Hayatın İçinden

Tuğrul ŞAVKAY
Haberin Devamı

Zincirlikuyu Mezarlığı

BİR süredir Zincirlikuyu’daki mezarlığın önünde bir faaliyet var.

Aldığım duyumlar burada bir cami yapılacağı yönündeydi. Bir de okuyucularım eski güzel giriş kapısının ne olduğunu soruyorlardı.

Bu konuyu Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı Mezarlıklar Müdürlüğü ile konuştum. Müdür Seyit Ahmet Olgun, buranın bir protokol mezarlığı olduğunu ve giriş çıkışı rahatlatmak amacıyla böyle bir düzenlemeye gidildiğini söyledi. Bu konuda Büyükşehir belediyesi Trafik Müdürlüğü ve Projeler Daire Başkanlığı’nda teknik çalışmalar yapılmış. Düzenleme bu çerçeve içinde gerçekleştiriliyormuş.

Olgun, burada çift yönlü bir trafik akışı gerçekleştirileceğini söyledi. Böylece trafiğin rahatlatılacağını anlattı.

Gerçekten Zincirlikuyu trafiği gittikçe bir düğüme dönüşmekte. Bu uygulama yararlı olacağa benziyor.

Ayrıca kapıya bir de güvenlik düzeni kurulacakmış.

Mezarlıklar Müdürü, eski güzel mermer girişin yıkılmış olmakla birlikte yeni giriş kapısında değerlendirileceğini de sözlerine ekledi. Cami meselesine gelince... Böyle bir uygulama olmayacağı iddia edildi.

Düzenleme bayramdan önceye bitirilmek istenmiş, ama malum 'bürokrasi'! kendisi de bürokrat olan Mezarlıklar Müdürü bürokrasiden yakındı.

Sonucu hep birlikte göreceğiz.

Fazıl Say konseri

BU hafta yaptığım en iyi şey galiba bir konser oldu. Borusan Filarmoni Orkestrası eşliğinde piyanist Fazıl Say çarşamba akşamı Lütfi Kırdar’da Çaykovski’nin 1. piyano konçertosunu yorumladı. Ama ne yorum!

Fazıl Say’ın ustalığını bu işi iyi bilen herkes göklere çıkartıyor. Uzmanlık dergilerinde bu piyanistimize müthiş övgüler yağdırılıyor. Ancak iş ustalıkla bitmiyor. Fazıl Say, klasik müziğe getirdiği yeni soluk ve yeni çarpıcı yorumuyla da çağın en önemli sanatçıları arasında yer almakta.

Çaykovski’nin 1. piyano konçertosu ilk gençliğimden beri en çok dinlediğim eserlerden biri. Büyük piyanistlerden sayısız icrasına tanık oldum. Fazıl Say ise bugüne kadar dinlediklerimden o kadar farklı ve bir o kadar da çarpıcı bir yorumu seslendirdi. Gürer Aykal yönetimindeki Borusan Filarmoni Orkestrası da kusursuz bir eşlik sergiledi.

Bu arada Fazıl Say’ın biste küçük kızı için yazdığı 'ballade'ı dinlerken bu büyük yorumcumuzun bestecilikteki ustalığına da tanık olduk

Kısacası İstanbul dün gece dünya çapında bir performansa sahne oldu.

Borusan’a ne kadar teşekkür etsek az.

Konser öncesi ve sonrası

KONSERDEN bir gün önce bilet arama derdine düştüm. Nedeni, bu çok önemli konserin ne yazık ki, yeterince duyurulmamış olmasıydı. Ben konseri Doğan Hızlan’ın o sabah yayınlanan yazısı sayesinde hatırladım. Sonunda da ancak balkondan bir bilet sahibi olabildim.

Allah’tan konsere bir saat önce gittim. Salonda o kadar uzun süre beklenemeyeceği için de soluğu dostum Rasim Bey’in Borsa Lokantası’nda aldım. Barda Doğan Hızlan ve Evin İlyasoğlu’na rastladım. Birlikte çok güzel bir saat geçirdik. Konser öncesi buluşmaların ayrı bir tadı var.

Bir önerim de konser sonrası için. Borsa acaba konser çıkışında acıkanlara özel bir akşam mönüsü sunamaz mı, diye düşündüm. Aynı öneri elbette konser öncesi için de geçerli. İngiltere ve Amerika’da bunun bir gelenek olduğunu hatırlatayım.

Konser sonrasında eve dönerken arabamın teybine Fazıl Say’ın biste çaldığı Bach’ın eserini koydum.

Konser arabanın içinde eve kadar sürdü...

Bir kitap: Osmanlı İmparatorluğu’nda Yaşamak

GEÇEN hafta içinde Türkiye ile yakından ilgili iki sosyal bilimci, François Georgeon ve Paul Dumont’nun derlediği makalelerden oluşan, 'Osmanlı İmparatorluğu’nda Yaşamak: Toplumsallık Biçimleri ve Cemaatlerarası İlişkiler (18.-20. Yüzyıllar)' başlıklı kitabını okudum.

Editörler, yabancı olmalarına rağmen, bizimle yakından ilgililer. Lübnan doğumlu olan Dumont, çocukluğunu İstanbul’da geçirmiş. Kendisi Fransa’da Türk dili, edebiyatı ve uygarlığı profesörü. Georgeon ise İstanbul Fransız Anadolu Araştırmaları Enstitüsü’ndeki çalışmalarıyla tanınmakta.

Kitap, İmparatorluğun son iki yüzyılına ait gündelik hayat ve uygulamalara ilişkin bilimsel değeri yüksek makaleleri içeriyor. Bilimsellik daima ön planda tutulmuş olmakla birlikte, yazılar sıradan tarih meraklısını sıkmayacak bir üslupla kaleme alınmış. Birçok makale sürükleyici birer hikaye gibi. Neredeyse nefes alınmadan okunuyor. Tabii bunda çeviriyi yapan Maide Selen’in akıcı üslubunun da rolü büyük.

Kitap İletişim Yayınları tarafından, orijinalinin basımından üç yıl sonra, Türkçe’ye çevrilerek bizim okurumuzla buluşturulmuş. Baskı sayısı ise bin adetle sınırlandırılmış.

Meraklısına tavsiye etmeden geçemedim.

Bunun evde geçirilecek bir hafta sonu için iyi bir öneri olduğunu düşünüyorum.

Yazarın Tüm Yazıları