Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

İlk hedefimiz, ileri!

"İKİ karım var, alın onları çöpe atın ama tavuklarıma kıymayın" diye salya sümük ağlayan "insan" (!) nûmunesine ne diyebilirsiniz?

Tımarhaneye mi kapatırsınız, yoksa mahpûshaneye mi tıkarsınız?

Sonra hemen elinizi vicdanınıza koyun ve şu sorulara dobra dobra cevap verin!

* * *

"KUŞ gribi"ni sınırlamak için çırpınan her hangi bir "otorite" velev ki o kuşu ağzıyla tutsun, yukarıdaki korkunç "köylü refleksi" karşısında nereye kadar başarı olabilir?

İster dünyanın en demokratik veya en totaliter; ister en zengin yahut en fakir; ister en açık ya da en kapalı ülkesinde, devletinde, hükümetinde olsun, bu refleks beyin hücrelerinden son nötronuna dek kazınmadığı müddetçe, hangi tedbir beş paralık bir fayda ifade edebilir?

Karısını dahi değil, karı"l-a-r"ını tavuklarıyla değiştiren bir "sevgi" (!) ve "aşk" (!) hissiyatı hakkında teori geliştirmiş ruhbilimciler, dinbilimciler, cinselbilimciler kimlerdir?

Ve, itlaf ekibine yukarıdaki sözlerle yalvaran herife, "ibiksiz horoz, tüne şu kümese de gıdaklayan hareminin koynunda geber" gazabını kusmak insani bir duygu oluşturuyor.

Fakat biliyoruz ki, böylesine bir öfke çáre oluşturmaz, oluşturmuyor ve oluşturamaz.

Çünkü burada tek bir çáre, yegáne bir çáre, biricik bir çáre var ve başkası bulunmuyor.

O adamı değil, zihin sistematiğinde ve hayat tarzında bizzat "köylülüğü" öldürmek!

* * *

NİTEKİM, "kuş gribi"ne ilişkin olarak geliştirilen haksız eleştirilere karşı "otorite" yi savunduğum dünkü yazımı, bugün o "köylülük"le sürdüreceğimi söyleyerek bitirmiştim.

Zaten de, hem aklın yolu, hem çözümün reçetesi bir olduğundan, Taha Akyol yine dünkü "Milliyet"te konuyu işlemiş ve ifade edeceklerimi aşağı yukarı tümüyle dile getirmiş.

Akyol söz konusu makalesinde Sağlık Bakanı Profesör Recep Akdağ’ın "artık köy tavuğu, köy yumurtası kavramları tarihe karışmak zorunda" cümlesine atıfta bulunduktan sonra, bizzat kendisi şu tartışılmaz doğruyu satırlarına ekliyordu:

"Tıpkı, köylülüğün de tarihe karışmak zorunda olduğu gibi!"

* * *

EVET
evet, köylülüğü tarihe karıştırmak zorundayız! Bin defa zorundayız!

Zaten, eğer Mustafa Kemal olsaydım, "ilk hedefimiz şehirliliktir, ileri" derdim.

Adım gibi eminim, vasiyetini yerine getirmiş olurdum.

Ama öyle bir şehirlilik ki, láfta değil gerçekte! Follukta değil, salonda!

Öyle bir şehirlilik ki, köylülük değerleriyle bir milim uzlaşmayacak.

Öyle bir şehirlilik ki, ora kümesinde beslediği kazı şimdi apartman balkonunda semirten esas ve gerçek "kaz"a; ora merásında otlattığı öküzü şimdi park bahçesinde gırtlaklayan esas ve gerçek "öküz"e hiçbir şekilde taviz vermeyecek.

"Hışt" diye dehlemek ve "çüş" diye değneklemek konusunda tereddüte düşmeyecek.

Aynı "hışt"ı ve aynı "çüş"ü onların bencil ve bezirgán zihniyeti için de kullanacak.

Köylülüğün mevsim duraganlığıyla sınırlı yeknesak ritmine asla ayak uydurmayacak.

Öyle bir şehirlilik ki, köylülüğün davranışta kaba, edebte hoyrat ve estetikte çirkin hayat tarzı; yaşam uslûbu, zevk gustosu önünde pes etmeyecek. Müsamahalı davranmayacak.

İşte ancak bu tür bir şehirlilikle köylülüğü tarihten silebiliriz ki, gazamız mübarek ola!

* * *

VE, köylülüğü tarihten silmek zorunluluğu ve yükümlülüğü altındayız, zira karılarını tavuklarıyla değiştirmeyi tercih eden zihniyet yalnız ölümcül "kuş gribi" virüsünü saçmıyor.

Sokak ortasında kurban gırtlaklayan vahşet yalnız ölümcül dürtüyü sıradanlaştırmıyor.

Bütün bunlar, bütün bir toplumumuz dönüşüm dinamiğine ölümcül zehir şırıngalıyor.

Tekrar, "ilk hedefimiz şehirliliktir, köylülüğü tarihe gömmek için, ileri!"
X