Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

İstasyonda yılbaşı

Evet çok iyi biliyorum ve ahdim var, elim ayağım tuttuğu müddetçe, Mağribi bitirim veya Faslı eşkıya fark etmez, kızımın saç teline halel getirmeye cüret edenin ciğerini sökerim.

Şimdi yirmi yedi yaşında falan ama, Arabi harfin estetiğiyle nakşedilmiş olan benim "elif"im, babası için daima ve daima, hastanede ilk kakalı bezini değiştirdiğim bebek kalacak.

BU ve gelecek pazar anlatacağım olaylarda eğer tek kelime yalan varsa, námerdim. Aksi takdirde, dört çocuğumun yüzünü görmek bana bir daha nasip olmasın!

Şu sıralar Belçika başkentindeyim ve geçen hafta cumartesi günü, Paris’te yaşayan ve çalışan kızım yılbaşını birlikte geçirmek için öğlen treniyle Brüksel’e vasıl oldu.

"Geldim" diye telefon ettiğinde de, şen şakrak, Merkez İstasyonu’ndan almaya gittim.

Ama o ne, genç bir çocuğun refakátinde otomobile iki gözü iki çeşme ağlayarak girdi.

Şaşırdım, korktum, panikledim, elim ayağım kesildi. "N’oldu" diye sordum.

"Herifin biri bana ’pis Yahudi’ dedi, sonra da galiz küfür savurdu" cevabını verdi.

Ardından, çok kısaca özetledi:

*

GARDA beni beklerken, birisi bundan, sözümona hayır kurumu için bağış istemiş.

Benimkisi teşekkür ederek vermeyince de, kızıma önce, "Yoksa, Yahudi misin? Burada gaz odaları mağduriyeti pozu mu kesiyorsun" diye lafzen saldırıda bulunmuş.

Sonra da, elálemin ortasında, istasyon civcivinde, yılbaşı kalabalığında "N’olacak, Yahudi orospu" diye küfretmeye başlayarak, Fransızca argonun en pespayesini döktürmüş.

O çocukcağız da yardımcı olup, biçáreyi "herif"in başka şerrinden korumuş.

*

İLK tepkim ve ilk sözüm, o "herif"i (!) kastederek, "Faslı mıydı" demek oldu.

Malımı bilmez miyim? Zaten de Fransa’daki Mağribi çapulculuktan yola çıkarak ve "ırkçı" iftiralarına aldırmadan, daha önce başımdan geçenleri burada hikáye etmedim mi?

Oysa o kızım ki, Türk aidiyetinin üzerine titrediğinden ve "solumtırak" eğilim taşıdığından daha liseden itibaren tüm "anti-ırkçı" gösterilere militan kimliğiyle katılmıştır.

Oysa o kızım ki, sinema akademisindeki mezuniyet tezini "Hollywood filmlerinde zenci ayrımcılığı" temasıyla kaleme almıştır. Zaten de ne Viking’e, ne Cermen’e benzer!

Dolayısıyla, "ırki" (!) konudaki bu "ultraliberal" (!) yaklaşımından ötürü, cevabı verirken láfı ağzında eveleme geveleme yapmaya çalıştı ve "galiba öyleydi" diye yanıtladı.

Galiba ha!

Canına yandığımın, ben o "galiba"nın ne anlama geldiğini çoook iyi biliyorum!

*

EVET çok iyi biliyorum ve ahdim var, elim ayağım tuttuğu müddetçe, Mağribi bitirim veya Faslı eşkıya fark etmez, kızımın saç teline halel getirmeye cüret edenin ciğerini sökerim.

Şimdi yirmi yedi yaşında falan ama, Arabi harfin estetiğiyle nakşedilmiş olan benim "elif"im, babası için daima ve daima, hastanede ilk kakalı bezini değiştirdiğim bebek kalacak.

Dolayısıyla, benimkisi "babacık, sákin ol" diye yalvarsa da kim dinler, ikinci şeritte motoru dönen otomobilden ve demin kendisine yardım etmiş olan gencin yanına gittim.

Kızımı taciz etmiş olan o "herif"in kim olduğunu sordum.

*

VE, daha çocukcağız ağzını açmaya vakit bulamadan, hemen bitişiğinde duran ve sorumu duymuş olan bir Mağribi hergele, hem yılışık, hem küstáh bir edáyla, "Ama ben de Sami ırktanım" diye bana dönmez mi!

İşte belli, besbelli, kızıma küfreden alçak bu "herif"in tá kendisidir!

"Yahudi orospu" demiş olmasının ırkçı anlam taşımadığını kuş beyniyle ispatlamak için de, kendi kavminin de İbrahimoğulları’ndan indiğini söylemeye çalışmaktadır.

*

O an, benim kimlik kartımda Moşe, Haim veya Salomon; kızımınkinde ise Raşel, Sarah yahut Ruth gibisinden çok bariz bir Musevi isminin yazılı oluyor olmasını istedim.

Üstelik, bunların bakkal defteri tipindeki eski nüfus kağıtlarından olmasını arzuladım.

Karşımdaki alçağa her sayfayı teker teker yutturduktan sonra, "Ulan sen kim, Hazreti İbrahim sülálesi kim! Altı üstü, ecdádının Sahra’da icra ettiği kervan yağması mesleğini şimdi Brüksel İstasyonu’nda yolcu haraççılığı yaparak sürdüren ve kızıma hayasızca küfür ve hakaret savuran köpeğin tekisin" diyecektim.

Öyledir, çünkü bu Mağribilerin ezici çoğunluğu sonradan az buçuk Araplaştırılmış olan ve sözümona Arabi kelámlarının tek kelimesi dahi ne Şam’da, ne Kahire’de, ne Mekke’de anlaşılan Kábili çöl berberilerinden inerler.

Zaten Türkçe’deki "kabile" sözcüğü dahi oradan gelir.

Ancak hiddetimden titriyorum ve iğne atsan yere düşmez gar kalabalığının ortasında bu "herif"e İslam tarihi, Emevi akını ve Endülüs uygarlığı dersi verecek halim yok.

Bir metre seksen sekiz santim boyum; hiç fena sayılmayacak cüssem; Láleli-Tophane-Kalamış melezi kaldırım kültürüm; "cinnet yılları"ndan miras bilek tecrübem ve de bilhassa fosur fosur yüreğim sağolsunlar, "Şimdi hesabını soracağım" diye anında Faslı deyyusun üzerine yürüdüm.

*

VE, kızımın saç teline hálel getirmeye yeltenen rezilden; "ırkçılık mazlumu" (!) numarasına yatıp ırkçılığın en daniskasını yapan alçaktan; Brüksel İstasyonu’nun göbeğinde haraç kesen eşkıyadan "hesabı sordum" ki, bunu gelecek pazara bırakıyorum.

Artı, bitmedi, yine aynı Mağribi taifenin, yine aynı yılbaşı günü gerçekleştirdiği ve bu defa yedi yaşındaki en küçük oğlumla ilintili diğer korkunçluğunu da anlatacağım.

Anlatacağım ki, Fransa’daki çapulculuğa prim vermediğim için beni "ırkçı" (!) ve "Türk Sarkozy" ilán eden sahte ahlákçıların ne denli hariçten gazel okuduğu ortaya çıksın!
X