"Yonca Tokbaş - Kelebek" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Yonca Tokbaş - Kelebek" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Yonca Tokbaş - Kelebek

İstenmeyen tüylere son!

Kökünden tümünü yak abi!

Ahhh okurların okuru ah...

Ben size ne dedim?

Benim adım “Pişmiş Tavuk” olmalı dedim. “Yonca” mıknatıs gibi başına kaza çekiyor dedim. Ha babam dedim, de babam dedim. Siz beni ciddiye almadınız ve biiip çok yanıldınız! Öyle şeyler başıma getirmeyi başarıyorum ki, yazacak konu derdim maaşallah hiç yok. Öyle de abuk şeyler yaşıyorum ki, yazması zor, yazmaması zulüm. Gülüm benimle her tanışana: “Karşınızda kötü bir komedi filminin, başına gelmedik kalmayan başrol oyuncusu duruyor. Korkmayın, bu ona yıllardır hep oluyor.” der. Hatta daha yeni evliyken kedim yüzünden burnumu kırmayı başarınca şoka giren kayınpederim ve kayınvalideme de demişti rahatlatmak için.

Başıma gelenler belki yarın öbür gün birimize bir fayda sağlar, herkes kendine bir ders çıkarır diye, yazmak da gerek diye düşünmüyor değilim elbette. Neden ben sürekli pasif cümle kuruyorum hiç anlamıyorum. Biri bana el atıp incelese, şu sorunlarıma toptan bir çözüm bulsa 2010’dan önce, maailem minettar olacaktır kendisine.

Nitekim Sayın Okurcuğum, yazar kişi bu sebepten burada bulunuyor değil mi? Tecrübelerini paylaşıp bundan olası derslerin çıkarılmasını sağlamak için ve saire ve saire...

Evet. Girişi yaptım.

Gelişeyim artık bir şekilde.

Yine kısa kesemedik ya neyse!

Yonca

“tüylü”

 

Kaza gelmez çağırılır

 

Her kadın evladı bir gün tüylerinden kurtulmak zorunda olduğu gerçeği ile karşılaşır. Oysa “Tüylerden kurtulmamız gerekecektiyse, neden tüylü doğduk?” sorusuna cevap aramayı, daha ilk ağdayı olduktan sonra derinlemesine düşünmeye başlayacaktır. Kadın, soruyu ne kadar yinelerse yinelesin, gidip ayda bir kere uzanıp bir altmış sekiz o nefret edilesi yere, caaart caaart ağda yaptıracaktır. Ağdadan kaçış yolları mütemadiyen aransa da, el oğlu seni ilk bacaktan totoya süzdüğünde çaresizlik ayyynen hatırlanacaktır. Hiçbir kadın, orangutan olarak anılmayı kabullenmeyecek, “sinekkaydı” olma uğrunda her türlü acıya maruz kalmayı göze alacaktır.

Elin Amerikalısını görürsün filmlerde, dizilerde ağdayla dalga geçip jilete talim eder, senin için gider. <ı style="mso-bidi-font-style: normal">(Bakınız muhtelif Friends bölümleri) Bizdeyse “mejburen jilet attım!” diyene neredeyse cin görmüş muamelesi yapılıp “Neee! jilet tüyleri sertleştiriyor, arttırıyor zart ediyor zurt ediyor, ağda yapsaydın pişman olacaksın!” diye bir de üzerine pres ütü çekilir. Hani öyle korkarsın ki jiletten, zannedersin sabahına goril kalkacaksın. Evdeki jilet sana bakar, sen ona, yapamazsın. En çaresiz anında yaptığında da, Allah biliyor ya, bir sabah ansızın goril olmama duasına çıkarsın. Yıllar sürecek “ağda günleri” böyle başlar ve gider işte. Bir dolu para dökersin ağda denen illete. Bir sıcağı çıkar, bir sir denileni, bir sakız gibi yapışanı bir yapıştı mı asla bırakmayanı.

Reha Muhtar’ ın kulakları çınlasın...

Evet, acı vardır ve hep aynıdır o acı.

Yonca

“sancılı”

 

Paket olayı

 

<ı style="mso-bidi-font-style: normal">(Kazara buraya kadar gelmiş erkek okurlarımız, isterlerse bir diğer yazarımıza konuk olabilirler. Valla gücenmem.)

Önce iş “yarım bacak” ve “koltuk altı” olarak başlar, sonra ağdacı bulmuş ya seni yolunası tavuk misali “Abla ‘paket’ ne olacak diye sorar? Sen afallarsın. Soruyu anlamazsın, bönbön bakarak “Paket ne Ablacım?” dersin, bir bakış atar hassas bölgeye Ablacın, anammm anladığına bin pişman, dişini sıkar, “paketi” de hesaba katarsın.

Daha detaya girmeyeceğim korkmayın.

Annem dürtçek diye sansürü attırıverdim çeneme.

Yonca

“siyah bantlı”

 

Kökten tüycülük

 

En sonunda pes ettim. “Dayanamayacağım ben de kendimi jilete vuracağım!” dedim. Vurdum. Ama baktım ki, ben aslında jilete bile dayanamayacağım. Kararımı verdim, lazerle bu işe kökten çözüm bulacağım. Yılların bitmek bilmeyen maddi manevi çilesine son noktayı koyacağım. İyi. Aferin. Ceğim cağım da bu işi nasıl yapacağım? Aradım, sordum, soruşturdum ve en sonunda buldum “The yeri”. Aldım randevuyu gittim. Kadın bana anlattı, ben kadını dinledim. “Vijdan Hasbil git dedi” rap benzetmesi misali. Kadın:

“Aman dedi, sıcak dedi, bak sakın susma beni uyar dedi, yok dedi eğer demezsen yanarsın dedi, hiç şakası yok çok sıcak dedi, senin tenin açık dedi tüylerin sarı dedi, hemencecik haşlanırsın, bak karışmam ha dedi, beni uyar dedi olmadı al tüylerini topla git başkasına dedi, zart dedi zurt dedi”

Ve “lazer şov” başladı iyi mi? İyi.

Peki Yonca normal mi? Değil ki!

Baktım ben acıların güçlü kadınıyım, bunca sene ne yolunmalara katlanmışım, buna mı dayanmayacağım. Dedim “Ablacım sen bas bas lazeri, ben katlanırım.” O dedi “Olmaz, yanarsın!”. Ben dedim “Ben bu tüylerden derhal kurtulucam, bas dedimse bas. Ben yanmam. Ya dediğimi yapacan ya da esas ben seni lazerle ışınlayacam!”. Kadını delirttim. Kendi zorumla kendimi yaka paça közlettim. Onun suçu yok. Suçlu benim. Kaşındım ve közlendim. Laf dinlemedim. Yine laf dinlemedim. Bildiğiniz közde patlıcan neyse aha işte o benim. Hani tüylerimden öylesine sonsuzca kurtuldum ki, Dan Brown’ un bir sonraki kitabında “Tüysüz Virgin” olarak oynayabilirim. “Sinekkaydı Rahibe” rolündeyim. Film müziği olarak de kendisine “Beni yak kendini yak” önermekteyim.

Yonca

“közleme”

X