Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Hayır ve de hayır

<B>SANMAYIN </B>ki, aynı uzlaşmazlık, aynı köhnelik ve aynı statükoculuk yolunun ortak yolcusu olan <B>Rauf Denktaş </B>ve <B>Tasos Papadopulos</B>’un<B> </B>karşılıklı biçimde ve ağlaya sızlaya <B>‘no, no, no’</B> çağrıları yapmaları, sırf Kıbrıs’a özgü istisnai bir olgudur.

Sanmayın ki, böyle ikiz ‘düşman kardeş’lere başka yerde rastlanmaz. Haşa! Sümme haşa!

Bunu iddia etmek, ‘bay ohi’ye ve ‘bay hayır’a haksız yere iftira atmak olur.

Çünkü, zahiren bakıldığı takdirde tam zıt kutuplarda oldukları izlenimini veren, fakat aslında birbirlerini tamamlayan bu tür insanların dünyada bir alay örneği var.

Ve de işte Fransa, işte Türkiye?

* * *

FRANSA dedim, zira perşembe günü de belirtmiştim, Paris’teki bir bölüm güç odağı AB’nin Ankara’yla üyelik müzakerelerine başlamasına ‘taş koymak’ istiyor.

Nitekim, ‘i’lerin üzerine nokta koymak için Cumhurbaşkanı Chirac’ın sözcüsü tarafından dün yapılan resmi açıklamada ‘Türkiye’ye ilişkin tutumun değişmediği’ özellikle vurgulandıysa da, aynı Chirac’ın iktidar partisi UMP daha önceki gün, tıpkı Denktaş ve Papadopulos’un Kıbrıs’taki ‘no’su gibi, Ankara’ya ‘niet’ dedi.

Ortada aman aman bir fol ve yumurta yokken bu ‘hayır’ da nereden çıktı?

Nasıl oluyor da, parti, en üst konumdaki kendi lideriyle çelişkili tutum takındı?

Cevap açık ve net, haziran ayındaki Avrupa Parlamentosu seçim kampanyası önemli ölçüde Türkiye’nin üyeliği teması etrafında dönecek.

Dolayısıyla, ‘merkez sağ’ nitelikli UMP üç hafta önceki bölgesel seçimlerde uğradığı hezimeti bir defa daha tekrarlamamak için, şimdiden ‘gardını alıyor’.

Pekii, kime karşı ‘gardını alıyor’?

‘E-ge-men-ci’lere karşı!

* * *

EFENDİM, bu ‘egemenci’ler, hani kendilerini ‘ulusalcı’ diye tanımlayan ve her kılığa giren bizim ‘statüko zaptiyeleri’miz var ya, işte onların tıpkısının aynısı!

‘Üzerine bastın, ayağını kaldır’ deyimi bundan daha cukka oturamaz.

Çünkü, nasıl bizim hazretler ayrıcalık yitirecekleri için ülkemizin özgürlük, refah ve uygarlık coğrafyasıyla bütünleşmesine çomak sokuyorlar; nasıl bunu önleyebilmek için Kıbrıs’ta çözümü avaz avaz reddediyorlar; nasıl küreselleşmeye lanet okuyarak işi Saddam avukatlığına vardırıyorlar; nasıl en ‘sağ’dan en ‘sol’a tüm siyasi yelpaze varyantlarında boy gösteriyorlar, işte Fransa’dakiler de aynen ve aynen öyle!

İşte, ırkçı Le Pen’den UMP’ci Dupont - Aignant’a ve işte ‘sağ cumhuriyetçi’ Villiers’den ‘nasyonal cumhuriyetçi’ Chevenement’e, istisnasız hepsi bir yandan ‘Fransızcılık’ (!) vaaz ederek Avrupa projesine karşı bayrak açıyor; diğer yandan da, büyük çoğunluk olarak Türkiye’nin AB üyeliğini ‘suret-i katiyye’de reddediyorlar.

Al Fransevi ‘egemenci’yi, vur Türki ‘ulusalcı’ya!

* * *

FAKAT, o ‘egemenci’lerin ‘hayır, hayır’ diye kıyameti koparttığı ve de artık Fransız ‘seçim sath-ı mailine’ soktuğu Türkiye, bizim öz be öz vatanımız!

Yani, neo-faşizan nitelikli Paris ‘egemenci’leri özünde ülkemizi Türk ve İslam kimliğimizden dolayı Avrupa’ya almayı reddederken, aynı oranda neo-faşizan Ankara ‘ulusalcı’ları (!) da onlarla aynı kaba def-i hacet eylemekten zerre utanmıyorlar.

Ve hem kel, hem fodul, AB ve çözüm yanlılarına da ‘hain’ iftirasını atıyorlar.

Dolayısıyla, Denktaş ve Papadopulos uzlaşmaya ortak ‘no’ diyormuş?

Ayol ne hayret, Türk ‘ulusalcı’ Fransız ‘egemenci’den farklı şey mi diyor?
X