"Mehmet Yaşin" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Mehmet Yaşin" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Mehmet Yaşin

Karıma asılıyorsun gavur dedikleri için ağlayarak manavlığı bıraktım

Rumeli göçmeni Ali Şen’i işadamı ve Fenerbahçe Başkanı olarak tanıdık. Oysa o Türkiye’ye ilk geldiğinde manavlık yapmış. Danimarka’da ise kaynak işçiliği. Buyrun Ali Şen ile yaptığım, tıpkı renkli kişiliği kadar renkli yemek sohbetine...

- Çocukluğunuzun geçtiği Kosova’dan ne tür yemekler hatırlıyorsunuz?
- Rumelilerin mutfağına unlu yemekler hakimdir. Bölge savaşlarla fakirleştiği için en çok kullanılan gıda maddesi undur. Rumeli böreği vardı, rahmetli annem çok yapardı. Boşnak böreğinden farklıdır, hep karıştırırlar. Rumeli böreği, Kosova’da yapılan tam Osmanlı böreği. Ispanaklısı, peynirlisi, kıymalısı ve kabaklı olanı var. Benim en fazla sevdiğim ıspanaklı, kabaklı sonra peynirlidir; kıymalısı az tercih edilir. Tepsi böreği var, bir de kol böreği... Müthiş lezzetli ama çok kalori alırsınız. Bir de tatlıları var, tezpişte, Üsküp... Bizdeki ekmek kadayıfının hafifi. Rumeli böreği elle açılan yufkadan yapılır. Evdeki ve teknedeki aşçılara Rumeli’deki akrabalardan ders aldırdık. Şimdi onlar da çok güzel börekler yapıyor.
- Anneniz iyi aşçı mıydı?
- İyi değil çok iyi bir aşçıydı. Ayrıca Kosova’da kadınların pek çoğu iyi aşçıdır. Paşa köftesi çok ünlüdür. Paşa köftesi; kıyma, ıspanak ve yumurtadan yapılır. Sinan Paşa varmış zamanında ve ıspanak, yumurta ve kıymayı çok severmiş. Köfte de, ismini bu paşadan almış. İnce, çok lezzetli bir köfte. Paşa köftesi, ıspanak böreği bir de sebze yemeği favori yemeğimiz. Sebze yemeği nedir dersen; tepsiye tavuk, pirinç, soğan, domates suyu konur, fırına verilir, bu Kosovalıların kıymetli misafirlerine yaptığı sebze yemeğidir. Çocukluğumda bu üç yemeği çok severdim hâlâ da seviyorum.
- Babanızın mutfakla arası nasıldı?
- Dışarıdan mutfağa bakardı sadece. O dönemdeki Kosovalı erkeklerin mutfakla alakası yoktu. Rumeli’deki Türkler tam Osmanlı terbiyesiyle yetişmiştir. Bu terbiyeyle yetişmiş erkekler, kadınların yaptığı işlerle hiç ilgilenmez.
- Türkiye’ye geldiğinizde neden manavlığı tercih ettiniz?
- Türkiye’ye gitmek için yaptığımız başvurunun cevabı geldi. Sabaha kadar uyumadık, sevinçten ağladık. Abim, karısı, annem, babam ve ablam hep beraber geldik. Türkiye sınırına vardığımızda annem ve babam toprağı öptü. Abim, İstanbul Unkapanı’ndaki meyve halinde muhasebeci olarak işe girdi. Halde domates 20 kuruş, manavlarda iki lira. Bu farkı görünce “Bir manav dükkanı açıp zengin olacağım” dedim. Fatih Malta semtinde Atikali var, orada manav dükkanı açtım. Sebze satıyoruz, babam zaten bahçıvan, dükkanda o duruyor. Sabah eşek arabasıyla meyve halinden sebze ve domates getirip, ev ev dolaşarak satıyorum. İşe başlamamdan tam 23 gün sonra, çaldığım bir kapıyı, bıyıklı, çizgili pijamalı bir adam açtı, “Ulan gavurlar! Bizim karılara asılıyorsunuz” dedi. Ben karı kelimesini bilmiyorum, bizde kadına hanımefendi derler. Gavur kelimesi beni yıktı, hüngür hüngür ağladım. Orada manavlık hayatım bitti.

ÇOK GÜZEL MENEMEN VE KREP YAPARIM

- Danimarka’daki yaşamınız damağınızı nasıl etkiledi?
- Danimarka’ya 1961’in ekim ayında kaynak işçisi olarak gittim. Petrol rafinerisi kuruyorduk. Danimarka’ya giden ilk Türk işçileriydik. Danimarka’daki yemekler bize çok uzaktı, Osmanlı mutfağıyla uzaktan yakından alakası yoktu. Ekmeğin üzerine tereyağı süreceksin, onun üzerine biraz mayonez, sonra balık veya karides koyacaksın, işte sana Danimarka yemeği. Danimarka’nın en ünlü yemeği, ortasında soğan bulunan büyükçe bir köftedir.
- Mutfakla aranız nasıl?
- 49 yıllık evliyim, çok güzel menemen ve krep yaparım. Evliliğimin ilk yıllarında mutfağa çok girdim ama çok usta değilim.
- Çocuklarınızın ve gelinlerinizin mutfakla arası nasıl?
- Karım Benta, çok iyi aşçı. Danimarkalı ama Türk yemeklerini çok güzel öğrendi. Kızım çok lezzetli yemekler yapar, annesinden öğrendi. Oğullarımın mutfakla alakaları yok, tam bana benzediler. Gelinlerimin her ikisi de iyi yemek yapar.
- Kimlerle yemek yemek size keyif verir?
- Çocukluk arkadaşlarım ve dostlarımla. Allah’a çok şükür sevenim çok, ben de insanları çok severim. Değişik konularda sohbet edilebilecek bir kişiyim, o bakımdan sohbetli yemekleri seviyorum.
- Ailece yemek yer misiniz?
- Yaz aylarında çoluk çocuk hepsi Bodrum’a geliyor, orada her gün birlikteyiz. Ayrıca her ayın ilk pazar günü bütün aile Bebek Koru’da buluşup brunch yapıyoruz. Bayramlarda mutlaka beraber yiyoruz, Rumeli’den kalma bir alışkanlık bu. Aileme mümkün olduğu kadar sık bir araya gelmek konusunda ricada bulunuyorum. Benim için hayattaki en önemli şey aile ve sağlık, dünya işleri sonra geliyor.

KARIM BİR GÜN GİZLİCE DOMUZ ETİ YEDİRDİ

- Unutamadığınız bir yemek anınız var mı?
- Danimarka’da yeni evliyim, karım bir gün, “Eğer kızmazsan bir gün sana domuz eti yapacağım, farkına bile varmayacaksın” dedi. Ben kendimden emin, “Kokusundan bile anlarım” dedim. Birkaç ay sonra, akşam sofraya bir et yemeği geldi. Bir lezzetli bir lezzetli ki sorma! Karıma, “Kasabı mı değiştirdin” dedim, “Sana söylemiştim, işte bu domuz eti” diye cevap verdi. O yediğim ilk ve son domuz eti oldu.
- Bir günlük düzeniniz nasıl?
- Bodrum’da yediklerimin hepsi organik. Çiftlikte karpuzdan tutun brokolisine kadar her şeyi organik üretiyoruz. Sabah kalktığımda, üç çorba kaşığı kendi üretimimiz zeytinyağını, kekik ve limonla karıştırıp içerim. Sonra domates, keçi peyniri, salatalık, esmer ekmek ve zeytini yeşil çay eşliğinde yerim. Saat 11.00’de bir elma, 14.00’te ya balık ya tavuk, akşam da haşlanmış sebze, sonrasında yine bir elma. Yemeğin yanında sadece su içerim ama arkadaşlarla birlikteysem balığın yanına rakı ya da kırmızı şarabı severim.

KARAYİPLER’İN MEYVELERİNİ YERİM

Dünyada gitmediğim yer hemen hemen yok, yöresel yemekleri mutlaka yerim. Japon yemeği de Uzakdoğu yemeği de bize çok uzak. Bence Çin mutfağı, Japon mutfağından daha çeşitli ve lezzetli. Japonlar, daha fazla çiğ deniz ürünlerini yemeye alışmış. Ben de yiyorum, şimdiye kadar bir şey olmadı. Yeni tatlara çok da meraklıyım:
Karayip Adaları’nda da ne kadar meyve varsa yerim, tatmadığım meyve yoktur.

F.BAHÇE BAŞKANLIĞI BANA KİLO ALDIRDI

- Tanınmış olmak size lokantalarda ne gibi avantaj sağlıyor?
- Kapılarda karşılanıyorsun, en iyi masaya oturtuluyorsun. Hesap istediğimde, “Aman başkan, misafirimizsiniz” diyorlar, ben de “Hesap almazsanız bir daha gelmem” diye tehdit ediyorum. Fenerbahçe başkanı seçilmeden önce de toplumda bilinen, tanınan biriydim, dolayısıyla başkanlık günlük hayatımı pek etkilemedi. Başkanlığım sırasında pek çok başbakandan bile ünlüydüm. Başkanlık daha fazla yemek yememe sebep oldu; o yüzden de uzun yıllar fazla kiloluydum. Şimdi o günlerden 18 kilo zayıfım. 13 yıl önce başkanlık görevim bittiğinde, günde iki paket sigara, beş tane de puro içiyordum. Hiç unutmam, 1998 yılının 15 Şubat günü Bodrum’dan dönüyoruz. Havaalanında kahveyle sigara içiyordum, birden eşime dönüp, “Bu sigarayı söndürüyorum ve bir daha içmeyeceğim” dedim. O günden beri tütünle ilişkim yok.
- Favori yemek mekanlarınız?
- Park Fora, Sunset ve Papermoon. Bir de Borsa lokantaları.

X