Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Kundakçı olayında Dışişleri Bakanı Çiller'di

HASAN Kundakçı Paşa ile konuşurken Kıbrıs'ın bunca fedakárlıklardan, bunca çekilen sıkıntılardan ve verilen bunca şehitten sonra neden ayağımızın altından yavaş yavaş kayıp gittiğini bir kez daha anladım. Biz, olayları başta ciddiye alıp önemsemiyoruz. Rumlar malı götürdükleri zaman ayılıp panikliyoruz. Ama iş işten geçmiş oluyor. Yine oturup düşüneceğimize ve yapılması gerekenleri yapacağımıza ‘‘Dünya bizi sevmiyor. Hep Rumları koruyor ve onların istedikleri kararları alıp bize dayatıyorlar’’ diye dövünüyoruz. Bu tavrımız, yıllardan beri böyle sürüp gidiyor. 1974'te dünyanın bir dalgınlığına geldi de Barış Harekátı'nı yapıverdik. Ama o kadar şehit vermemize rağmen bir türlü sonunu getiremedik.KKTC'yi kurduk ama kimseye kabul ettiremedik. İstanbul'un bir ilçesi kadar olan Türk kesimini ekonomik yönden Rumlar'ın düzeyine getiremedik.Kundakçı Paşa akıl almaz Rum oyununun ayrıntılarını anlatırken ister istemez büyük bir üzüntü duyarak işte bunları düşündüm.Bir sürü çapsız politikacının suçlarını, beceriksizliklerini örtmek için hayatını Kıbrıs davasına adamış olan Denktaş'ı nasıl günah keçisi yaptıklarını düşündüm. * * *İsterseniz Kundakçı Paşa olayına dönelim ve dün yayınladığımız traji-komik haberi okumayanlar için bir iki cümle ile özetleyelim. Kundakçı Paşa, 1996'da Kıbrıs'ta görevliyken Rumların binlerce eylemciyle KKTC sınırını delip Girne'ye ulaşma ve oraya Yunan bayrağını dikme planını bozan kararlı, gözüpek komutandı. Olaylarda Türk bayrağını direkten indirme küstahlığına cesaret eden bir Rum'un ölmesi üzerine Rumlar Kundakçı'yı gıyabında yargılayıp mahkûm ettiler. Bununla da kalmadılar adını Interpol'ün kırmızı bültenine de sokturarak dünyanın her yerinde aranan insan durumuna getirdiler. Kundakçı Paşa bu nedenle tam beş yıldır yurtdışına çıkamıyor. Bugüne kadar Türkiye Cumhuriyeti hükumetlerinin hiçbiri bu haksızlığı, bu hukuksuzluğu bir onur meselesi yapıp düzeltilmesi için yeterince uğraşmadı. Rumlar bu oyunları tezgáhlarken bizim Dışişleri Bakanlığı tam anlamıyla uyudu ya da olayı öteki gelişmeler gibi önemsemedi. Paşa'nın uyarılarına rağmen dönemin dışişleri bakanı ve bakanlığın önemli adamları bu olayla ilgilenmedi. Belki merak edenler olur diye yazıyorum:O günlerde Refahyol iktidardaydı. Dışişleri Bakanı da bakanlığa uğramayan dışişleri bakanı olarak tarihe geçen, Türkiye'yi 3 ayda kurtaracağını iddia eden Tansu Çiller'di. Ne Taliban, ne İran burası TürkiyeDIŞİŞLERİ Bakanlığı Kültür Dairesi Başkanı Yavuz Ergüven dün telefonla aradı.Heyecandan sesi titriyordu: ‘‘Dün Anıtkabir'i görmeliydiniz. İnsanlar çoluk çocuk, genç yaşlı, kadın erkek, başörtülü, başı açık, varlıklı, yoksul büyük bir sevgi ve saygı ile Ata'nın huzurundaydı. Görseniz nasıl bir duygu denizi dalga dalga Anıtkabir'i kaplamıştı.İnanın bu Türkiye yıkılmaz. Ne Afganistan'daki Taliban ne İran'daki molla rejimi bu ülkeye girebilir. Dünkü inanılmaz manzarayı görünce kendimi tutmadım ve ağladım.’’Biliyorum Sayın Yavuz Ergüven, biliyorum. Anıtkabir'e sığabilen 300 bin kişiydi ama 60 milyon insanın kalbi de oradaydı. Hepimizin gönlü rahat olsun. Atatürk her geçen gün dünyada büyüyor.
X