...

Dokuz buçukta, Çankaya Köşkü'nde MGK toplanacak... İki saat kadar sonra, borsa ve ekonominin genel gidişat rakamları belli olacak...

Yarın, öğleden sonra saatlerinde, lokantalar, meyhaneler dolacak, herkes ortak gündemi konuşacak, dertleşecek...

‘‘Noolacak bu memleketin háli?’’

* * *

Dün gece dost sofrasındaydık.

İçim karardı. Yaş kuşağımız gereği, hastalıklarımızdan, bel ağrılarımızdan, tek-tük sağlık problemlerimizden söz ettik. Hayatta bulunan aile büyüklerimiz için doktor-hastane soruşturması yaptık.

Dedim ya... İçim karardı. ‘‘Konuyu değiştirelim artık...’’ dedim.

Konu değişti, aynı yerin başka türlüsüne geldik.

‘‘Noolacak bu ekonominin háli?’’

Böyle konulardan hem anlamadığımı, hem sızlanıp söyleşmekten bıktığımı, hem güzel şeylerden söz etmek istediğimi söyledim.

Üstüme geldiler. ‘‘Tamam, Hasan Hüsamettin yerden göğe kadar haksız ve münasebetsiz... Ama, kim haklı? Son sıkıntılarımızdan kim sorumlu? Sezer mi, Ecevit mi? Yoksa IMF mi?’’

Artık dayanamayacağımı anladım, eski soyut yazılarımdan birinin fotokopilerini çıkartıp masaya koydum. Gelene, gidene dağıttım.

Cuma ve cumartesim böyle geçti. Pazartesiye tekrar bekleriz efendim...

* * *

Küçükleri eğlendirip oyaladıkları, görmek isteyen büyüklere de akıl yolunu gösterdikleri için çocuk masallarını öteden beri çok sevmişimdir.

En çok da ‘‘Büyücünün Çırağı’’ hikáyesini...

Devenin çığırtkanlık, pirenin berberlik yaptığı vakitlerde, ünü dünyaya yayılmış bir büyücü, onun de ele avuca zor gelir bir çırağı varmış... Haylaz çırak, kazan fokurdatıp büyü hazırlayan ustasını merakla, gıptayla seyreder, ‘‘Aahhhh! Aaahhh!’’ diye iç geçirip dururmuş, ‘‘Bir punduna getirip aynı büyüleri ben de yapsam keşke...’’

Günlerden bir gün, ustasının alışverişe gidip meydanı boş bırakmasından faydalanmış haylaz çırak... Ustasından ne görmüşse, kilerde her bulduğunu cadı kazanına doldurmuş... Ustasının gıdım gıdım koyduğunu yığmış da yığmış, aklında kalan büyülü sözleri yalan yanlış, yarım yamalak mırıldanmış...

Cehennem dünyasının bütün kötü kuvvetlerini böylece ayağa kaldırmış küçük çırak... Öylesine kaldırmış ki, dağlardan, tepelerden, bayırlardan seller kopup gelmiş... Hırsı hem aklından, hem kabiliyetinden büyük, Can Yücel'in sevimli tabiriyle ‘‘kıfayetsiz muhteris’’ büyücü çırağının önce harekete geçirdiği, sonra kontrolunu kaybettiği cehennem dünyasının o güçleri, boyundan büyük işlere kalkışanlara ibret dersi olarak, çırağı da, her şeyi de sürükleyip götürmüş...

* * *

Hikáye bu ya... Anlattım işte...

Yarın pazartesi... Kimse boyundan büyük işlere kalkışmaz inşaallah!

Yazarın Tüm Yazıları