"Mehmet Y. Yılmaz" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Mehmet Y. Yılmaz" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Mehmet Y. Yılmaz

İzmir’de olanları unutturamazsınız

İZMİR’de polis, Twitter hesaplarının IP adreslerini takip etmiş, 34 kişiyi gözaltına almış!

Cumhurbaşkanı bir yandan, Başbakan Yardımcısı diğer yandan eylemlerden dersler çıkarıldığını söylüyorlar. Başbakan Yardımcısı ilk günkü aşırı şiddet nedeniyle özür diliyor.
Ama İzmir’de savcılar ve polis, yatışmakta olan ateşe körükle gitmeye devam ediyor!
34 kişinin suçu, insanları protesto eylemlerine davet etmek, savcıya göre bu “Halkı isyana teşvik etmek” imiş!
Belli ki İzmir’de polisin de savcının da bir demokraside protesto gösterisinde bulunmanın temel haklardan biri olduğuna ilişkin bilgisi yok.
Tabii bu kanaatte olan savcı mıdır, polis midir ayırt etmek de kolay değil, çünkü son yıllarda polisin soruşturma dosyasının iddianame, savcının iddianamesinin de mahkeme kararı olduğunu çok gördük.
Şimdi yakaladıkları o çocuklardan bir terör örgütü de icat ederlerse hiç şaşırmayın, bizim memlekette işler böyle yürür.
Demokrasi yolunda az gideriz, uz gideriz, bir de bakarız ki bir arpa boyu bile yol gidememişiz!
Bu operasyonun İzmir’de başlaması da tesadüf değil tabii.
Vali ve Emniyet Müdürü’nün talimatlarına uymayıp ellerinde çivili sopalarla insanlara saldıran sivillerin peşine düşmeleri gerekiyordu önce.
Gündoğdu’da, Kordon’da durduk yerde çoluk çocuğu döven polisleri de bulmaları gerekiyordu.
Onu yapmak yerine dikkati başka yöne çekmeye çalışıyorlar.
Unutturmayacağım, şimdiden söyleyeyim!

Çankaya’da hep ‘balkondaki gibi’ olacak mı?

BAŞBAKAN Recep Tayyip Erdoğan, Anayasa’yı değiştirirken kendisini de tek yetkili başkan yapmak istiyor.
Bunun için hazırladıkları Anayasa değişikliği teklifi gerçekleşirse, ülkede nelerin yaşanacağını görmek için artık falcı olmaya gerek yok, son bir haftadır yaşadıklarımızı hatırlamak yeterli.
Başbakan, seçimlerden sonra balkonlara çıkıp yaptığı konuşmalarda verdiği sözleri tutamıyor. Herkesin başbakanı olmayı başaramadığı gibi, halkın bir bölümünü yok saymak, aşağılamak, onların savunduğu değerlere hakaret etmek, insanların yaşam biçimlerini kanun zoruyla değiştirmeyi düşünmek gibi eğilimleri de var.
Böyle bir zihniyet için biçilmiş başkanlık sistemi elbisesinin Türkiye’yi nasıl daraltıp bunaltacağını tahmin etmek artık çok kolay.
Biliyorsunuz Başbakan bu hedefine ulaşamaz ise “partili Cumhurbaşkanlığına” da heves ediyor.
Hem Cumhurbaşkanı olarak devletin başı olacak, partisinden istifa etmeyeceği için partisinin milletvekillerini vs. kendisi seçmeye devam edecek, böylece hem yürütmeyi, hem yasamayı kendi eline geçirecek.
Yaşadığımız son olaylar bu hayalinin de tıpkı başkanlık sistemi hayalindeki gibi bir sonuç yaratacağını gösterdi.
Yaşadıklarımız bir şey daha gösteriyor: Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün, bu kadar tarafsızlığıyla bile rejim için önemli roller oynayabileceğini!
Bu durumun Başbakan’ın hoşuna gitmediğini, gitmeyeceğini kolayca söyleyebiliriz.
Evet, Başbakan bir siyasetçi olarak Cumhurbaşkanlığı makamına aday olma hakkına sahiptir, milletin çoğunluğu da ona oy verebilir ve Cumhurbaşkanı da olabilir.
Ama unutmamalı ki Çankaya’ya çıkınca hep “balkondaki gibi” olması gerekecek!

İşte eylemcilerin profili

BİLGİ Üniversitesi’nden Esra Ercan Bilgiç ve Zehra Kafkaslı’nın Gezi Parkı eylemlerine katılanlar ile ilgili olarak yaptıkları araştırmayı internette okudum.
Umarım Başbakan başta olmak üzere, bu hareketin ardında “darbe provokasyonu” arayan herkes okur.
Eylemlere katılanların yüzde 70’i kendisini herhangi bir siyasi partiye yakın hissetmiyor. Kendisini bir siyasi partiye “yakın” olarak tanımlayanların oranı ancak yüzde 15’i buluyor.
Yarısından fazlası (yüzde 53) bugüne kadar hiçbir eyleme, protesto gösterisine vs. katılmamış.
Eylemlere katılma gerekçeleri Başbakan’ın otoriter tavırları, polisin protestoculara uyguladığı orantısız güç, demokratik haklarının ihlal edildiğini düşünmeleri (Yüzde 91).
Bağlı bulunduğu siyasi hareket nedeniyle gösteriye katıldığını söyleyenlerin oranı yüzde 7.7’den ibaret.
Gösterilere katılanların yüzde 81.2’si kendisini “özgürlükçü” olarak tanımlıyor. Yarısı apolitik olduğunu söylüyor.
Ancak yüzde 9’u askerin müdahalesinden yana, yüzde 79.5’i askeri darbelere karşı.
Bu araştırma online olarak yapılmış, elbette daha kapsamlı araştırmalar da yapılacaktır ama sonuçların çok farklı olmayacağını da göreceğiz.
Başbakan ve AKP yöneticileri bu gerçeği görmeli. Sadece onlar değil elbette, muhalefet partileri de bunu görmeli.
Bu hepsinin ezberini bozacak bir durum ve ezberini bozmayı başaran kazanır.
Meydanların dolduranların istekleri çok basit: Hayat biçimine karışma, varlıklarını kabul et, saygı duy!
Dilinden demokrasi sözcüğünü düşürmeyenlerin bu taleplere olumlu yanıt vermeleri neden bu kadar zor?
Demokrasiyi kullanılıp atılacak bir araç olarak gördükleri için mi?

X