Hizmete devam

Serdar TURGUT
Haberin Devamı

Bugün de New York Broadway şovlarının kısa bir değerlendirmesini yapacağım:

THE SOUND OF MUSIC: Bunun filmini ilk seyrettiğimde 10 yaş civarındaydım. O zaman bile film içimi baymıştı. 43 yaşına geldiğimde bunu tekrar izlemek zorunda kalırsam, şovun orta yerinde intihar etme ihtimalim yüksek olduğu için buna katiyen gitmedim. İntihardan korktuğumdan değil, daha onurlu bir mekânda intihar etmeyi yeğlediğim için yaptım bunu. Bu tabii ki tüm aileye göre bir şov. ‘‘Tüm aileye göre’’ yazıyorsa bir şovun tanıtımında, bunun Türkçesi ‘‘Sadece çocuklar için’’ demektir. Bence Avrupa'da 1968 ayaklanması da bu ‘‘Sound Of Music’’ nedeniyle oldu. Film 1965'lerde oynamaya başlayınca, filmi izleyen Avrupalı gençler binlerce yıllık medeniyetin çökmeye başladığını bir anda fark ettiler. Ve ayaklandılar. Tüm aile fertlerine uygun eğlence kavramı, bu şovun oynadığı tiyatronun bulunduğu bölgenin anlı şanlı tarihine de bir hakaret olarak algılanabilir. Bir zamanlar bu bölge dünyanın ahlaksızlık merkeziydi. Şimdi ise ‘‘The Sound of Music’’in bile seyirci bulabildiği bir yere dönüştürüldü. Çok, ama çok yazık...

CABARET: Bence Türkler'in en fazla rağbet etmeleri gereken şov bu. Tiyatroyu bir gazino gibi oluşturmuşlar. Masalara oturuyorsunuz ve hatta içki bile içebiliyorsunuz. Birçok Türk erkeği bu şovu seyrederken hayallere dalıp o eski güzel gece kulübü hatıralarını hatırlar ve hatta birkaç konsomatrisi bile saygıyla anabilirler. Şovun en güzel yanı Liza Minelli'nin burada başrolü oynamaması. Sizi bilmem ama ben bu kadına son derece gıcık olurum.

SANDRA BERNHARD: I AM STILL HERE DAMN IT: Tek kişilik bir oyun. Başroldeki Sandra Bernhard'ın en önemli vasıflarından birisi, bir zamanlar Madonna'nın lezbiyen sevgilisi olmasıdır. İkinci vasfı ise kadının ağzının inanılmayacak derecede büyük olmasıdır. Bu öyle bir ağız ki birçok önemli bilimkurgu filminde özel efektlerle bile böyle bir şey yaratabilmek bugüne kadar mümkün olmadı. Yine de bu şov Broadway'de olanların en iyisi, çünkü Sandra da kendinden başka herkesten nefret ediyor ve bu hislerini direkt olarak seyirciye haykırıyor. En azından bu şov dürüst, çünkü diğerleri gibi nefretini bizi sıkıntıdan öldürmek yoluyla belli etmeye çalışmıyor.

SATICININ ÖLÜMÜ: Arthur Miller'in Broadway'de sahneye konulup da halk tarafından baştan sonuna kadar anlaşılabildiği tek oyunu. Bunun da nedeni, konunun temelde bir satıcı ile ilgili olmasında yatıyor. Taşralı Amerikalılar'ın belki zekâ düzeyleri çok fazla değildir, ama en zor felsefi meseleleri bile alışveriş kavramlarıyla anlatırsanız algılarlar. Örneğin, Woody Allen'ın da bu kitleler tarafından tek izlenebilen filmi ‘‘Scenes From The Mall’’du (Alışveriş Merkezinden Sahneler). Amerikalılar, Arthur Miller'in oyunlarına bundan yıllarca önce tamamen başka nedenden dolayı gitmeye başladılar. Arthur Bey bir zamanlar Marilyn Monroe'nun sevgilisiydi. Amerikalılar, onun sevgilisinin ağır bir tiyatro eseri yazmasının tamamen imkânsız olduğunu düşünüp bu oyuna gittiler. Gerçeği anladıklarında iş işten geçmişti, ama yine de oyunu sırf parayı bastırmış oldukları için sonuna kadar izlemek zorunda kaldılar.

***

Broadway şovları ile ilgili ipuçlarım bu kadar.

Bitirmeden önce bir konuya açıklık getirmek istiyorum.

Bayramın ilk günü gazetemizin ilavesinde Cem Yılmaz ile yapılmış olan bir söyleşi yayınlandı.

Bu mülakatı yapan Pakize Suda, Cem Yılmaz'a ‘‘Serdar Turgut geçenlerde senin hiç zeki olmadığını yazmış’’ diye bir soru yöneltmiş.

Mesele öyle değil.

Konu hakkında yazdığım yazıda ve daha sonra Cem Ceminay'ın radyo programında şöyle demiştim: Zekâlarına çok güvendiğim insanlar bile Cem Yılmaz'ın şovunda kahkahalarla güldüklerini söylüyorlar.

Ben ne yazık ki sahne şovunu izleyemedim.

Ama büyük bir ilgiyle Cem Yılmaz ne zaman televizyona çıksa onu izledim, çünkü gerçek bir mizahçıyı göreceğimi düşünüyordum.

Ne yazık ki Cem Yılmaz'ın televizyondaki programında, o herkesin kesinlikle var olduğunu söylediği, bunu bizzat yaşadığı zekâ parıltılarını göremedim.

Dolayısıyla, ya o şova giden insanlar yanlış algılama içindeler -ki bu pek mümkün gözükmüyor-, ya da Cem Yılmaz sadece zekâsına güvenerek ve sahneye çıkarken yaptığı gibi fazla hazırlanmayarak televizyona çıkıyor.

Eğer ikinci şık doğruysa o zaman da Cem Yılmaz hata yapıyor, çünkü televizyonda çizdiği profil son derece yetersiz.

Dediğim bu kadar. Zeki değil filan demedim.

Sorular yanlış sorulunca gereksiz cevaplar da geliyor ve sonuçta ben de bunlara uyup söylenen şeylere cevap versem daha gereksiz polemikler olacak.



Yazarın Tüm Yazıları