Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Hafızayı beşer nisyanla malul

MELİH Gökçek, Ankara adaylığını partisinin Genel Başkanı Tayyip Erdoğan’dan koparmak için çok uğraştı. AKP’nin adaylığını geç açıkladığı Gökçek, bu süre içinde sürekli olarak "Sayın Başbakanımızın takdiridir" diyerek geleceğini Erdoğan’a endeksledi.

Hafızayı beşer nisyan ile maluldur.

Türk insanı da unutkanlığıyla meşhurdur.

Ayrıca 45 gün sonra oy kullanacak olan bazı gençler, bu ikilinin yolculuğu başladığında en fazla üç yaşındaydılar.

Bugün siyasi olarak Başbakan’a muhtaç olan Gökçek ile Erdoğan’ın siyasi yolculuklarını hatırlamakta fayda var.

Bundan 15 yıl önce Türkiye’de Refah Partisi rüzgarı esmişti. RP’nin belediye başkan adayları bir çok şehirle birlikte Ankara ve İstanbul Belediyelerini kazandı. İstanbul’da bugünkü Başbakan Tayyip Erdoğan, Ankara’da ise hala aynı görevi sürdüren Melih Gökçek oturdu başkanlık koltuğuna.

O yıllarda bu iki ismin başkanlığı, adaylık dönemindeki açıklamaları ve Genel Başkanları Necmettin Erbakan’ın demeçleri nedeniyle toplumun bazı kesimlerinde endişeler oluşmuştu.

Nitekim her iki isim de endişelenenlerin "yüzünü kara çıkarmadılar."

Bu iki ismin seçilmesiyle birlikte her iki şehirde de alkol yasakları başladı.

Erdoğan, bale sanatı için "Belden aşağı" dedi.

Gökçek ise, bazı heykelleri müstehcen bulup "Tükürürüm böyle sanatın içine" demekten çekinmedi.

Özellikle Gökçek, Başkent’in kimliğine müdahale eden icraatlara imza attı.

Amblemi değiştirdi, sokak isimleriyle oynadı, kendi ve vekilinin isimlerini caddelere, sokaklara, bulvarlara verdirdi, belediye çalışanlarını kavşaklarda araç saymaya zorladı, metro inşaatını durdurup gecikmeye neden oldu, toplumun tüm kesimleriyle kavga etti.

Bu liste uzayıp gider.

Bu iki "denk" isim Fazilet Partisi’nde de yol arkadaşlığı yaptı. Ancak milenyumda FP’nin kapatılmasıyla birlikte ikili arasında da iktidar mücadelesi başladı.

Erdoğan "yenilikçiler" nitelemesiyle AKP’yi kurmak için yola çıktı.

Gökçek ise rotasını başka yöne çevirdi.

Büyük törenlerle Demokrat Parti’ye katıldı. Televizyonlarda, gazetelerde boy gösterdi, açıklamalar yaptı.

Ne mi dedi?

11 Haziran 2002’de Akşam Gazetesi’nden İsmail Küçükkaya’ya verdiği ropörtaj:

"Erdoğan’a ciddi bir yönelim olduğu doğru. Çünkü alternatifi yok. Erdoğan’ın karşısına güçlü bir aday çıksa, oyları siler süpürür. İşte o isim ben olacağım."

Gökçek’in bu açıklamaları o gazetede "Tayyip’i silerim" başlığıyla yayınlandı.

Başka?

15 Aralık 2001’de Kanal D:

"Halk AKP’den geriye doğru kaçmaya başlamıştır. Yarın merkez sağda bir hareket ortaya çıktıktan sonra kesinlikle barajda boğuşacak bir siyasal hareket haline gelecektir."

Hiç hata yapmadığını düşünen belediye başkanımızın pusulası bazı siyasi öngörülerinde oldukça şaştı. AKP iktidar koltuğuna oturunca Gökçek de iyi bir manevrayla AKP’nin kapısını çaldı.

Aslında geçmişi tırmalamak, Gökçek yönetiminin Nazım Hikmet’in adını "önemli bir caddeye" verme hazırlıkları nedeniyle geldi aklıma.

Gökçek yıllar önce, AKM alanındaki Nazım heykeli için "Partim iktidara geldiğinde Nazım Hikmet’in heykelini kesin kaldıracağım. Türk vatandaşlığından atılmış bir kişinin heykelinin dikilmesine karşıyım" demişti.

Bugün Gökçek’in başkanvekilliğini yapan Seyfi Saltoğlu da, "Sokaklara Nazım Hikmet gibi isimler verilmemeli. Burası Başkent. Başkent’in şanına yakışır isimler koyalım" demekten çekinmemişti.

Bugün Gökçek ve Saltoğlu, en büyük Nazım Hikmet savunucusu oldular.

İşte siyaset böyle bir şey.

Ağızdan çıkan söz geri dönmüyor.

O yüzden çok dikkat etmek gerekiyor.



X