Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Kıbrıs’ta ruh hali

ÖNÜMÜZDEKİ yıl 30’uncu yılını dolduracağım gazetecilik meslek yaşantımda bir haberime ilk kez bu kadar ‘çirkince’ iftiralar atıldı. Evvelki hafta Kıbrıs Rum Kesimi’ne giderek yaptığım haber sonrası, adanın güneyindeki ‘ruh hali’ birden ortaya çıkıverdi. Haberimden hoşnut olmayanlar, bu haberi rakipleri olan parti ile ‘komplo’ kurarak yazdığımı iddia ettiler. Hayır iddia etmediler, aleni ‘yalan söyleyerek’ çamur attılar.

Ruh sağlıkları hakkında ciddi bir bilgi veren bu durumları hakkında söylenebilecek tek şey, bir an evvel sağlıklarına kavuşmalarını dilemek ve ‘Tedavi olmaları’ için onları teşvik etmektir.
 
Gazetecilik becerisi
 
Güney Kıbrıs’ta, Şubat ayında yapılacak olan seçimler öncesi, ‘favori isim’, Nikos Anastasiadis’in ne düşündüklerini bilmek istemek, biz Türk gazeteciler için ilginçti. AB-Türkiye Karma Parlamentosu Komisyonu’nun Eşbaşkanı Helene Flautre’un, Kıbrıs’a gidip Anastasiadis ile görüşeceğini öğrenince, ben de adaya giderek bu görüşmeyi yakından izlemek ve görüşmede söylenenler hakkında bilgi sahibi olmak istedim. Ve hatta bizzat bu görüşmeye Helene Flautre ve beraberindekilerle birlikte gittim. DİSİ parti binasına girdim ve hatta resim çektim.
Görüşmeye tabi ki ben katılmadım. Ama görüşme sonrası, bu toplantıya katılanlardan ayrıntılı bilgiler aldım.

Anastasiadis ilginç şeyler söylemişti. Katı ve güçlü bir federasyon yerine, daha esnek, gevşek bir federasyonun birleşik bir Kıbrıs için daha iyi olacağını, ikili müzakereler yerine, garantör ülkeler ve hatta Avrupa Birliği’nin de aktif olarak katılacağı ve birer temsilciyi görevlendireceği ‘çoklu müzakerelere’ sıcak baktığını, hatta imza aşamasında İngiltere’nin de bu gruba katılabileceğini, garantörlüğün, ‘makul bir süre’ için devam edebileceğini, Güney Kıbrıs’ın NATO üyeliği için girişim yapacağını vs...den söz etmişti. Doğalgaz konusunu, çözüm sürecini hızlandırıcı bir unsur olarak gördüğünü söylemişti.

Benim için ilginç olabilecek bilgilerdi ve iyi bir gazetecilik yapmış olmanın keyfiyle haberi Hürriyet’e yazdım.
 
Ajan ve Komploculuk
 
Anastasiadis, bu bilgilerin sadece görüştüğü kişilerde kalacağını düşünmüş, bana bu bilgileri aktaranlar da, haberin adada bu kadar ‘ses’ getireceğini, bu kadar tepki doğuracağını düşünmemişlerdi belli ki...

Hürriyet’te haberin yayınlanmasından sonra, Anastasiadis, tam söylediklerini reddetmemekle birlikte Hürriyet’e konuşmadığını, haberde yer alan bazı bilgilerin ‘yalan’ olduğunu söyledi.

Helene Flautre ise, zaten ‘Türk ajanı’ olarak itham edilmesinin çekingenliğiyle, haberin tam olarak ‘görüşmenin içeriğini yansıtmadığı’ gibi anlamsız bir açıklama yaptı. Belli ki korkutulmuş, sindirilmişti.

Anastasiadis’in Başkanlığını yaptığı DİSİ Partisi daha da ileri gitti ve beni, rakipleri AKEL ile Anastasiadis’e ‘komplo’ kurmakla suçladı. Yani ben, AKEL partisinden hiç bir kişiyi tanımamama ve hatta bu partiyi ‘zerre kadar’ kendime yakın görmememe rağmen, AKEL’le işbirliği yapmış ve Anastasiadis’i seçimler öncesi zor duruma düşürmek için ‘kumpas’ kurmuştum. Halbuki DİSİ Başkanı’nın söyledikleri, KKTC’ye çok daha uygun sözlerdi ve desteklemem gerekirken, kösteklemiştim.

Buna kargalar bile gülerdi ama, maalesef DİSİ Partisi’nin sözcüsü bu komplo uydurmalarını, yani yalanlarını gülmeden dile getiriyordu. Güney Kıbrıs’ta ki bu hastalıklı ‘ruh hali’ açıkça ortaya çıktı.

Bir de tabii Kıbrıs sorununa çözüm bulmanın ‘olağanüstü zorluğu’ ve söylediğinin arkasında duramayan bir liderin bu soruna nasıl çözüm bulacağına yönelik bir yığın soru işaretleri oluştu.

Halbuki Anastasiadis, benim haberde yazdığım unsurları ilk kez söylemiyor, bundan bir kaç ay önce bir Rum gazetesine yazdığı makalede de bunların aynısını dile getiriyordu. Profesör Niyazi Kızılyürek, Yenidüzen gazetesindeki köşesinde geçen ay bu makaleyi Türkçeye çevirerek, okurlarına duyurmuştu.

Ama belli ki Anastasiadis’i rahatsız eden, bu söylediklerinin ‘Hürriyet’ gazetesinde yer almasıydı ve rakiplerinin kendisine saldırması için bir vesile oluşmuştu.

O da, ‘pısırık bir lider’ gibi davrandı ve söylediklerinin arkasında durmadı. Yani güvenilmez biri olduğunu gösterdi.

Acaba yarın Derviş Eroğlu bu kişiyle nasıl masaya oturacak?
 
Hala adada çözümden söz eden var mı acaba?
 
Yazık ki ne yazık...

X