"Yaşar Sökmensüer" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Yaşar Sökmensüer" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Yaşar Sökmensüer

Kanarya ve güvercinler

“BİZE türkülerimizi söyletmiyorlar Robson

Kartal kanatlı kanaryam
Türkülerimizi söyletmiyorlar bize
Türkülerimizden korkuyorlar...”
Nazım Hikmet’in bu dizeleriyle destek verdiği oyuncu, müzisyen, insan hakları eylemcisi Paul Robeson 36 yıl önce bugünlerde, 23 Ocak’ta veda etti hayata.
ABD’de komünist ya da “öteki” olan herkes hakkında “cadı avı” başlatılan McCarthy döneminde, hem siyah, hem de muhalif olduğu için pasaport alması engellendi.
Yurtdışında kanser tedavisi olması 12 Eylül döneminde pasaport verilmeyerek engellenen Ruhi Su da Robeson gibi “bas-bariton”du... Bir dönem ikisine de türkülerini söyletmediler ama, sesleri hala gür.
* * *
Okuldaki iki siyah çocuktan biriydi Robeson.
Baro’ya kabul edilen ilk siyah avukat da o oldu.
Ardından tiyatroya yöneldi... Irkçı Ku Klux Klan nefretinin daimi hedeflerinden biriyken, Shakespeare’in Othello’sunu oynayan ilk siyah oyuncu da oydu.
Eğmedi hiç başını, ırkçılığın en koyu demlerinde, Ku Klux Klan’ın linç girişiminden son anda kurtulduğu günlerde, beyaz bir kadınla evlendi.
Ve Nazım’ın şiirini besteleyip, seslendirdi kendi ülkesinde:
“Balık tuttum yiyen ölür /elimize değen ölür
Bu gemi bir kara tabut / lumbarından giren ölür”...
Yıllar sonra Nazım Hikmet’le birlikte Dünya Barış Konseyi’nin  “Uluslararası Barış Ödülü”nü paylaştı.
* * *
Grup Yorum, Eskişehir’de katıldığı bir sanat etkinliği nedeniyle DGM’de yargılanırken savunmasının bir bölümünü Robeson’un McCarty döneminde sanık sandalyesinden yaptığı savunmadan alıntıladı.
Yani artık değil “türküleri söyletmemek”, türküler dilden dile...
* * *
Robeson “Ol’ Man River” şarkısında, “koca nehir akıyor durmadan, yalnız akıyor” diyor ve ekliyor:
“Bezdim yaşayıp debelenmekten /Ama korkuyorum ölmekten...”
Hrant Dink, o itiraftan 70 yıl sonra sanırım benzer duygular içinde kendi “güvercin tedirginliğini” anlatıyor yazısında:
Güvercinler kentin ta içlerinde, insan kalabalıklarında biraz ürkekçe yaşar, ama bir o kadar da özgür...
 “Güvercinin ölümü” hala anı olamayacak kadar tazeyken, yarası hala kanarken, Nazım’ın hayatı mücadeleyle geçen o koca siyah adamı “kanarya”ya benzetmesi, bana Sarı Gelin türküsüne, özleme benzer bir hüzün veriyor.
X