Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Kola Turka Vadisi

Komplekslerin beyaz perdeye vurumu "Kurtlar Vadisi Irak" filmini seyretmedim.

Kesinlikle seyretmeyeceğim de. Seyretmemiş ve asla seyretmeyecek olmam, milliyetçilik duygularını sömürerek gişe hasılatına çevirmeye çalışan bu ucuz filme gitmeme çağrısı yapmama engel de değil.

Bu arada başlık aslında "Kola" değil "Cola Turka Vadisi" olmalıydı. Adamlar "Coca Cola"yı millileştirirken "Cola"yı Türkçeleştirmeyi atlamışlar nedense. Harf sürçmesinin nedeni ondandır, kusuruma bakmayın.

Cola Turka’nın Kurtlar Vadisi Irak ile ilgisi mi ne? Çok yakından ilgili...

Medeniyet ve kültürler arası farklılıklara olan tepkisel düşmanlıkları, ticari amaçlar için kullanma akımı Serdar Erener’in "Cola Turka" için yaptığı, kendi kendine gelin güvey olup "pozitif milliyetçilik" olarak adlandırdığı ama aslında kırk yılın "ucuz milliyetçiliği"nden başka bir şey olmayan reklamla başladı.

"Cola Turka" da, "Kurtlar Vadisi Irak" da güçlünün karşısındaki ezikliğin ürünleri.

Boğaziçi Üniversitesi, Siyaset Bilimi Bölümü’nde Japonya’dan misafir öğretim üyesi olarak gelmiş bir profesörümüz vardı. İlk derslerinden birinde, "Elinizde muhteşem bir ürün var. Aranızda girişimci olmayı düşünenler varsa bu ürünle bir dünya markası yaratabilir", demiş ve bu ürünün şalgam suyu olduğunu söylemişti. 1980’lerin başıydı. "Dünyada yeni bir akım doğacak", demişti Japon profesör, "Sağlıklı besinler akımı. Şalgam suyu bu dalganın üzerine binip dünyaca ünlü olabilecek bir ürün"...

Şalgam suyunu dünyaya tanıtamadık ama elin Coca Cola’sını aldık, taklit edip kendi kendimize pazarladık.

Kurtlar Vadisi işte bu bükemediğin elin kopyasını yapıp, kendi kendini tatmin için kullanma hevesinin ürünü.

Ya reklamda dediği gibi git bir filme, iç bir Cola Turka, içindeki Turka çıksın ortaya...

Ya da yarat yaratabiliyorsan bir Türk dünya markası, at atabiliyorsan bir dünya eserine imza. O zaman içindeki Türk çıksın ortaya...

Reklamda "Turkalaştı o meşhur Amerikan rüyası", diyor ya. Aslında gidişat, Türklüğümüzün Turkalaştırılması.

Beş bıçaklısı da çıktı dünyanın sonu kaç bıçak

Gillette’in Türkiye’de daha yeni piyasaya sürdüğü vibratörlü tıraş bıçağı Mach3 Power’ı bir buçuk yıl önce deneyip, izlenimlerimi yazarken, "İki bıçaklı, üç bıçaklı derken karşımıza dört bıçaklı makinelerle çıkacak halleri yoktur diye endişelenmiyor da değildim hani", demiştim. Hemen ardından da Wilkinson’ın dört bıçaklı modeliyle tanışmış ve onu da deneyip, yazmıştım.

Çok değil daha bir buçuk yıl önce "dört bıçaklı" makinelerin çıkmasından endişe duyarken, geçenlerde Gillette’in 5, evet yanlış görmüyorsunuz yazıyla beş bıçaklı tıraş makinesi Fusion’la karşılaşınca afallayıp kaldım.

Yok henüz denemedim. Ama Wilkinson’ın dört bıçaklı Quattro modelinin ABD’de yeni çıkan titreşimli modeli Quattro Power’ı iki haftadır deniyorum. Şu kadarını söyleyeyim, tam anlamıyla harika bir tıraş ve tıraş keyfi sunuyor.

Fusion’ı dener miyim, denesem ve memnun kalsam sürekli kullanır mıyım, emin değilim. Çünkü 1971’de 20 cent’ten satılan iki bıçaklı başlıklarla çok bıçaklı yoluna çıkan Gillette’in, beş bıçaklı tek bir yedek başlığının fiyatı 3 dolara varmış durumda.

Bu nedenle Wilkinson Türkiye’nin, Gillette Türkiye gibi ağırdan almayıp elini çabuk tutmasını ve Quattro Power’ı bir an önce Türkiye’de satışa sunmasını umuyorum.
X