"Gülse Birsel" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Gülse Birsel" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Gülse Birsel

İçinizdeki ‘Salak Polyanna’ya saygıda kusur etmeyin. O, sahip olduğunuz her şeyin sebebi!

Hepimiz öleceğiz ve her yıl buna daha çok yaklaşıyoruz.

Doğum günü kutlayanlara söyleyeyim! Evliliklerin yüzde 40’ı boşanmayla bitiyor, göbek atarak evlenenlere hatırlatayım! Yüksek ihtimalle zengin ve ünlü biri olmayacaksınız, eğitim ve iş peşinde olan heyecanlılara belirteyim. Peki insanoğlunun tıp ve istatistiğin verilerini hiçe sayan bu iyimserliği, nedir yav? Bilim açıklamış!

Ortadoğu cayır cayır yanarken, son haftalardan aklımda kalan birkaç görüntü var:
Biri, Şam’da her gün onlarca insan ölürken, bir havuzun kenarında güneşlenenlerin fotoğrafı.
Diğeri Filistin’de bir düğünde, kaptırıp birlikte Gangnam style dans eden, iki İsrailli asker ve Filistinli davetlilerin görüntüsü.
Üçüncüsü, 1989’da Pekin’de tankların önünde duran ‘Meçhul Asi’ gibi, tankların önüne geçen ama vurularak hayatını kaybeden Mısırlı.
Üç görüntünün ortak paydası: İflah olmaz bir iyimserlik!
Harap olmuş ülkende savaş varsa, sen savaşın tarafı ve/veya göbeğiysen, ufukta barış görünmüyorsa, her an ölebilme ihtimalin Paris’te yaşayan birine göre 100 kat fazlaysa, geleceğindeki parlak seçenekler nedir ki?
Üstüne doğru gelen tankın önünde tek başına duran adam! Tarihte ilk kez de olsa, zulmün bu şekilde biteceğine biraz da olsa inanıyorsun değil mi?
Bırakın savaşı mavaşı. Günlük hayattan gidelim: Dört defa batıp beşinci şirketi kuranlar, yedinci defa evlenenler, on beşinci defa rejime girenler ve bütün Milli Piyango bileti alıcıları, size sesleniyorum: Bu neyin iyimserliği arkadaş?
Ha sen istatistiği, tıbbı sallamıyorsun öyle mi? Bir sen biliyorsun ki, “Her şey çok güzel olacak”! Hiç dinleme dünyadan yüzdeler veren uzmanları sen. İsviçreli bilim insanları ölsün yani? Makinende er geç kireçlenme olacak hanıım, niye “Olmaz bişey ayol” deyip duruyorsun?

GENÇ İRİSİ POLYANNA’M

Kendime de söylüyorum bunları. Herkesin içinde bir ‘Salak Polyanna’ varsa, benimki de en kocamanlarından. Genç irisi!
Biraz spor yapıp o yeni çıkan allığı alırsam Adriana Lima’dan daha iyi görünmemin, yakında hem ülkeye hem dünyaya acayip bir barış ve sevgi ortamı gelmesinin, bir gün Oscar ve Nobel almamın, hiiiç de uzak ihtimaller olmadığına beni bir şekilde inandırmış! Şakalarla, hayallerle, birlikte yaşayıp gidiyoruz genç irisi kızla.
Hadi ben safım, Nâzım da mı saftı da “Güzel günler göreceğiz, güneşli günler” dedi?
Çetin Altan “Enseyi karartmayalım” diye yazıp durur. O zekânın, büyük resmi görüp “Enseyi karartın, vaziyet kötü” demesi gerekmez miydi yıllardır?
Tali Sharot ‘İyimserliğimizin Bilimi’ diye bir kitap yazmış. “İnsanoğlunun geçmiş ve gelecek kavramının olması, hayaller kurabilmesi, bu optimizmin bir sebebi” diyor. Bu, hiçbir hayvanda bulunmayan ‘fütürist’ beyin, aynı zamanda bir gün öleceğini bilen tek canlı türü olmamıza da sebep ama neyse, enseyi karartmayın!
Yapılan araştırmalar insanların kendilerini olduklarından daha üstün, daha başarılı gördüklerine işaret ediyor. Mesela Ohio’daki üniversite öğrencilerinin yüzde 93’ü “Sürücülerin çoğundan iyi araba kullanırım” diyor! Bu megalomanimiz, iyimserliğin temellerinden! Zaten aksi halde bir tane balon etek satılabilir miydi?

ARAŞTIRDIM, BEN HAKLIYIM!

Depresyondaki insanların hayatın gerçeklerini diğerlerinden daha iyi gördükleri ortaya çıkmış! Yani riskli bir işe para yatıracaksanız, birine âşıksanız, neşeli arkadaşlarınızdan fikir almayın. Depresyonda bir tanıdık bulup sorun. Muhtemelen “Yok abi yüzde doksan yürümez bu iş, o kız da ölse sana bakmaz” diyecektir.
Önemli hususlardan biri şu: İçimizdeki Salak Polyanna hayatımızı kurtarıyormuş!
“Gelecekte her şey yolunda gidecek, valla yav” diyen o ses, endişe ve stres seviyelerinizi düşürüp, sağlığınızı düzeltiyor, ömrünüzü uzatıyormuş. Kanser ve kalp hastalarında misal, “Ben iyileşirim kardeşim, abartmayın” diyenlerin sağlığına kavuşma oranı, pesimist hastalara göre kat kat fazla imiş! İyimserlik oranının en çok düştüğü nokta, hayatın ortasıymış.
Yani “Yaş otuzbeş, yolun yarısı” diyen pesimizm, zaten yolun yarısında böyle patlayıp, sonra yerini iyimserliğe bırakıyormuş! 72 ülkede yapılan araştırmada, kötümserliğin zirve yaptığı ortalama yaş, kadınlarda 38.6, erkeklerdeyse 53 çıkmış! O bir-iki seneyi atlattın mı, yine eskisi gibi bir laylaylom, bir tatlı şuursuzluk geliyormuş bünyeye!
Tıbbi faydaları bir yana, insanoğlu birçok kazanımını iyimserliğine borçlu! İyimserlik, ‘imkânsızı başarma inancı’ demek. “Hiç yapılamayanı yaparım, hiç gidilemeyen yere giderim” demek.
Mucitler, kâşifler ve sanatçılar, bu aşırı doz iyimserliği dibine kadar yaşayan insanlar. Onun için çoğuna ‘deli’ derler ya.
Bazı milletler de bünyelerindeki söndürülemez yaşam sevincine ve iflah olmaz iyimserliğe, sahip oldukları her şeyi borçludurlar.
Biz mesela... Kurtuluş Savaşı’nı nasıl kazandık ki? Milyonda birden daha az bağımsızlık ihtimalinin peşinden, hayatı pahasına giden bir millete, iyimser değil, ‘çılgın’ denir artık. ‘Şu Çılgın Türkler’ demiyoruz boşuna. Öpüyorum bu topraklarda yaşayan bütün ayarsız iyimserleri!
Bence Nâzım da Çetin Altan da haklı. Yav bardağın yarısı, üff, nasıl dolu biliyor musunuz...
Madem duygusallaştık, bir şarkıyla süsleyelim. Savaşın, yokluğun, esaretin, diktatörlerin, baskının olduğu yerlerde yaşayıp, yere düşüp düşüp ayağa kalkan, oksijen azalmışken bile şaka ve gelecek planı yapabilen herkes için, Asu Maralman’dan gelsin:
“Olur oluur, bal gibi oluur, kalplerimiz yolları buluur!”

X