Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Kim sıktı?

Serdar TURGUT

Yavaş yavaş ‘‘Benden Bu Kadar’’ filmindeki Jack Nicholson karakterine benzemeye başladığımı hissediyorum.

Takıntılarım var ve bunlar olduğu için de üstelik mutluyum.

İnsanlara kötü davranmaktan da hoşlanacağımı hissediyorum ama bunu test edemiyorum ne yazık ki.

Çünkü hayat ilkemi mümkün olduğu kadar az insan görerek yaşamak üzerine kurmuş olduğum için, onlara kötü davranarak hissedebileceğim mutluluğu ne yazık ki hissedemeden yaşıyorum.

Evet takıntılarım var.

Meşhur ölüm listem gibi bir şey bu. Fırsatını bulduğumda mutlaka öldürmem gereken insanların Top 10 listesini hep yanımda taşıyorum.

Son zamanlarda yanımda bir de takıntılarımdan oluşan liste taşımam gerekiyor.

Eğer soracak olursanız kendi takıntılarının listesini neden taşıman gerekiyor diye.

Ben de size Top 10 takıntı listemin beşinci maddesi takıntılarımın mutlaka listesinin yapılması gerekiyor diye yazıyor da ondan taşıyorum cevabını veririm ve siz de buna karşı verecek cevap katiyen bulamazsınız.

***

Son iki gündür takıntılarımın listesinde bir değişiklik oldu.

Bir numaraya ‘‘İktidarsızlık hapı ve bunun yol açacağı sosyolojik felaketler’’ fena biçimde oturdu.

Böylece geçen 28 Şubat tarihinden itibaren birinci sırada yer alan bir numaralı takıntım ikinci sıraya düştü.

Yaklaşık bir yıldır listenin en baş sırasına yerleşen konu ise şu:

Ben Milli Güvenlik Kurulu toplantılarını televizyonda haber olarak izlemeye hayatımda ilk kez geçen Şubat 1997'nin 28'inde başladım.

O gün fark ettim ki kurula katılan üyelerin önünde iki adet sürahi duruyor.

Bunlardan bir tanesinde su, diğerinde de portakal suyu var.

Bu sürahiler 12 aydır her defasında tam tamına aynı yerde duruyor.

İçlerindeki su ve portakal suyunun seviyesi hiç değişmiyor.

Üstelik hangi ayda olursak olalım portakal suyunun rengi de hep aynı kalıyor.

Daha da fenası toplantı sonrasında zaman zaman verilen görüntülerde de sürahiler aynı biçimde dolu oluyor.

***

Bir süre ben bunların plastikten yapılmış süsler olduğunu düşündüm.

Bunu araştırdım. Çünkü hiçbir portakal suyunun öyle uzun süre aynı düzeyde, içilmeden kalması mümkün değildir.

Tamam biliyorum o kurula katılan insanlar güçlü karaktere sahipler ve gerektiğinde zorluklarla mücadele etmeyi iyi biliyorlar.

Ancak portakal suyu orada öylece dururken ağzı sulanmayacak adam da yoktur.

İnanın şu anda ben portakal suyu hakkında yazarken bile keşke ev işleri yapmaktan hoşlanan bir kadınla evlenmiş olsaydım da bana seslendiğim an portakal suyu sıkıp getirseydi diye hayaller kurmak zorunda kalıyorum.

Eğer gerçekten onlar plastikse o zaman büyük bir komplo ile karşı karşıyaydık, çünkü millet, çok şükür devlet büyükleri iyi C vitamini alıyor diye düşünürken, durum bunun tamamen tersiydi.

***

Bir süre sonra başka teoriler de aklıma geldi.

Biliyorsunuz her MGK toplantısında televizyonda hemen hemen aynı görüntüler yayınlanıyor.

Hatta televizyoncuların her defasında büyük heyecanla tarif ettikleri dosyalar bile aynı kalınlıkta ve renkte oluyor.

Portakal suyu ve suyun da aynen değişmeden duruşunu da göz önüne alınca aklıma başka bir şey geldi.

Kimbilir belki de sadece bir tek adet, o da sadece 30 saniye olan bir MGK toplantısı görüntüsü vardı arşivlerde.

Ve her ay bu görüntüyü tekrar tekrar izletiyorlardı bize.

Böylece her şey de bir öncekinin aynı gibi geliyordu bana.

***

Bu teorimin fos olduğu daha sonra portakal suyunun plastik olmadığını anlatan arkadaşım tarafından teyit edildi.

Bu arkadaşa göre portakal suyu plastik olamazdı, çünkü foto muhabirleri ve kameramanlar hemen her ay aynen olan görüntüleri tekrar çekebilmek için mücadele verirlerken arada masaya da çarpıyorlardı ve sular sallanıyordu.

Yani hem görüntüler her ay orijinaldi, çünkü orada kameramanlar gerçekten vardı, hem de sürahilerin içinde sıvı bulunuyordu.

***

Hâlâ bu konuyu tam olarak çözebilmiş değilim.

Ama ben devletimizi biraz tanıyorsam, o zaman MGK toplantılarındaki su ve portakal sularının görünümü ve sürahi içindeki seviyesi ile ilgili mutlaka bir kanun hükmünde kararname olduğuna eminim.

Şimdi çözülmesi gereken konular şöyle:

Toplantılar esnasında bu sulardan gerçekten içen acaba oluyor mu?

Portakal suyunu ilk içen asker kanadı mı, yoksa siviller mi?

Sürahideki su seviyesi kanun hükmündeki kararnameye aykırı olarak azaldığında bunu kim doldurma görevini üstleniyor?

Bu yetkili içeriye her girişinde konuşmalara ara mı veriliyor ve evetse bunun cevabı acaba bu sık olduğu takdirde sinir bozucu olmuyor mu?













X