"Ayşe Arman" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ayşe Arman" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ayşe Arman

İkide bir check-up gereksiz!

Dr. Murat Tuzcu ile dün başlayan hayat hikâyesi sohbeti, bugün kalp sağlığı ve tıp felsefesiyle devam ediyor...

HER SENE ÇARŞAF ÇARŞAF TETKİKE GEREK YOK

İnsanın, kaç yaşında full check-up’tan geçmesi gerekiyor? Yoksa saat doğru işliyorsa kurcalamamak mı lazım?

Evet, bence ortada makul bir sebep yoksa, çok kurcalamamak lazım. Çünkü check-up değiniz şeyde, mutlaka bir şeyler çıkıyor, onların araştırırken de birtakım hasarlara, ziyanlara yol açabiliyorsunuz.

Nasıl yani?

Şöyle bir örnek vereyim: Diyelim ki, bütün vücudunuzu “Kanser var mı yok mu?” diye baktırmaya karar verdiniz, bilgisayarlı tomografi yaptırdınız. Ve tabii ne oluyor? Akciğerinizde bir iki leke çıkabiliyor, herkeste olabilecek bir şey, ama siz check-up yaptırdınız ve bunu gördünüz ya, sizin artık uykularınız kaçıyor, “Ya kanser olursam? Ya o lekeler ciddi bir şeyse” demeye başlıyorsunuz. Doktorunuza diyorsunuz ki, “Ben böyle bir şüpheyle yaşayamam, biyopsi yapalım.” 100 kişinin 98’inde bir şey olmuyor ama o iki kişiden biriyseniz, biyopsi yapılırken, akciğerinizin zarı yırtılabiliyor. O zaman oraya bir tüp takmak zorunda kalıyoruz. Durduk yerde başınıza iş açılıyor.

Check-up’la ilgili böyle istatistikler var mı?

Var ve benim dediklerimi doğruluyor. 1000 kişinin 500’üne ayrıntılı check-up yapılmış, 500’üne yapılmamış, 10 sene sonra, hangi grup daha sağlıklı diye bakılmış, check-up’ın pek de etkin olmadığı anlaşılmış.

Peki hiç mi yaptırmayacağız yani...

Hayır, onu demek istemiyorum. “Executive check-up” dediğimiz bir şey var, onu yaptırın, daha genel bir şey. Ayrıca tabii, insanlar 20 yaşında tansiyonunu bilsin, kolesterolünü bilsin, şekerine baktırsın, belirli zaman aralıklarıyla bunları takip etsin ama her sene çarşaf çarşaf tetkik yaptırmanın, çok ayrıntılı test ve incelemeden geçmenin manası yok. Bir de zaten check-up işe yarıyorsa, bizim yaygın olarak yapmamız lazım. Sadece parası olanlara değil. Türkiye’de VIP Sendromu dediğim bir şey var.

İkide bir check-up gereksiz

Nedir o?
Sizi insanlar tanıyorsa, meşhursanız, size özel olarak ihtimam göstermeye çalışıyorlar. 

Bu da ters mi tepiyor...

Aynen öyle. Bana kalırsa bu özel ilgi, alaka, hekimin hata yapma yüzdesini artırıyor. Ameliyathanede ya da muayenehanede her gün tekrarladığı, ispatlanmış yollardan gitmek yerine, siz VIP’siniz diye, bir şeyleri değiştirme ihtiyacı hissederse, işler sarpa sarabiliyor.

Peki Amerika’da VIP Sendromu yok mu?
Yok, ya da şöyle söyleyelim: Türkiye’de olduğundan daha az. Orada herkes alacağı sağlık hizmetleri açısından eşit. Parası olana ya da daha meşhur olana daha fazla hizmet yok. Benim görev yaptığım hastanede mesela, yeri süpüren hademeyle bir cumhurbaşkanının aldığı hizmet arasındaki tek fark, parası daha fazla olan daha büyük odada kalabiliyor, televizyonunun ekranı daha büyük oluyor, o kadar. Türkiye’de de sağlık sisteminin bu hale getirilmesi, bunun oturtulması gerekiyor. En önemlisi bu. Ama tabii bir günde olacak şey değil. Bize Robin Willams geldi, kalp kapakçığı ameliyatı oldu, Robert de Niro’nın annesi de geldi, en zengin Arap şeyhleri de geliyor, hiçbirinde VIP Sendromu yaşamıyoruz. Yani şunu anlatmaya çalışıyorum: Genel sağlık düzeyimizi yükseltmeden, kendimiz için yüksek düzeyli bir sağlık anlayışı bekleyemeyiz. Gittiğimiz hastane herkes için mükemmel olacak ki, bizim için de mükemmel olsun. Çok ünlü bir Türk hekimi vardı, Ümit Aker. Adalar’daki sağlık eksikliği konuşuluyordu, bundan 35 sene evvel, dedi, “Kınalıada’da kalbiyle ilgili sorun yaşayan Vehbi Bey bile olsa, yapacak bir şey yok. Ancak motorla gelebilecek...” Siz, Kınalıada halkına bakmak için bir sistem geliştirmedikten sonra, orada kim olursa olsa mahsur kalacak...

TIBBIN FELSEFESİNİ YAPIYOR

Cerrahlar ve kardiyologlar arasında görüş ayrılığı var mı?

Var. Farklı köklerden geliyorlar. Cerrahlar çok daha kesin karar verici, kardiyologlar ise daha analiz edici. Fakat 70’lerin sonunda kardiyologlar, balon anjiyoplastisi yaparak, ilk defa cerrahlar gibi vücutta bir şeyleri değiştirmeye başladılar. Oysa o zamana kadar ilaçla değiştiriyorlardı. Ve tabii, birdenbire cerrahların alanına girmiş oldular. Bu da cerrahların hiç hoşuna gitmedi. 80’ler ve 90’lar çatışmayla geçti. Şimdilerde ise şu noktadayız: Kavga edeceğimize, ortak bir alanda birleşmek hem iki taraf hem de hastalar için daha iyi olacak. Hâlâ tam nasıl yapacağımızı formüle etmiş değiliz ama sürekli bir konuyu tartışıyoruz. 20 sene sonra, “kalp damar girişimcisi” bambaşka bir grup ortaya çıkacak. Hastalık tedavi etmek kadar, bunları da düşünmek bana keyif veriyor.

RABBİM CLEVELAND DEDİ

Ahsen Unakıtan’ın sizden söz etmesi, sizi zor durumda bırakıyor mu?

Teveccüh benim için. Cleveland’a bana gelen her hastayı teveccüh olarak görüyorum. Buradan insanların kalıp oraya gelmesinden daha fazla beni onore edecek hiçbir şey
olmaz.

VIAGRA, KALP KRİZİNİ TETİKLER Mİ?

Bu soru hep sorulur, ben de sorayım: Viagra türü ilaçlar, kalp krizini tetikler mi?

Viagra ve benzeri ilaçlar damarları genişleten ilaçlar. Eğer kalp hastasıysanız ve “dil altı” ilaçları alıyorsanız, ikisi beraber çok zararlı, Allah korusun. Ama onun dışında Viagra’nın zararı yok.

MEHMET ÖZ çok başarılı bir meslektaşım, aynı zamanda MÜTHİŞ BİR ŞOVMEN

Bir sürü başarıya imza atmış olmanıza rağmen, Mehmet Öz kadar tanınmıyorsunuz. “Ben de onun gibi program yapayım” filan diyor musunuz?

Yok canım. O ayrı bir yol. Mehmet Öz, aynı zamanda büyük bir şovmen. Bütün Amerika onu “Dr. Oz” olarak tanıyor, uluslararası kanalda program yapıyor. Çok büyük başarılar bunlar. 

İnsan dışından söylemez ama içinden ister ya...

Hayır, hayır, hiç öyle bir duygum yok. Başarı, aynı zamanda insanların kuvvetli ve zayıf taraflarını da bilmesidir. Ben de hangi güçlü biliyorum. O, ben değilim. Bana keyif de vermez. Mehmet Öz, çok zor bir işi başarıyor, üstelik Amerika gibi çok rekabetçi bir ortamda, Oprah’ın yerine geçebilme imkanı bile var. O ilişkilerin kurulması filan çok zor. Çok takdir ediyorum.

O sizden daha mı Amerikalı?

Ben 31 yaşında gittim, o, orada doğmuş, büyümüş. Bu anlamıyla farklıyız tabii. Ben İstanbul’un her taşını bilirim.

TÜRKİYE’Yİ ŞEHİR ŞEHİR DOLAŞIYORUZ

Cleveland’dan meslektaşlarımla Türkiye’yi şehir şehir dolaşıyoruz, halkla buluşuyoruz, onların sorularını yanıtlamaya çalışıyoruz. Güneydoğu’dan Cleveland’a hasta gelecek hali yok, amacımız da bu değil zaten, biz, koruyucu tıbba ağırlık vermek için uğraşıyoruz. Türkiye’nin bu sürü yerini dolaştık, konferanslar verdik. Evet, çok çaba gerektiriyor. Ama olsun, ben de memleketim için karınca kararınca bir şeyler yapmak istiyorum.

AĞIR KALP AMELİYATLARINDA KİŞİLİK DEĞİŞİR Mİ?

By-pass olanların gerçekten kişilikleri değişiyor mu?

Biraz abartılıyor tabii, kişilik değişmiyor. Fakat şu oluyor: Ağır operasyonlarda kişi, “ölüme yakın bir deneyim” yaşıyor. Bu ne demek? Kendi “ölümlülüğünün” farkına varıyor. Bu ağır bir şey. Ve hayatla ciddi bir muhasebe yapıyor. Tabii ki birtakım şeylere farklı bakacaktır o günden sonra. Değer verdiği şeylerin sıralaması belki değişecektir.

Siz peki kendi ölümünüzü düşünürken... Babanız gibi Alzheimer mı olmak, yoksa kalpten tık diye gitmek mi istersiniz?

Babam da sıralı ve ani ölüm tercih ederdi, ama bunlar bizim elimizde değil. Ben bu tür şeyleri düşünmemeyi tercih ediyorum.

HASTALARA EN ÖNEMLİ TAVSİYEM

Derdinizin ne olduğunu içinize sindirecek bir şekilde anlamanız. Doktorunuz size bunu iyi anlatamıyorsa, daha çok sormanız gerekiyor. Ben ilkokul mezunu olmayan birinin bile sağlık sorununu anlayabileceği inancındayım. Anladığı ölçüde, doktoruna inanır, tedaviye devam eder ve iyileşme şansı yükselir... 

X