Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Kılıçdaroğlu’ndan ne bekleyelim; ne dileyelim?

Kemal Kılıçdaroğlu’nu 1250 delegenin 1200’ü genel başkanlığa aday gösterdi.

50 delegeye ulaşılamadığı öne sürüldü. Geri kalan 50 delegenin belki tümü değilse yüzde 80’i de Kemal Kılıçdaroğlu için imza verecekti.

Kurultay salonuna 12 Eylül 1980 askeri müdahalesiyle CHP kapatıldıktan ve eşi Genel Başkan Bülent Ecevit’in içeriye atılmasından bu yana CHP ile her türlü ilişkisini kesmiş olan 85 yaşını aşmış Rahşan Ecevit de geldi.

Bu manzara CHP ve CHP’nin “geleneksel” ve doğal müttefikleri düşünüldüğünde, on yıllardır görülmemiş bir “bütünleşme” ve “yeniden birleşme”yi ifade ediyor.

İki hafta önce bu saatlerde “kaset olayı” patlamamış olsaydı, Kurultay yine yapılacak ve muhtemelen Deniz Baykal, dün Kemal Kılıçdaroğlu’nun aldığı oy kadar oy alarak yeniden CHP Genel Başkanı seçilecekti.

Ne var ki, Rahşan Ecevit kesinlikle o salonda olmayacaktı. Hiç kimse, Kurultay’dan bir “bütünleşme” ve “yeniden birleşme” Kurultayı olarak söz etmeyecekti.

Bu, temel bir fark.

Kemal Kılıçdaroğlu ile sadece CHP’nin önünde yeni bir yol açılmış olmuyor, CHP’nin siyaset hayatındaki çok özel yeri nedeniyle Türkiye’nin önünde yeni bir bir yol açılmış oluyor.

Kemal Kılıçdaroğlu, sadece “yeni CHP gerçeği”ne değil, yeni Türkiye siyaseti gerçeğine işaret ediyor.

***          ***        ***

Kemal Kılıçdaroğlu’nun CHP genel başkanlığına tırmanma güzergahı, bugüne dek görülmüş olanlara hiç benzemiyor.Deniz Baykal’a yönelik bir “kumpas”ın yol açtığı gelişmeler zinciriyle dünkü sonuca ulaşıldı.

CHP’de böyle bir genel başkan değişimi ve “yeni başbakan adaylığı” bir “ilk”.

Kimisi bu manzaraya bakarak, CHP’deki “nöbet değişimi”ne mesafeli. Bunu, Tayyip Erdoğan’ın “halli” operasyonunun “ilk halkası” olarak görenlerin sayısı az değil.

Siyasi duruş ve eğilim itibarıyla birbirinden çok farklı üç çevrenin Deniz Baykal’ın yerine Kemal Kılıçdaroğlu’nun getirilmesiyle ilgili üç farklı “senaryosu” var:

1.    Kemal Kılıçdaroğlu’nun son iki haftadır yaşadığımız gelişmeler sonucunda CHP’nin başına getirilmesi, Deniz Baykal ile Tayyip Erdoğan’dan kurtulmanın mümkün olmayacağını gören ve “askeri darbe” girişimlerinin Ergenekon soruşturma sürecinda birbiri ardına ortaya çıkartılması üzerine bundan umudu kesen “derin devlet”in bir operasyonudur. Amaç, Kemal Kılıçdaroğlu rüzgarı ile Ak Parti iktidarına meşru yollardan son vermektir.

2.    Tayyip Erdoğan, İsrail’e karşı aldığı tavır ve İran politikası ile, uluslararası politikada “arı kovanına çomak soktu” ve gerek ABD’de etkili bazı kesimlerin gerekse İsrail’in ve hatta AB içindeki kimi güç merkezlerinin gazabını çekti. “Baykal’ı göçertme-Kılıçdaroğlu’nu yüceltme” operasyonunun gözden kaçırılmaması gereken “dış boyutu” ve “dış dinamiği” budur. Tayyip Erdoğan’ın bileti Deniz Baykal ile kesilemeyecekti. Bunu Kemal Kılıçdaroğlu başaracak.

3.    Bu iki bakış açısını hiç umursamayan ve hatta “liberal-demokrat” kesim içinde yer alan bir kesim, Kemal Kılıçdaroğlu’nu kendilerinin bunca zamandır savunduğu, önüne geçilmez “değişim dalgası”nın getirdiği kanısında. Deniz Baykal, “Ergenekon avukatı” ve “statüko muhafızı” idi. Türkiye’yi tehlikeli bir kutuplaşmaya sürüklemekteydi. Her olumlu, demokratik atılım ve açılımın önüne dikilmişti. Türkiye’nin geleceği açısından büyük zarar veriyordu. O nedenle, ne şekilde giderse gitmiş olsun, gitmesi iyi olmuştur. Türkiye’nin önü açılmıştır. Kemal Kılıçdaroğlu’na “demokratik avans” vermek gereklidir.

Üç değişik adresten yola çıkan üç değişik “senaryo” ama buluştuğu yer aynı: Kemal Kılıçdaroğlu’nun yolu açık olsun!

***            ***           ***

Kemal Kılıçdaroğlu, çok çetin bir yolculuğa başlıyor. En yakın dönemde öncelikle şunları sağlarsa, bu yolculuğu “hayırlı” bir yolculuk olabilir:

1.    Deniz Baykal’ın muhalefet uslubunu tümüyle terk ederek, Türkiye’de “kutuplaşma”ya, toplumu bölen ve “şiddet ortamı”nı besleyen “gerilim siyaseti”ne son vermek.

2.    Partisini “Asker+CHP” şeklindeki ilelebed seçim yoluyla iktidardan uzak kalmasına yol açan “denklem”in dışına taşımak ve Ak Parti’nin “muhalefetsizlik lüksü”ne bu tarzda son vermek.

Bu çok zorlu “yolculuğu”, Deniz Baykal-Önder Sav mirası kadrolarla nasıl yapacak, yapabilir mi?

Göreceğiz.

Bize, şimdilik, düşen böyle bir güzergahta yol aldığı takdirde, ona “İyi Yolculuklar” dilemek...

X