Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

İsmet Solak: Yazık değil mi bu köylüye?

İsmet SOLAK

Meclis kulisinde ilginç bir tartışma vardı. Uzaktan izledim.

İçeriğini öğrenince içim eridi.

DSP İzmir milletvekilleri Burhan Bıçakçıoğlu ile Hasan Metin, DSP'li iki bakanı hararetli hararetli uyarıyorlardı:

‘‘Bu işe lütfen göz yummayın. Bu ithalat yapılırsa besicilik de batar. Yazık olur Türk köylüsüne! Biz, Tarım Bakanı'na da durumu arz ettik.’’

Hasan Metin, Meclis'e girmeden önce Veteriner Hekimleri Birliği Başkanı idi. Yani işi bilen kişi... Bıçakçıoğlu da uygulamadan gelen bir uzman:

‘‘Benim dershanelerim var, öğretmen kökenliyim. Ama aynı zamanda hayvan besicisiyim. Hayvancılık zaten bitik durumda, vallahi külliyen tükenir.’’

İçi mağma kazanı gibi kaynıyordu:

‘‘Bakın İsmet Bey... Avrupa'dan 19 bin ton et ithal ediliyor. Avrupa Birliği ile üç yıl önce bir anlaşma yapılmış, söz verilmiş. Ancak, 19 bin ton et bu ülkeye girerse, köylümüz ve besicilerimiz külliyen tükenir.’’

Köyde doğmuş, çiftçinin derdini ve çilesini bilen biri olarak sorun bana da yabancı değildi:

‘‘19 bin ton et, Türkiye standartlarında 90 bin baş hayvan demektir. Bir hayvanın karkas denilen net eti, 200 kilodur. 90 bin hayvanın girmesi, Türk besiciliğini tırpanlamak demek olur.’’

Tehlike kapımıza dayanmış da haberimiz yok. Vah köylüm vah!

* * *

Özal döneminde de, İran'dan ve Yeni Zelanda'dan et ithal edilmişti. Doğu ve Güneydoğu'da besicilik işte bu yüzden göçmüştü. Bu gelişmeleri yakından gözlemiştim. Besicilerin belkemiği kırılmıştı.

Şimdi yeni yanlışlara koşuluyor. Bıçakçıoğlu, örnekler de verdi:

‘‘Geçen yıl Pınar Et'e etin kilosunu 1 milyon 650 bin liraya satıyorduk. Bugün 1 milyon 600 bin lira. Türkiye'de bir yıl süreyle et para etmiyor ve şimdi de 90 bin hayvanın eti kadar et piyasaya sürülüyor. Reva mı bu?’’

İsyanlardayız... Bıçakçıoğlu'nun duygularını paylaşıyorum:

‘‘Tarım Bakanı ile görüştük, 'Biz bu eti almazsak, onlar da bizden mal almayacak' diyor. Avrupa'da elde biriken etleri bize tokatlayacaklar. Ve ne eti olduğu bile belli olmayacak.’’

İki milletvekili de konuyu biliyorlardı. Çözüm önerileri de hazırdı:

‘‘Keşke, et yerine süt ineği getirseler. 20 bin ton et, arz talep dengesi yüzünden getirilmiyor ki! Ette aşırı fiyat artışı yokken, neden ithalat yapılıyor? Bu et gelirse yarın köylü süt ineklerini kesip satar.’’

Hesap kitap işi mi, bilemem. Ama, bir haber daha var:

‘‘Eylülde, 20 bin adet de düve geliyor. 20 bin düve için bütçeye 35 trilyon lira kondu. 10 trilyon devletten, 25 trilyon dış kaynaklı kredi.’’

* * *

Bir garip ülkeyiz. Kendi elimizle, kendi imkánlarımızı baltalıyoruz:

‘‘Bir zamanlar dünya üzerinde, yetiştirdiği tarım ürünleri kendine yeten yedi ülkeden biriydik. Bakın, ne hale geldik. Geldik mi? Getirildik mi?’’

Son bir çağrı:

- Sayın Ecevit, Sayın Bahçeli... Sizler, yöntemleriniz değişik bile olsa, köyleri birleştirmek ve 'kalkınmayı köylüden başlatmak' isteyen iki siyasi partinin liderisiniz. Şimdi hükümet ortağısınız, yani suyun başındasınız. Sorarım, besicilikte belkemiği kırılan köylü kalkınabilir mi? Lütfen, ipin ucu kaçmadan, sorunu bir kez de işi bilenlerden dinleyin.

Bu belki, son bir umuttur:

‘‘Bu derde derman bulur, yaraya merhem olursunuz.’’



X

YAZARIN DİĞER YAZILARI