Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Hırvatistan: Siyasal uzlaşmanın zaferi

İKİ açıklama aynı odada, aynı anda, aynı kişi tarafından, milyonlarca kişinin gözleri önünde.

AB’nin genişlemeden sorumlu komiseri Füle Türkiye’nin 2011 İlerleme Raporunu açıklarken, aynı anda başka bir tarihsel vurguda bulunuyor:
“İki ay sonra Hırvatistan AB’ye tam üye olacaktır. Hırvatistan altı yılda AB’nin bütün kriterlerini yerine getirmiş ve AB tam üyeliğine hak kazanmıştır.”
Müthiş kıskanıyorum. Bir anda 3 Ekim 2005’e, Brüksel’e gidiyorum.
Türkiye ile Hırvatistan 3 Ekim 2005’te AB ile tam üyelik görüşmelerine başlıyor. Önceki gün Türkiye İlerleme Raporu üzerinden demokratik kriterlerin pek çoğuna hâlâ uzak kaldığı gerekçesiyle ağır eleştirilere uğrarken, 2005’te aynı gün yola çıktığımız Hırvatistan’a AB kapısı açılıyor.
3 Ekim 2005 günü Brükselde ben de o anı yaşayanlardan biriyim. Görüşmelere başlanacağı heyecanı, o coşku belleğimde tazeliğini hala koruyor. Hırvatistan’ı duyunca, bizim İlerleme Raporunu görünce, hüzün duyuyorum.
SİHİR NEREDE
Hırvatistan kaç yıl önce bağımsız, yeni bir devlet oluyor? Türkiye ile Hırvatistan, devlet olma açısından karşılaştırılmaz bile. Ama, bugün onlar demokratik hukuk devletinin bütün kurallarını yerine getiren bir ülke olarak AB’de.
Bu zaferin bir sihri var. Mütevazı, kendinden emin, siyasal rakiplerine saygılı bir sürecin zaferi. Sihir şurada:
AB görüşmelerine başladığında Hırvatistan Uzlaşma Komitesi kuruyor. Bütün siyasal partiler, sivil toplum örgütleri, üniversiteler, sendikalar, hükümet yanlısı ve karşıtı basın bu komitede üye. Herkes gelip fikrini açıkça söylüyor.
Devamı var. Devamı, uygarlık modeli.
Komitenin başkanı muhalefetten bir üye, hükümetten değil.
Devamı var. Devamı, uygarlık modeli.
AB görüşmelerini yürüten başmüzakereci bakan bu komiteye gelip, hesap veriyor, neler yapıldı, neler yapılacak, diye.
Uygarlık ve demokrasi modeli.
ALTI YILDA TAMAM
Hırvatistan altı yılda AB’nin öngördüğü tüm reformları yapıyor. Reform sürecinde örnek bir siyasal uzlaşma sergiliyor.
Hiç kimse birbirini tanımazlıktan gelmiyor, birbirini suçlamıyor, birbiriyle itişip kakışmıyor, kendisiyle aynı düşüncede olmayanları ötekileştirmiyor. “Sen bizdensin, sen değilsin” ayrımına asla girmiyor. Yanlışa düştüğünde, ne AB’yi suçluyor, ne gerekçe bulma telaşına kapılıyor.
Ve hukukun üstünlüğü ve demokrasi. Huzurunuzda AB üyesi Hırvatistan.

İlerleme Raporu’nda Deniz Feneri

TARTIŞMASI alevlenen Deniz Feneri de İlerleme Raporunda. Yolsuzlukla mücadele bölümünde o paragraf:
“Deniz Feneri adlı yardım derneği aleyhine 2009’da Almanya’da açılan dolandırıcılık davası soruşturmasıyla ilgili olarak RTÜK eski başkanı ve Kanal 7 TV’nin dört üst düzey yöneticisi tutuklanmıştır. Bu konuda mahkemelere henüz bir iddianame sunulmamıştır. Soruşturmayı yürüten savcılık ekibinde yapılan değişiklikler endişe yaratmıştır”. (Rapor, s.19).

En kötü İlerleme Raporu

RAPORDAN kötü kokular çıkmaya başlayınca, bizimkiler sık sık Brüksel’e gidiyor. Hem siyasal, hem bürokratik kanal 2011 İlerleme Raporu’nun düzeltilmesi için arka arkaya ziyaretlerde bulunuyor. Bu Şarkvari yöntemle AB’yi ikna etmek mümkün olmuyor.
Ortaya çıkan İlerleme Raporu, AB ile görüşmelerin başladığı 2005 yılından bu yana, Türkiye aleyhine en kötü rapor. Hukukun üstünlüğü, demokratikleşme, basın özgürlüğü, ifade özgürlüğü, kadına şiddet, yolsuzlukla mücadele, yargı bağımsızlığı gibi temel alanlarda gerileme ağır dille eleştiriliyor.
Demokrasinin ölçüsü olan Kopenhag Kriterleri’nden geriye gidiş vurgusu yapılıyor. Bu eleştirilere rağmen, AB’de genel görüş şu:
“Bu eksiklikler Türkiye’nin AB üyeliğini zora sokar. Ancak, biz Türkiye’de temel hak ve özgürlüklerin gelişmesini, AB içinde yer almasını istiyoruz. Türkiye hükümetten ibaret değil, biz bu eksikliklere Türk halkının dikkatini çekmek istiyoruz”.

Sırrı Süreyya makul ama Pavey çözümsüz

“SANSASYON yaratacak bir öneriniz olacak mı? Örneğin, Meclis’te giyilecek kıyafetle ilgili?”
Geçen Meclis döneminde AKP ile CHP yeni bir içtüzük üzerinde çalışıyor. Çalışmaya başlarken bu soruyu CHP’liler soruyor AKP’lilere. AKP’lilerin yanıtı:
“Kıyafetle ilgili bir önerimiz olmayacak.”
Herkesin aklında türban ve ötesi. Bu yanıtla türban tartışma dışı kalıyor. O sırada bir içtüzük taslağı hazırlanıyor ama, öyle kalıyor.
Şimdi CHP milletvekili Şafak Pavey’in özel durumu ile ilgili “kadın milletvekillerinin pantolon giyebilmesi” için bir girişim başlamışken, BDP milletvekili Sırrı Süreyya Önder önerge vererek, “Meclis’te türban da serbest olsun” diyor ve kıyafet tasarısı güme gidiyor.
Türban durup dururken şimdi nereden çıkıyor? Dün bunu Sırrı Süreyya Önder’e soruyorum, aldığım yanıt şöyle:
“AKP beş, on yıl daha türbanın ekmeğini yemek istiyor. Çözüyormuş gibi yaparak, türbana engel çıkaranları teşhir ediyor. Bir yasayla türbanı çözebilir, ama dertli dertli anlatarak, kendine hava yaratıyor. Bunu önlemek gerek. Ayrıca, BDP’nin seçim bildirgesinde türbanın serbest bırakılmasına dönük ilke var. CHP de farkında değil. Sürekli karşı çıkarak, yüzde 25 türbanı yüzde 75’e dayadı”.
Sırrı Süreyya Önder’e katılıyorum ama, Pavey’in sorunu çözülmüyor. Tatsız olan o.

X