Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

İdeolojik savrulmalar içinde iki partiye mahkum yalnız ve güzel ülkem

CUMHURİYET Halk Partisi, konu demokrasiyi savunmak olunca sicili çok da iyi bir parti değil.

Doğru, çok partili demokratik hayatı bu parti başlattı ama hemen sonra, aradan on yıl bile geçmeden bu partinin lideri çıktı, ‘İhtilal de bir haktır’ dedi, 27 Mayıs darbesinin arkasındaki en büyük moral güç oldu.
Bu parti ne 28 Şubat’ta sisteme dışarıdan yapılan açık müdahaleye karşı çıktı ne de 27 Nisan 2007 gecesi yayımlanan askeri bildiriyi eleştirdi. Şimdi de çıkmış, ‘Asker de kağıttan kaplanmış’ diyorlar. Bunu diyen adamı da istifaya davet etmek falan bir yana çıkıp açık açık savunuyorlar.
Sonra da bu partinin iktidarı seçimden başka hiçbir yolla değiştirmek istemediğine inanmamızı bekliyorlar.
Şimdi dönelim bir de iktidardaki Adalet ve Demokrasi Partisine bakalım.
Mısır’da meydanda toplananlar için ‘Halkının sesini dinle’ diyeceksin, Kıbrıs’ta meydanda toplananlara ‘Sen kimsin.’
Türkiye’de senin seçmenini küçük görenlere demediğini bırakmayacaksın, Kıbrıs’ta bir halkı toptan küçümseyeceksin.
İşçiler beğenmedikleri bir yasayı protesto için yürüyecek, sen üstlerine gaz sıktırtıp sonra da onları ‘darbe yanlısı ana muhalefetin maşaları’ olarak göreceksin.
Kürt açılımı başlatacaksın ama insanların mahkemede kendilerini ana dillerinde savunmalarına karşı çıkacaksın.
Daha devam etmeyeceğim, yoksa örnek çok.
Maalesef öyle bir ülkede yaşıyoruz ki, ne iktidarı ne de muhalefeti demokrasiyi içine sindirmiş.
Muhalefet partisi, genel başkan yardımcısının sözlerinin ayıp olduğunu bile düşünmüyor. O genel başkan yardımcısı da, Türk milletinden özür dileyeceğine ‘Orduyu üzdüysem özür dilerim’ diyebiliyor.
İktidar ise bırakın özür dilemeyi burnundan kıl aldırmıyor, kendisini beğenmeyen halk kesimlerine ‘Maşalar’ diyebiliyor.
Sadece bazen, o da bazen, iktidar partisi, muhalefete göre biraz daha demokratmış gibi durabiliyor.
Göreli demokrat. O kadar işte. Gerçek değil göreli.

Kıbrıs’ta aslına rücu etmek

BAŞBAKAN Recep Tayyip Erdoğan, 2004 yılının ocak sonunda Davos’ta Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan ile görüşmesinden sonra basın toplantısında, “Eğer Rum-Yunan tarafı da kabul ediyorsa, Annan’ın görüşmelerde uzlaşılamayan konularda hakemlik yapmasını ve boşlukları doldurmasını kabul ediyoruz” dediğinde az kalsın sandalyemden düşüyordum.
Çünkü bu cümlenin anlamı, Türkiye’nin Kıbrıs politikasında ciddi bir strateji değişikliğine gitmiş olmasıydı. Ve başka kimsenin değil ama ‘Kıbrıs fatihi’ Necmettin Erbakan’ın Milli Görüş okulundan gelen, gençliklerini Milli Türk Talebe Birliği’nden geçirmiş insanların bu noktaya gelmesi beni çok şaşırtmıştı.
Geçenlerde bir kitap çalışması için o dönem de dahil AK Parti dönemine daha yakından ama araya zaman mesafesi girmişken bakınca, hele hele 2006 sonundan itibaren Kıbrıs politikasındaki değişiklikleri görünce, 2004’te yapılanın strateji değişikliği değil bir taktik adım olduğunu daha net görebiliyorum.
Başbakan Erdoğan, Cumhurbaşkanı Gül ve AK Parti, Kıbrıs’ta bir kumar oynadılar. O kumarı oynamak zorundaydılar, çünkü iktidarlarının bekası Avrupa Birliği adaylığına ve dolayısıyla Kıbrıs’a bağlıydı. O kumarı kazandılar, daha doğrusu kaybetmediler.
Ve hemen ardından da asıllarına, yani ‘Aslında adaya çıkmışken tamamını almalıydık’ diyen milliyetçi anlayışa geri döndüler.
Bugün, Türkiye’nin kurucularından biri olduğu Kıbrıs Cumhuriyeti’nin bayrağını ‘Rum bayrağı’ diye görmeleri beni hiç şaşırtmadı.

Başbakan empati kurabildi mi?

DEDİM ya, AK Parti ‘göreli demokrat’ diye, işte o ‘göreli’ adımlardan biri de Cumartesi günü atıldı, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ‘Cumartesi Anneleri’ diye bilinen, yakınlarını polisin veya jandarmanın elinde kaybetmiş, çoğu zaman ölüsüne bile ulaşamamış ailelerle görüştü.
Daha düne kadar onlara ‘Kullanılan kimseler’ diyordu, bugün görüştü, tek tek hikayelerini dinledi, evlat acısının da ötesinde olan evladının cenazesine kavuşamama acısını birinci elden gördü.
Çok merak ediyorum, gerçek bir empati kurdu mu o annelerle? Benim tanıdığım Tayyip Erdoğan o empatiyi kurmuş, o acıları içinde gerçekten hissetmiştir.
Etmiştir etmesine de, acaba o çocukların başına gelenleri aydınlatmak için gerçek ve anlamlı bir girişimde bulunacak mı?
Umarım bulunur.

X